New LeftReview Dergisi’inde Marco D’eramo’nun bu yazısının bütününe katılmadığınızı, fakat bizler açısından durumun bu denli karamsar olmadığını, eğer küresel kapitalizmin dinamikleri işliyorsa, ABD’nin yaptırımlarının aynı bir bumerang gibi geri tepme ve Amerikayı vurma olasılığının da yüksek olduğuna inandığımızdan yayınlamayı uygun gördüğümüzü belirmek isteriz

7 Ekim’de bir dünya savaşı ilan edildi. Etkilerinden hepimiz acı çekecek olsak da, hiçbir haber istasyonu bununla ilgili haber yapmadı.

O gün, Biden yönetimi Çin’e karşı teknolojik bir saldırı başlattı ve yalnızca entegre devrelerin değil, aynı zamanda tasarımlarının, onları silikon üzerine “yazmak” için kullanılan makinelerin ve bu makinelerin ürettiği aletlerin de ihracatına katı sınırlar ve kapsamlı denetimler koydu.

Bundan böyle, eğer bir Çin fabrikası, Apple’ın cep telefonları veya GM’ninotomobilleri gibi malları üretmek için bu bileşenlerden herhangi birine ihtiyaç duyarsa, diğer firmalar bunları ihraç etmek için özel bir lisans başvurusu yapmak zorundalar.

ABD bu yaptırımları neden uyguladı? Ve yaptırımlar neden bu kadar şiddetli?

Çünkü ChrisMiller’ınbu yıl yayınlanan ChipWar: TheFightfortheWorld’sMost Critical Technology (Çip Savaşı: Dünyanın En Kritik Teknolojisi İçin Mücadele) adlı son kitabında yazdığı üzere, “yarı iletken endüstrisi her gün insan vücudundaki hücrelerden daha fazla transistör üretiyor”.

Entegre devreler (“yongalar”), arabadan telefona, çamaşır makinesine, tost makinesine, televizyonlara ve mikrodalga fırınlara kadar tükettiğimiz her ürünün – yani Çin’in yaptığı her şeyin – parçasıdır.

Bu nedenle Çin, yaygın algının aksine yalnızca %15’ini üretmesine rağmen dünyadaki yarı iletken ürünlerin %70’inden fazlasını kullanıyor. Aslında, bu son rakam yanıltıcıdır, çünkü Çin yapay zekada veya gelişmiş silah sistemlerinde kullanılan en son yongalardan (çiplerden) hiçbirini üretmemektedir.

Bu teknoloji olmadan hiçbir yere varamazsınız. Rusya bunu, Ukrayna’yı işgali nedeniyle Batı ona ambargo uygulamaya başlayınca, bazı büyük otomobil fabrikalarını kapatmak zorunda kaldığında öğrendi. (Yonga/çip kıtlığı aynı zamanda Rus füzelerinin göreceli etkisizliğine de katkıda bulunuyor – bunların çok azı yörüngelerini yönlendiren ve düzelten mikroişlemciler ile donatılmış “akıllı”füzelerdir.)

Bugün mikroçip üretimi küreselleşmiş bir endüstriyel süreçtir. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nden GregoryAllen tarafından sıralanan en az dört önemli “tıkanma noktası” ya da darboğaz şunlardır:

“1) AI (Yapay Zeka) çip tasarımları,

“2) elektronik tasarım otomasyon yazılımı,

“3) yarı iletken üretim ekipmanı ve

“4) ekipman bileşenleri/parçaları.

Allen bunu şöyle açıklıyor:

“Biden yönetiminin son eylemleri, ABD’nin bu dört tıkanma noktasındaki hakimiyetinden aynı anda yararlanıyor. Bu, ABD devletinin bu benzeri görülmemiş müdahalesinin, yalnızca tıkanma noktalarının kontrolünü korumaya yönelik değil, ama aynı zamanda Çin teknoloji endüstrisinin büyük kesimlerini aktif olarak boğmaya – öldürme niyetiyle boğmaya–yönelik yeni bir ABD politikasını başlattığını gösteriyor.”

Chris Miller buradabiraz daha ölçülü bir analiz yapıyor: “Bunun mantığı” diye yazıyor, “vites kutusuna kum dökmektir”, ama“yeni ihracat ambargosu Soğuk Savaş’tan bu yana görülenlerin hiçbirinede benzememektedir” diyor.

Financial Times gazetesinin ABDdalkavuğu yorumcusuMartin Wolfbile “ABD’nin yarı iletkenlerin ve ilgili teknolojilerin Çin’e ihracatına ilişkin yakın zamanda ilan ettiği kontrollerinPekin için Donald Trump’ın yaptıklarından çok daha fazla tehdit oluşturduğunu” gözlemlemeden edemedi. “Amaç açıkça Çin’in ekonomik gelişimini yavaşlatmak! Bu bir ekonomik savaş eylemidir. Herhangi birisi bunu tasvip edebilir ama bunun çok büyük jeopolitik sonuçları olacaktır.”

“Öldürme niyetiyle boğmak”, hipersonik füzelerden yapay zekaya kadar Çin silah sistemlerinin teknolojik gelişmişliğinden ciddi şekilde rahatsız olan Amerikan imparatorluğunun hedefinin ne olduğunu iyi anlatıyor. Çin, böyle bir ilerlemeyi, ABD’nin sahip olduğu veya kontrol ettiği teknolojiyi kullanarak sağladı.

Pentagon ve Beyaz Saray, “küresel rakiplerinin” kendilerinin sağladığı araçlarla dev adımlar atmasını izlemekten giderek daha fazla rahatsız oldular. Çin ile ilgili endişe, yalnızca Trump yönetiminin geçici bir dürtüsü değildi. Bu tür kaygılar, şu anda çokça kötülenen selefiyle aynı hedeflerin peşinden koşan Biden hükümetince de paylaşılıyor, hem de daha büyük bir hamle yaparak.

ABD duyurusunun zamanlaması, Çin Komünist Partisi Ulusal Kongresi’nin açılışından sadece birkaç gün öncesine denk düştü. Bir anlamda Beyaz Saray, bu ihracat yasağıylaŞiCinping’in siyasi üstünlüğünü pekiştirmeyi amaçlayan süreçlere müdahale etti.

Rusya’ya uygulanan ve mikroçiplere yönelik ambargo dışında oldukça etkisiz olduğu kanıtlanan yaptırımların çoğundan farklı olarak, Çin’e getirilenkısıtlamaların başarılı olması, yarı iletken pazarının benzersiz yapısı ve üretim sürecinin özellikleri göz önüne alındığında, yüksek bir olasılıktır.

Mikroçip endüstrisi, öteki endüstrilerden coğrafi dağılımı ve finansal yoğunlaşması ile ayırt edilir. Bu, üretimin aşırı ölçüde sermaye-yoğun olmasından kaynaklanmaktadır. Dahası, endüstrinin dinamiği “performansın” (yani bir yandan daha az elektrik tüketirken bir yandan da eskisinden daha karmaşık algoritmaları işleme kapasitesinin), sürekli “daha iyileştirilmesi”ne dayandığından, sermaye yoğunluğu zaman içinde hızlanır.

1960’ların başında geliştirilen ilk katı entegredevreler 130 transistöre sahipti. 1971’in özgün Intel işlemcisinde 2.300 transistörbulunmaktaydı. 1990’larda tek bir çiptekitransistör sayısı 1 milyonu geçmiş, 2010’da ise 560 milyona ulaşmıştı. 2022 yılında Apple iPhone 114 milyartransistöriçeriyor.

Transistörler küçüldükçe, onları yarı iletken bir zemin üzerinde üretme teknikleri giderek daha karmaşıklaştı; çiptasarımı üzerinde dolaşan ışık hüzmesiningiderek daha da kısalan bir dalga boyuna sahip olması gerekti.İlk başlarda kullanılan ışınlar görünür ışıktı (dalga boyu bir metrenin 700 ile 400 milyarda biri, yani 700-400 nanometre(nm)) idi. Yıllar içinde bu önce 190 nm’ye, aşırı morötesidalgaboyuna ulaşmadan 130 nm’ye düşürüldü: Şimdi ise sadece 3 nm. Ölçeğin anlaşılması açısından,tek birtümkatmanlıCovid-19 virüsünün (virion) boyutu, bunun hemen hemen on katıdır.

Bu mikroskobik boyuta ulaşabilmek için son derece karmaşık ve pahalı teknolojiler, inanılmaz hassaslıkta lazerler, optik cihazlar ve en saf elmaslar gerekmektedir.

Yeterince kararlı ve odaklanmış bir ışık hüzmesiüretebilen bir lazer, dünyanın dört bir yanına dağılmış onbinlerce uzman şirket tarafından üretilen 457 bin 329 parçadan oluşur. Bu özelliklere sahip tek bir mikroçip “yazıcı”nın(printer) değeri 100 milyon ABD dolarıdır. Bu “yazıcı”nınen son modelinin maliyeti ise 300 milyon dolardır.

Bunun anlamı şudur: Bir elektronik çip fabrikası açmak için ihtiyaç duyulacak yatırım en az 20 milyar ABD dolarıdır. Bir uçak gemisi de hemen hemen aynı maliyetle üretiliyor.

Bu yatırımın çok kısa bir sürede meyvesini vermesi beklenmektedir, çünkü birkaç yıl içinde bu çiplerin yerini tamamen yeni ekipman, yeni tasarım mimarisi ve süreçler gerektiren daha gelişmiş, kompakt, daha fazla minyatürleştirilmiş yeni model çip alacaktır.

(Bu sürecin fiziki sınırları vardır.Bugüne dek yalnızca birkaç atom kalınlığında olan katmanlara kadar ulaşıldı.Bu yüzden artık kuantum bilgisayımına (computing) yüklü yatırım yapılıyor; belirli bir eşiğin altındakuantum belirsizliğinin fiziksel sınırına ket vurulamıyor, bu alan değerlendirilmeyi bekliyor.)

Günümüzde çoğu yarı iletken firması yarı iletken üretmiyor; sadece ürün mimarisini tasarlıyor ve üretim planlamasını yapıyor. Bu nedenle onlara takılan standart ad,“fabless”dır (“fabrikasyon olmadan”, üretimi dış kaynaklara yaptırarakgerçekleştiren).

Ancak bu işletmelerin gerçekte (ufak çaplı) zanaatkâr firmalar olmadığı söylenmelidir: Üç ​​örnek vermek gerekirse, Qualcommfirması 45 bin işçi çalıştırıyor ve 35 milyar ABD dolarlık bir ciroya sahiptir;Nvidia’nın 22 bin 400 çalışanı ve 27 milyar ABD dolarlık geliri, AMD firmasının 15 bin çalışana karşılık 16 milyar ABD dolarlık geliri var.

Bu durum, teknolojik modernleşmemizin kalbindeki paradoksa işaret ediyor: Giderek artan ölçüde sınırsız minyatürleştirme, her zamankinden daha büyük, devasa tesisler gerektiriyor. Öyle ki, yıllık 700 milyar ABD dolarlık bütçesiyle ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un gücü, bu masrafları karşılamaya yetişmiyor.

Öte yandan, her biri aşırı uzmanlaşmış olan, farklı teknolojiler tarafından üretilen yüzbinlerce farklı bileşenin bir araya getirilmesi,eşi görülmemiş düzeyde bir entegrasyonu gerektiriyor.

Yoğunlaşmaya yönelik basınçtan kaçılamaz. Son teknoloji mikroçipleri “basan” makinelerin dünyada üretimi, tek bir Hollandalı firmanın (ASM International) tekelindedir; çiplerin üretiminiise (çip türü olarak, mantık, DRAM, flash bellek veya grafik işleme gibi belli alanlarda uzmanlaşmış) sınırlı sayıda şirket yapmaktadır. Amerikan şirketi Intel, neredeyse tüm bilgisayar mikroişlemcilerini üretiyor. 90’ların sonunda krize girmeden önce, 1980’lerde son derece başarılı olan Japon sektörü, şimdi Güneydoğu Asya’daki fabrikaların bakımını yapan AmerikalıMicronşirketi tarafından yutuldu.

Ancak, malzeme üretimi alanında yalnızca iki fiilen dev şirket var:

Biri, ABD’nin, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesinden önce tehditkarşekilde büyüyen Japonya’nın yükselişine karşı tercih ettiği Güney Kore firmasıSamsung; diğeri ise dünyanın gelişmiş çiplerinin %90’ını üreten, Amerika’nın tüm “fabless” firmalarına ürün tedarik eden TSMC’dir (Tayvan Yarı İletken Üretim Şirketi). 51 bin çalışanı olan TSMC’nin cirosu 43 milyar ABD doları, kârı ise 16 milyar ABD dolarıdır.

Kaynak: Chip Wars, Chris Miller, 2022, s. 197

Çip üretim ağı, Hollanda, ABD, Tayvan, Güney Kore, Japonya, Malezya arasında dağılmış fabrikalarla oldukça farklılık göstermektedir (ancak yukarıdaki haritada gösterildiği gibi firmaların Doğu Asya’da kümelendiğine dikkat edilmelidir).Bunlar aynı zamanda devasa yatırım seviyelerine sahip bir avuç yarı-tekelde yoğunlaşmış durumdadır. (ASML morötesi litografide, Intel mikroişlemcilerde, NvidiaGPU’larda, TSMC ve Samsung da fiili üretim alanında uzmanlaşmıştır.)

Büyük “fabless” firmaları tarafından hazırlanan mikroçip tasarımları üzerindevarolan ve malzemeleri fiilen üreten tabi devletlerdeki şirketlere karşı muazzam bir kaldıraç olarak kullanılabilen bir Amerikan tekeli. İşte ABD yaptırımlarını bu kadar etkili kılan ağ budur.

ABD, Çin’in teknolojik ilerlemesine etkin bir set çekebilir, çünkü dünyanın hiçbir ülkesi bu sofistike sistemleri geliştirmek için gerekli yetkinliğe veya kaynaklara tek başına sahip değildir. ABD’nin kendisi de Almanya’da, İngiltere’de ve başka yerlerde geliştirilen teknolojik altyapıya dayanmak durumundadır.Yine de, sorun sadece bir teknoloji sorunu değildir; eğitimli mühendisler, araştırmacılar ve teknisyenler de gereklidir.

O halde Çin için tırmanılacak dağ oldukça dik, hatta baş döndürücüdür. Bir bileşeni tedarik etmeyi başarırsa, başka birinin eksik olduğunu fark edecektir… Bu sektörde teknolojik otarşi mümkün değildir.

Beijing doğal olarak, bu kısıtlamaların geleceğini öngörerek, bir süredir hem çip biriktirerek hem de yerel çip üretim teknolojisinin geliştirilmesi için fantastik meblağlarda yatırım yaparak kendisini buna hazırlamaya çabaladı. Üretimde bazı ilerlemeler kaydetti: Çinli SIMC şirketi,(SemiconductorManufacturing International Corporation) şimdi çip üretiyor, ancak kullandığı teknoloji TSMC, Samsung ve Intel’in birkaç kuşak gerisinde kalıyor.

Ancak, nihayetinde, Çin’in rakiplerini yakalaması imkansız olacaktır. Litografik makinelere veya ASML tarafından sağlanan aşırı morötesi makinelerine ulaşamaz, çünkü ASML ihracatı durdurdu.

Çin’in bu saldırı karşısındaki acizliği, Amerikan yaptırımlarına karşı herhangi bir önlem getiremeyen veya misilleme yapamayan Beijingyetkililerinin resmi yanıt vermemesinden açıkça anlaşılıyor. Tercih edilen strateji simülasyon dışı görünüyor: Canyeleğiolmadan denize atılmak yerine güneşin altında, açıklıkta (biraz da casusluk yaparak) çalışmaya devam etmek.   

Amerikan ambargosunun sorunu ise şudur;TSM’nin (ve de Samsung, Intel ve ASML’nin) ihracatının büyük bir bölümü,endüstrisi ilhak etmek istediği adaya bağlı olan Çin’e yapılmaktadır. Tayvanlılar, yarı-iletken endüstrisinin kendi ulusal güvenlikleri için taşıdığı önemli rolün tamamen farkındalar, öyle ki buna “silikon kalkanları” diyorlar.

ABD, bu endüstri üstündeki kontrolü yitirmemek için her şeyi yapabilir ve Çin de, bu tesisleri bir istila ile yok etme lüksünü göze alamaz. Ancak, bu akıl yürütme çizgisi, ABD ile Çin arasındaki mevcut Soğuk Savaş’ın patlak vermesinden önce çok daha sağlamdurmaktaydı

.

Aslına bakarsanız, Biden yönetimi, Çin’e yönelik mikroçip yaptırımlarının açıklanmasından iki ay önce, çıkardığı Çip ve Bilim Yasası ile,üretim sürecinin en azından bir bölümünün ABD’ye geri getirilmesi amacına 50 milyar dolar ayırdı ve pratikte Samsung ve TSMC şirketleriniABD topraklarında yeni üretim tesisleri inşa etmeye (ve eskilerini de yenilemeye) zorladı.

Samsungo günden bu yana, önümüzdeki on yıl içinde Teksas’da11 (onbir) yeni tesis kurmaya 200 milyar dolar yatırım yapmaya söz verdi. Tabii bu süre onyılları da bulabilir.

Bütün bunlar, ABD’nin üretim aygıtının bir kısmını “yerelleştirmeye / gayrı-küreselleştirmeye” istekli olması durumunda, neredeyse kırk yıldır karşılıklı angajmanagirmiş olan Çin ve ABD ekonomilerini birbirinden ayırmanın son derece zor olduğunu göstermektedir.

Üstelik,ABD’nin, diğer müttefiklerini (Japonya, Güney Kore, Avrupa) ekonomilerini Çin’inden ayırmaya ikna etmesi daha da karmaşık bir meseledir. Çünkü bu devletler, tarihsel olarak,bu tür ticari bağları üzerlerindeki Amerikan boyunduruğunu gevşetmek için kullandılar.

Bunun en güzel tipik örneği, Ukrayna’daki savaşın en büyük kaybedeni olan Almanya’dır.

Bu çatışma, Alman seçkinlerinin son elli yılda izlediği her stratejik kararı sorgulamaktadır.

2000’li yılların başından bu yana, Almanya ekonomik ve dolayısıyla politik servetlerini, yıllık 264 milyar dolar değerindeki ticaretle başlıca ticari ortağı olan Çin ile olan ilişkisine dayandırdı. Bugün Almanya, Pekin ile Washington arasındaki ilişkilerin soğumasına veUkrayna’da cereyan eden ve Alman blokuile Çin arasındaki Rus aracılığını bozan savaşa rağmen, Çin ile ikili bağları güçlendirmeye devam ediyor. 

Haziran ayında, Alman kimya üreticisi BASF, Çin’in güneyindeki Zhangjiang’da yeni bir tesise 10 milyar dolaryatırım yaptığını duyurdu. Başbakan OlafScholz, Volkswagen ve BASF’ınyönetim kurulu üyelerinden oluşan bir heyete başkanlık ederek bu ayın başlarında Beijing’iziyaret etti. Şansölye, Çin’in Cosco şirketinin Hamburg limanındaki konteyner gemileri için bir terminale yaptığı tartışmalı yatırımı onaylama sözü vererek, hediyelerle geri geldi. Yeşiller ve Liberaller buna itiraz ettiler, ancak Şansölye bu itirazı, Cosco’nun hisselerinin, veto hakkı olmaksızın % 24,9 civarında olacağını ve Hamburg’un terminallerinden yalnızca birini kapsayacağını belirterek yanıt verdi. (Cosco, 2016’da Pire’yi tamamen satın almıştı.) Sonunda, Alman iktidar koalisyonunun daha Atlantikçi kanadı buna boyun eğmek zorunda kaldı.

Mevcut konjonktürde, bu minimal jestler – Scholz’un Pekin’e yaptığı gezi, Hamburg’a 50 milyon dolardan az bir Çin yatırımı – bile özellikle son Amerikan yaptırımlarının ardından, büyük itaatsizlik eylemleri gibi görünüyor.

Ancak Washington, sanki neo-liberal dönem hiç yaşanmamış gibi, sanki son on yıllar boyunca, ekonomilerini birbirleriyle birleştirmeye teşvik edilip zorlanmamış ve şimdi sökülmesi son derece zor olan bir karşılıklı bağımlılık ağını inşa etmemişler gibi, Asyalı ve Avrupalı tabi müttefiklerinin (vasallarının), gayrı-küreselleşmeyi kolayca hazmetmesini bekleyemezdi.

Öte yandan, savaş patlak verdiğinde, tabi güçler (yani vasallar)hangi safta olacaklarına karar vermek durumundalar. Ve bu, milimetrenin milyonda biriuğruna verilmiş olsa da, muazzam bir savaş şekillenmektedir.

New LeftReview Dergisi’nin Sidecarblogunda14 Kasım 2022 tarihinde yayınlanan bu yazıyı, Türkçeye Feride Hikmet kazandırdı