14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kaldı ve partiler gerek sahada, gerekse salonlarda adaylarını tanıtma kamuoyuna mesajlarını verme konusunda hız kazandı.

Ülke genelinde yürüyen seçim atmosferi her ne kadar TV ve iletişim kanallarından takip etsek  kentin bölgenin nabzını tutmakta öyle sanıldığı kadar kolay değil.

AKP-MHP Bloğu, diğer yandan Millet İttifakı ve toplumsal muhalefetin diğer bileşenleri seçimin kaderini kim belirleyeceği konusunda, gerek sahada gerekse masa başında taktik çalışmalarını sürdürüyor.

Bölgede ana yarış doğal olarak AKP ve Millet ittifakı (CHP) listeleri arasında geçecek.

İYİ Parti’nin beklenen birinci sıra adayı Yavuz Erkmen olmayınca İl ve ilçe örgütlerinin kendi içindeki kavgaları bir anlamda İYİ Parti seçmenini darmadağın etti.

İl Başkanlığı ve Merkez İlçe başkanlığının kongre sürecinden başlayan kavgalı atmosfer liste savaşlarına dönüştü.

İYİ Parti Genel Merkezi’nin aday sıralaması sonrası kavganın dili de, yönü de değişti.O nedenle İYİ Parti’nin bu kavgasının nereye yarayacağını seçim sonucunda ortaya çıkacak.

Şunu kişisel olarak belirtmeliyim ki, AKP’nin bir elinin İYİ Parti’nin dağılmasında etkili olduğuna ortaya çıkan tablolardan daha da netleştiği ve bu dağınıklığın Millet İttifakına değil AKP’ye yaradığını söyleyebilirim.

Şunu da belirtmeliyim genel merkez düzeyinde sağlanan Millet İttifakı otoritesi, hoşgörüsü, otoritesi yerelde aynı düzeyde gitmediğini ve yükün neredeyse ilçe başkanlıkları eliyle yürütüldüğü görüldü.

Bu durum İYİ Parti kitlesinin kararsızlığını Akşener’e mi? yoksa AKP’ye mi? yarar göreceğiz.

Diğer yandan en sıkıntılı durumlardan biri AKP kanadı. İktidarda olmasına rağmen İl Başkanı Muammer Avcı’nın kısa sürede Partide ki görevi gereği Milletvekilliğini kazanma şansının, geçmişten bugüne partiye emek verenlerin tepkisine neden oldu.

Azımsanmayacak derecede kırgın kitlenin olduğu AKP kanadında, umutlar İl Başkanı Mustafa Çağlayan’a kilitlendi.

Çağlayan’ın gerek tecrübesi gerekse ideolojik kodları açısından parti tabanında oldukça sevilmesi yaşanan süreci telafi eder mi bilinmez.

Bir diğer konu ise AKP’li Belediye Başkanı Ömer Selim Alan’ın Mustafa Çağlayan ile yaşadıkları sorunlarda hafızalarda. Başkan Alan’ın kent yönetimi ile ilgilide sıkıntılı süreç yaşanıyor.

Özellikle, yıkma, satma üzerine kurulu stratejik yönetme, kentte olumsuzluk olarak sandığa yansıyacağa benziyor.

Tüm bunların yanında AKP’nin en zor sınavı ise Vadi bölgesi.

Vadinin incisi durumunda olan ve her geçen gün merkeze dönüşen Çaycuma’nın ve CHP’li Bülent Kantarcı ile ekibinin kentleşme konusunda ve geleceğe yönelik planlamaları sadece Çaycuma merkezinde değil tüm Vadiyi kapsayan önemli bir avantaj.

Bu durum AKP’nin bölgeye yüklenmesinden ve aday sayısını bir iken ikiye çıkarmasından çok rahat anlaşılabilir. AKP Çaycuma, Gökçebey ve Devrek İlçeleri ve beldelerin de Millet İttifakı Yerel yönetimlerinin iktidar olması ve hizmetlerinden dolayı vatandaşların memnuniyetini bildiğinden olacak sadece Milletvekili sayısında değil bu kez devreye AKP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da soktu.

Erdoğan Doğal Gaz’ın karaya çıkma töreni için Perşembe günü Filyos’ta olacak. Erdoğan’ın gelişi nedeniyle yaklaşık 10 Bin kişiye iftar yemeği verilecek. Tüm bu yüklenmeyi anlamak için kâhin olmaya gerek yok

Doğal Gaz üretim ve dağıtımı her ne kadar ülke ekonomisi, enerji politikasına önemli bir avantaj sağlamasının yanında asıl zamanlamanın, eli çabuk tutmanın nedeni Vadi bölgesinde seçimi kazanmak ve gelecekteki yerel yönetimleri kazanmak üzere kurgulandığı kesin.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, aslında tüm bu hareketler Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı ile AKP ve Erdoğan arasında bir yarışa döndü diyebiliriz.

Daha öncede yazmıştım, “bu seçim bir anlamda Bülent Kantarcı’nın seçimi” diye.

Şimdi 14 Mayıs yaklaştıkça, aday isimleri açıklandıkça, Erdoğan’ın Gaz’ı seçim öncesi karaya çıkarması ve Vadi’ye yüklenmesiyle daha da somutlaşıyor. Bu nedenle bu yarış bölgenin bir anlamda geleceğinin de oylanacağı seçim diyebiliriz. Aynı zamanda bu seçim toplumun daha özgür ve daha demokratik bir yaşam tarzı mı? Yoksa ekonomik taleplerin ve hizmetin karşılandığı adına modern denen yaşam alanlarının varlığımı? Bir yanda caddelerimizin konforunun değiştiği, Cafe ve restoranların ışıl olduğu bulvarlar mı? Yoksa arka sokaklarda, yeni yeni oluşan getto dediğimiz, daha çok yoksul ve emekçilerin oluştuğu yeni yeni bölgeler mi? İşte Vadi bir yandan modern bir kente dönüşürken diğer yandan yeni yeni toplumsal katmanlar, işçi sınıfı kent yoksullarının da oluştuğu bir merkeze dönüşüyor.

İşte bu seçim nasıl? Ne için yaşamalıyız seçimi.

Sağlıcakla kalın

Reklam