Ziya Gökalp Cad. No: 61 Fındıkzade/İstanbul’da bulunan Mülkiyeti, Zonguldak Yüksek Öğrenim Derneği’ne ait iken, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin ardından önce Derneğin kapatılması, sonrasında yurda el konulmasının ardından tam 43 yıl sonra o yurtta kalandan birini Maksut Kamitoğlu’nu sevenlerin gözyaşları arasında son yolculuğa uğurlandı.

Bu uğurlamanın ardından, Harita Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK, sosyal medya hesabından şu çağrıyı yaptı.

Zonguldaklı Yerel Yöneticilere, Zonguldak Sivil Toplum Örgütlerine, Zonguldaklı Siyasetçilere, Zonguldaklı İş İnsanlarına, Zonguldaklı Kültür Ve Sanat İnsanlarına, Zonguldaklı Yerel Basın Kuruluşlarına, Zonguldaklı Yöneticilere, Zonguldaklı Kanaat Önderlerine, Zonguldak Halkına Çağrımdır!

Bir arkadaşımızın daha aramızdan ayrılmasının ardından, arşivimde ortak fotoğraflarımızı ararken, Ziya Gökalp Cad. No: 61 Fındıkzade/İstanbul adresi olarak belleğimde yerleşmiş bulunan Zonguldak Öğrenci Yurdu’nu çok derin bir hüzünle bir kez daha anımsadım.

Hüznüm, bu yurdun artık Zonguldaklılara ait olmamasından…

El konulan yurdun Özel İdareye devredildiğini, Kredi ve Yurtlar Kurumu’na tahsis edildiğini duyuyordum. Şimdi kimin biliyor musunuz? Fatih Tapu Müdürlüğü’ndeki tescil bilgilerine göre, 04.08.2016 tarihinden bu yana BİLFEN EĞİTİM KURUMLARI A.Ş.’nin…

Yurdumuza el konulmasından sonra nasıl bir süreç işlediyse?

Mülkiyeti, Zonguldak Yüksek Öğrenim Derneği’ne ait iken, 12 Eylül 1980 faşist darbesinin ardından önce Derneğin kapatılması, sonrasında yurda el konulmasından dolayı, bizim değil o yurt artık…

Oysa benim o yurdu sevgiyle, özlemle anımsamam ve anmam gerekiyordu…

Kuşkusuz hem o yurtta yaşarken saldırılar sonucu yaşamını yitiren arkadaşlarımızı hem de yaşamın akışı içinde aramızdan ayrılanları da unutmadan…

Ben, ömrümün 6 güzel yılını (1972-1978) o yurtta geçirdim…

O kadar çok yaşanmışlık var ki… Anılarımız, fotoğraflarımızda, yüreklerimizde, ruhumuzda…

Bu yurt, Zonguldak Yüksek Öğrenim Derneği tarafından 1965 yılında açılmıştı… Nice hemşerimize, öğrencilikleri sırasında ev sahipliği yapmıştı…

O yurtta barınarak öğrenimlerini tamamlayanların çoğu Zonguldak’a geri dönerdi.

Geri dönenlerden Zonguldak yerel kurumlarında, dönmeyenlerden ülke yönetiminde, siyasette, toplumsal yaşamın çok çeşitli alanlarında önemli roller, görevler almış yüzlerce hemşerimiz, öğrencilik yıllarında barınma sorununu bu yurtta çözmüştü.

Birinci katta kızlar, üst katlarda erkekler kalır; kantinde barış, sevgi, saygı, hoşgörü, dayanışma içinde yaşamlarımızı paylaşır, sosyalleşirdik.

Zonguldak’ın yaşamındaki etkileri açısından bu yurdun tarihi başka çalışmaların konusu olabilir… Olmalıdır da…

Benim içimi acıtan şu: Bu yurda 12 Eylül faşist darbecilerinin el koymalarından sonra, yurt, Karaelmas Kız Öğrenci Yurdu oldu.

O yurtta yaşayan, bir yakını yaşayan, hiçbir yakını yaşamamış olan hiç kimse, hiçbirimiz, 12 Eylül koşullarında gerçekleşen bu el değiştirmeye itiraz etmedi.

Ülkemizin en önemli ve bizleri bugünkü sıkıntılı günlere getiren sürecin başladığı o büyük kırılma koşullarında yapılan müsadereye, el koymaya sesimizi çıkarmadık, çıkaramadık.

12 Eylül darbecileri, bizim yurdumuza resmen çöktüler…

Ve Zonguldaklı gençler, okumak için geldikleri İstanbul’da kendilerine başka barınaklar aramak zorunda kaldılar.

Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir hukuk devleti olduğunu bilen bir kişiyim. Hukukun ne anlama geldiğini, toplumu düzenleyen kurallar arasındaki yerini ve anlamını da biliyorum. Hukukta “hak düşürücü süre” kavramının ne anlama geldiğinin de bilincindeyim. Çok özel durumlar dışında, hukuk kurallarının geriye yürümezliğini de öğrendim… Müsaderenin, el koymanın ne anlama geldiğini de biliyorum… Eğitimimin ve çalışma alanlarımın içinde eşya hukuku, tapu sicilinin tutulmasında devletin sorumluluğu, devlete güven, yolsuz tescil konuları da var… İç hukukun yetersiz kaldığı noktalarda, evrensel hukukun dayanak olabileceğinin de fakındayım.

Tüm hukuksal kısıtlamaların, iç hukuka göre düşmüş görünen hak arama sürelerinin, tepkisizliklerimizin, kaçırdığımız eşiklerin bilincinde olarak benim çağrım yine de şudur:

• Tam 43 yıldır süren sessizliğimizi bozmanın bir yolunu bulamaz mıyız?

Filler ile Alpler’i geçmenin olanaksız olduğunu söyleyen komutanlara yanıt olarak ünlü Kartaca komutanı Hannibal’a atfedilen Latin atasözü şöyledir: “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız…”

• Askeri amaçlarla söylenmiş olan bu sözün siyaseten de idareten de hukuken de önümüzü aydınlatmasını sağlayamaz mıyız?

• Önce Zonguldak Valiliği’nin tozlu raflarında duran Zonguldak Yüksek Öğrenim Derneği’ni gün ışığına çıkarıp canlandırarak yola koyulamaz mıyız?

• Bir hak arama mücadelesi başlatamaz mıyız?

Zonguldaklı hukukçuların, siyasetçilerin, yöneticilerin, kanaat önderlerinin, uzmanların bu konuda bir yol haritası oluşturmaları için önlerinde bir engel olmadığını düşünmüyorum. Bir birikim yetersizliği olduğunu da düşünmüyorum. Zonguldak, bu konuda çözüm üretecek kadar akıllı insanlar yetiştirmiştir. Zonguldak’ta bu konuda bir kamuoyu oluşturmada etkili olabilecek yüzlerce gönüllü, önder, aktivist olduğunu da düşünüyorum.

O yurt bizimdi, Zonguldaklılarındı…

• O yurdu yine bizim, Zonguldaklıların yurdu yapmak için bir süreç başlatamaz mıyız?

Uzatmak istemiyorum.

Çağrım basit ve açıktır: Şimdi bir özel sektör kurumunun eline geçmiş olan yurdu, mülkiyetiyle birlikte geri alarak, yine Zonguldaklı gençlerin, kızların, erkeklerin barındığı bir Zonguldak Öğrenci Yurdu’na dönüştürmek…

Çağrım budur…

Kendimi de listeye koyarak, bu konuda bir birliktelik oluşturacak olanlarla yola çıkmak…

Önemli olan o yolculuğa çıkmak bence…

Vicdanlarımızın yükünden bu yolculukta kurtulabiliriz ancak…

Prof. Dr. Erol KÖKTÜRK

(Harita Y. Mühendisi)

Reklam