Özgür Halkın Sesi Yazarlarından Susma Dostu Ahmet Öztürk, Oğlumuz Üstüngel Arı’nın Romanı ‘Baki Kalan’ı köşesine taşıdı. Teşekkür ediyoruz.

Sadeliğin Zarafeti

Ahmet Öztürk

Çok yalın, çok duru, durmuş oturmuş bir dili var Üstüngel Arı’nın. Duygularını gereksiz ayrıntılardan, süslü ifadelerden ve karmaşık yapılardan kaçınarak sade ve etkili bir biçimde aktarmayı beceriyor. Bu da okuyucunun metni kolayca anlamasını sağladığı gibi, doğrudan duyguya da ulaştırıyor. Son romanı “Baki Kalan”ı da duru bir Türkçe ve yalın bir anlatımla kaleme almış Üstüngel. Sadeliğin olanca zarafetiyle doğrudan okurun ruhuna dokunacak edebi bir yapıt çıkarmış ortaya. Olaylar tanığı olduğum zaman diliminde geçtiği için tarihsel geri planını da son derece doğru kurduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sadeliği güzelliğe dönüştüren bir derinliğe sahip olan kitap, sürükleyici bir ritme de sahip.Hemen şunu söyleyeyim: Bir edebiyatçı olmadığım gibi kitap eleştirmeni hiç değilim. Aslında edebi eserler hakkında bir şeyler söylemek, bencileyin bir ümminin haddi de hakkı da değil. Ancak bu konularda yazan insan sayısı çok az ne yazık ki. Okuduklarımdan anladıklarımı paylaşmaktan, niyet okuması yapmadan tartışılmasından büyük keyif alıyorum ayrıca. Bu duygu, çok daha etkin bir okumaya itiyor beni. Bende kalanlar hakkında daha derinlikli düşünüyor, satır aralarına da bakarak fikir oluşturmaya çalışıyorum. Bu çaba sırasında aldığım yazınsal haz da yanıma kâr kalıyor tabii ki…

İLK ROMANI İÇİN NELER DEMİŞİM?

İlk kitabı için: “Üstüngel, çocukluk arkadaşım Bahaddin Arı’nın oğlu… Annesi Sevim Arı’yı ise Bahaddin’in yüreğine sızı düşürdüğü 1980’den beri tanırım… Kendisi bu tanımdan ne kadar hoşlanır bilemem ama bizim çocuk sayılır yani… Lise yıllarında çıkardığı kültür-sanat dergisi epey şaşırtmıştı beni, o yaşlara göre son derece nitelikliydi çünkü… Sonra Kocaeli Üniversitesine arkeoloji okumaya gitti. Doğrusu ya içimdeki sızıdır, bugün fırsatım olsa arkeoloji okurum. Bir Roma yazıtını ya da bir Sümer tabletini ilk okuyan biri olup zamanın içindeki insanı keşfetmek nasıl kışkırtıyor içimi… Neyse… Bizim çocuk okul yıllarında televizyon sektöründe çalışmaya başladı, hatırı sayılır programlarda metin yazarı olarak çalıştı… Şimdi de bir yazar olarak karşımızda… ‘Hikâyesi Olan Ölüler’ adlı kitabı son derece başarılı bir roman olarak iki yıldır kitapçı raflarında… Bir genç yazarın ilk kitabından beklenmeyecek kadar akıcı bir dil, varsıl bir anlatım ve aforizma çeşitliliği içeriyor… İmza gününü yapamadık nedense Zonguldak’ta… Umarım ikinci kitabında o da olur. Bir kenara not alın… Şayet çileli yolu seçer ve edebiyat dünyasının içinde kalmakta ısrar ederse, ileride tüm Zonguldaklıların adını gururla anacağı bir yazar geliyor…” demişim ta 2016’da.

BU DA İKİNCİ ROMANI İÇİN YAZDIKLARIM

2017’de yayımladığı ikinci kitabı için de: “Üstüngel Arı’nın ikinci kitabı Y.Ü.K’ü soluk soluğa okudum… İlk kitabından sonra da yazdım; başka heveslere kapılmaz, kıskançlığı hasede rahmet okutacak düzeyde olan edebiyatın çilesine katlanmaya devam ederse Zonguldak çok iyi bir yazın insanına sahip olacak… Üstüngel; tertemiz bir Türkçe, su gibi akan bir dille kaybedenlerin, hayatı hep en dipte yaşamış uçurumun kenarındaki insanların, küfürbazların hayatlarını anlatmış usta işi bir kurguyla… Kitabı okurken ne kadar steril bir hayat yaşadığımı anladığım gibi, henüz 27 yaşında bir çocuğun bunca kötülüğü nasıl hayal ettiğine de şaşırıp kaldım… Evladım saydığım için şöyle dememde bir sakınca yok herhalde: Aferin Üstüngel… Sakalının her telinden ayrı ayrı öpüyorum…” diye yazmışım.

TÜRK EDEBİYATINDA KALICI BİR İSİM OLMAK İÇİN EMİN ADIMLARLA YÜRÜYOR

Üçüncü kitabını okudum, düşündüklerimde yanılmamışım, böyle bir niyeti var mı bilmiyorum ama Türk edebiyatında kalıcı bir isim olmak için emin adımlarla yürüyor Üstüngel. Baki Kalan’da, teknik olarak önceki kitaplarda yakaladığı düzeyi daha da yukarılara taşıyarak son derece zor zamanları, insanidramları dupduru bir dille okura aktarmayı becermiş yine. Süslü cümlelere, sanatlı söyleyişlere gerek duymadan gerçek bir edebi ürün çıkarmış ortaya; edebiyata kaçmadan edebiyatın hasını yapmış sözün kısası. Devrimci mücadele içinde yer almış bir solcunun -daha doğrusu tarihsel TKP saflarında yer almış bir komünistin- hayatını dışarıdan bir bakış ve tarafsız bir gözle anlatırken maskesini kazıyıp içindeki insanı –insanlık dışı canavarı mı deseydim yoksa- çıkarmış ortaya. Romanı okurken, 1970’lerin sonu, 80’lerin başındaki Türkiye’de bir bellek turu yapıyor, oluşan atmosfer sayesinde o dönemin zehir gibi havasını da soluyorsunuz…

KARAKTER İNŞASINDAKİ ARIZA

Ama tüm bunlara karşın başkahramanın karakter inşasındaki arızadüşündürdübeniaçıkça. Yo, yo; yazınsal bir hata değil kesinlikle, aksine, bunubile isteye yapmış Üstüngel; kitabın dramatik örgüsünü, daha yazmaya başlarken oluşturduğu karakterin dünyası üzerine kurmuş. Başkahraman Baki Kalan, hayatın içindeki bir tip değil de her aşamasını yazarın kontrol ettiği hayal mahsulü bir kişi olmuş böylece. Nasıl mı? Becerebildiğim kadar anlatayım: Kitaba adını da veren Baki Kalan 12 Eylül’de 17 gün boyunca yediği onca sopaya, cinsel organından verilen elektriğe, yatırıldığı falakaya karşın polisin ağzından tek kelime alamadığı bir devrimci. Bunun temel motivasyonunu, konuşursa ele vereceği isimler arasında sevdiği kadının olması oluşturuyor. Dört buçuk yıl hapis yattıktan sonra çıkıyor cezaevinden. 15 Temmuz’a gelindiğinde evinde hatırı sayılır bir kütüphanesi bulunması örgütlü mücadele içinde yer almasa da kitapların dünyasından, daha eşit, daha adil bir dünya sevdasından vazgeçmediğini anlatıyor. Ceberut bir babanın elinde büyümesi, gördüğü işkenceler, sevdiği kadına kavuşamaması gibitravmalar nedeniyle duygu dünyasında büyük yarılmalar olan Baki Kalan sevmediği bir kadınla evlendiriliyor bir de. Çoluk çocuğa karışsa da, tıpkı babası gibi,kötü bir baba oluyor. Buraya kadar her şey normal bence…

HER TÜRLÜ AHLAKSIZLIĞI AHLAKİ DEĞER HALİNE GETİRİYOR

Sözünü ettiğim düşündüren arızaysa burada başlıyor. Kişiliğini, kimliğini, yaşam kültürünü70’li yılların idealizmiyle oluşturmuş Baki Kalan, solun tümüyle reddettiği ruh haline sahip bir kişi olup çıkıyor karşımıza. Bir muhafazakârdan çok daha sert bir şekilde kızının hayatına müdahil oluyor mesela. Kılık kıyafetinden çarşı pazar gezmelerine, arkadaşlıklarından eve gidiş geliş saatlerine kadar her şeyini kontrol altında tutmaya çalışıyor. Hem karısına hem de kızına şiddet uygulamakla kalmıyor, zorbaca yöntemlerle zapturapt altında tutmaya çalışıyor bir de. İş öyle bir noktaya ulaşıyor ki, bunalan kız annesini öldürdükten sonra intihar ediyor, tesadüfen olayın üzerine gelen Baki Kalan’ı da yaralıyor hatta. Arazları bunla da bitmiyor, libidosu bir ergeni aratmayan kahramanımız yaşamının her safhasında arzularının esiri oluyor. Karısının,kızının ölümüne sebep olması da vicdanisorun yaratmıyor, temel içgüdülerinin peşinden koşmaya devam ediyor. Her türlü ahlaksızlığı ahlaki değer haline getiren kahramanımız, çok sarsıcı bir “kader birliği” yaşayıp nefret ettiği babasına dönüşüyor zamanla…

İNSANDAKİ DÖNÜŞÜMÜN ALT METNİ, OKURU İKNA EDECEK BOYUTTA OLMALI

Serde solculuk var elbette ama sol bağnazlıkyapmak istemem.Tüm bunlar olabilir mi? Olur elbette, insanın olduğu yerde her şey mümkün maalesef. Ama 17 gün işkencede ser verip sır vermeyen, hâlâ sol iddialar taşıyan bir çelik irade bu kadar pespayeleşebilir, sıradan olayların içinde bu denli savrulup ailesine tiran kesilebilir mi,aklım kesmedi gerçekten. Kitapların dünyasına bir parça dâhil olan herkes bilir ki edebiyat çatışmadan beslenir. Solcu kimliğine karşın babasının otoriter kişiliğini, kaba ve eril ruhunu genetik bir kod olarak yaşamınaaktaran müptezelin ruhundaki derin çelişki, edebiyatın konusudur kesinlikle. İnsan ruhunun karanlık dehlizlerine indikçe, bir kahramanın, aynı zamanda bir canavar olduğunuda görebiliriz. Ancak bu dönüşümün veya “ikili hayatın” alt metni, okuru ikna edecek boyutta olmalı. Bir solcu eril ya da hovarda gönüllü olabilir pekâlâ, zaman zaman zaaflarına teslim de olabilir, bunun örneği de çoktur hayatta. Ama onca bedel ödemesine karşın iddialarını hâlâ koruyorsa, böyle bir karikatürtipe dönüşmesi epey su götürür. Kuşkusuz bir genelleme yapmak çok zor ama toplumun, ailesine karşı en müşfik, çocuklarına karşı en özgürlükçü sosyolojisini solcular oluşturur ayrıca…

Benim de kıyısında köşesinde yer aldığım 78 kuşağı “Savaşsız sömürüsüz bir dünya” hedefine ulaşmak için büyük ümitle sarıldı kavgaya. Devrimi elimizi uzatsak yakalayacağımız kadar yakın gördüğümüz o yıllarda kurduğumuz eşit ve adil bir dünya düşü, 12 Eylül’cülerin postalları altında acımasızca ezildi. İçinde bulunduğumuz yapı dağıtılıp örgütsel bağlarımız kopunca büyük bir yalnızlık duygusu yaşadık hepimiz. İşkenceler, itiraflar, ele vermeler, ispiyonlar korkulu rüyamız oldu. Türk-İslam Sentezi, neoliberal politikalar, tüketim toplumunun yarattığı arsızlık, köşe dönmeci anlayışlar üzerimizden buldozer gibi geçip mayamızı bozdu. Faşizme karşı büyük direniş beklentisi içindeyken yaşadığımız koca bir düş kırıklığı oldu. Örgütlerimizin dağılmış olması çaresizliğe, umutsuzluğa itti birçoğumuzu,hayatın anlamını kaybedip büyük boşluklara düştük. Toplumda yaşanan apolitikleşme süreci, sosyalist sistemin çökmesi siyasetten uzaklaştırdı kimilerimizi, Berlin Duvarı üzerimize yıkıldı. İşsiz kaldık birçoğumuz, ailelerimiz dağıldı. Hem fiziki, hem de ruhsal olarak yaralanmakla kalmadık, kalıcı hasarlar da oluştu bedenlerimizde. Ama dünyaya bakışını koruyan hiçbir arkadaşımız bir Vandaladönüşmedi. Yaşanan olaydan çok, insanın ruhunda bıraktığı izler oluştururtravmaları. Travma insanı dönüştürür, bambaşka biri yapar.Bu dönüşüm ikna edici bir şekilde ortaya konmazsa, okurun hem karakterle hem de yazarla da kuracağı empati köprüsü hasar görür ki, bu da o kitap için tehlikeli bir şeydir. Boyumdan büyük laflar etmek istemem ama bir karakteri inşa ederken kahramanın insan olmaktan gelen sınırlarını ve inandığı değerlerin bırakacağı tortuyu unutmamak gerekir bence. Bir yazarın en büyük gücü, karakterine en uzak olduğu anda bile ona hakkaniyetle yaklaşabilmesinden gelir. Adı bile bir mücadele tarihini anlatan Üstügel, bizcileyin solculara daha hakkaniyetli yaklaşmalıydı bence. Bir ağabey şerhi olarak bunu düşüyor, tüm bunları tartışma fırsatı verdiği için kendisine teşekkür ediyorum. Ve ekliyorum: Edebiyatta yolun açık kardeşim, çok hem de…

Üstüngel Arı, The Kitap Yayınları tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Don Kişot İyi Edebiyat Ödülleri’nde “Baki Kalan” isimli romanıyla Yetişkin Edebiyatı Kategorisi’nde birincilik ödülüne layık görülmüştü


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.