Türkiye’de yaşanan bir dolu hukuksuz uygulamalar, ekonomik sıkıntılar ve sosyal sorunlardan bunalan halk, Kıbrıs’ta yaşananlarla pek ilgilenmiyor.

İktidar yanlısı medyayı anladım da muhalif basında da nedendir bilinmez, bu konular pek haber yapılmıyor.

Oysa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşanan gerginlikleri Türkiye’den bağımsız değerlendiremeyiz.

Şu an KKTC de iş başındaki hükümet, AKP ve doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteğiyle görev yapan bir hükümet.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Türkiye’den gönderilen kişi ve gruplar tarafından özel kampanyalar ve desteklere rağmen CTP adayı Tufan Erhürman’ın ezici bir çoğunlukla seçimleri kazanmasını hazmedemeyen AKP yönetimi Meclis Başkanlığı seçimlerinde de yine bildik yöntemlerle kendi adayını seçtirdi.

Ancak Türkiye’de olduğu gibi orada da tek adam iktidarı kurmak isteyen AKP’nin hesapları tutmadı.

Tıpkı buradaki gibi liyakatsız bir yönetim anlayışı, yolsuzluklar, hayat pahalılığı ve en son Meclis Başkanının meclis iradesini yok sayan tavırları nedeniyle Kıbrıs’da tıpkı Türkiye gibi yönetilemez hale geldi.

2025’in sonlarında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Tufan Erhürman’ın kazanmasıyla birlikte, yürütme ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasındaki dengeler de değişti. Bu yeni durum, meclis içindeki siyasi kutuplaşmayı daha da keskinleştirdi.

Özetle; KKTC’de sokakta geçim derdi ve yaşam tarzı eylemleri varken, parlamentoda bu taleplerin karşılanmaması ve yönetimsel krizler nedeniyle ciddi bir tıkanıklık yaşanıyor.

KKTC’de var olan ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların üzerine en son hükümetin ekonomik gerekçelerle “hayat pahalılığı ödeneğini” donduran kararnameler çıkarması bardağı taşıran son damla oldu.

Muhalefet partilerinin yanında sendikalar, Sivil Toplum Kuruluşları ve inisiyatifler protestolara başladı.

Bu durum “yoksulluk isyanı” olarak adlandırılan genel grev ve meclis önü eylemlerine dönüştü.

Orada da bizim alışık olduğumuz türden eylemleri önlemek üzere orantısız güç kullanıldığı oldu.

Ancak bizdekinden farklı olarak tüm bu eylemler sırasında ayrımsız tüm muhalefet birlikte davranabilme, ortak eylemler yapabilme becerisini gösterdiler.

Şu an meclis çalışmalarına ara verdiği gibi muhalefet de hedef büyüterek bu eylemlerin ve genel grevin “erken genel seçim kararı alınana kadar” devam edeceğini duyurdu

Sadece ekonomik değil, eğitimdeki “dinselleşme” iddiaları ve laiklik ilkesinden uzaklaşıldığı gerekçesiyle de sendikalar ve sivil toplum örgütleri kitlesel yürüyüşler düzenliyor.

En son eylemde parlamentoya yürüyen göstericiler her türlü engellemeye rağmen barikatları aşarak parlamento binasına kadar girmiş ve bakanların odasının da bulunduğu koridorlarda “Hükümet İstifa” diye bağırarak taleplerini dile getirmişlerdi.

Kuzey Kıbrıs’ta şu an “erken seçim” artık bir ihtimal olmaktan çıkıp somut bir beklentiye, hatta netleşmeye başlayan bir takvime dönüşmüş durumda.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybeden mevcut hükümetin (UBP-DP-YDP koalisyonu) halk nezdindeki meşruiyetinin sorgulanmasına ve muhalefetin ”erken genel seçim” baskısını artırmasına yol açtı.

Şu anki siyasi atmosfer, normal şartlarda Ocak 2027 de yapılması gereken genel seçimlerin bir yıl erkene çekileceğini gösteriyor.

Kısacası KKTC halkı çok büyük bir ihtimalle bu yılın ilk yarısı bitmeden genel seçimler sandık başına gidecek.

Muhalefet partisi CTP bu konuda parlamentoya gerekli yasa teklifini sunmuştu.

Bu yazdıklarımı okuyanların büyük bölümünün neler düşündüğünü tahmin edebiliyorum.

“Darısı Başımıza”

Kıbrıs halkının kimlik ve gelecek arayışı konusundaki mücadele azim ve kararlılığı ortada.

Bizde ise hala ortak bir mücadele anlayışı yerleşmiş değil.

Oysa bizim yaşadığımız sorun ve hukuksuzluklar, ekonomik sorunlar, sosyal çürüme Kıbrıs’tan çok daha fazla.

Bırakın parlamento önünde eylem yapmayı, toprağını, evini, ormanını savunanların bile cezaevine atıldığı, kamuoyunu bilgilendirme adına yaptıkları haberler yüzünden gazetecilerin tutuklandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Üstelik de bir yandan kardeşlik ve demokrasi projelerinden söz edip, diğer yandan neredeyse her gün bir şafak operasyonuyla muhalefeti susturmaya çalışan bir anlayış tarafından yönetiliyoruz.

Aslında bizi değil yokluğu, yoksulluğu yönetmeye çalışan iktidar, bunu da başaramayınca giderek daha pervasızca saldırılarını sürdürüyor.

Umarız tüm bu olumsuzlukların yaşandığı ülkemizde halkın ve muhalefetin erken seçim talepleri de dikkate alınır.

En azından meşruiyeti sorgulanan bir iktidar tarafından yönetilmekten kurtulmuş oluruz.

NOT: Dün yapılan Macaristan seçimlerinde bir otoriter yönetim daha seçimleri kaybetti.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.