Cumhuriyet Gazetesi 26 Nisan 2026 Pazar eki. Ayça Ceylan
Venedik, sular altında kalacak
“61. Venedik Bienali’ne ev sahipliği yapacak olan kent yalnızca sanat dünyasının değil, iklim krizinin de en kırılgan sahnelerinden. Yeni bilimsel çalışma, yükselen deniz seviyesinin bu tarihi kent için büyük maliyetleri beraberinde getiriyor.
Venedik uzun zamandır suyla yaşayan bir kent. Ancak artık kentin yalnızca kentin romantik kanalları ya da taşkınları değil. Deniz seviyesindeki yükselme, aşırı hava olayları ve artan su baskınları, bu benzersiz yerleşimi doğrudan tehdit ediyor. Tam da bu sırada yayımlanan yeni bir bilimsel çalışma, Venedik’in geleceğine ilişkin önemli bir tablo ortaya koyuyor.
Yükselen deniz artan maliyet
Bugün kenti büyük taşkınlardan koruyan en önemli sistem, MoSE adı verilen bariyerler. Bu sistem, yüksek su anlarında lagün ile deniz arasındaki bağlantıyı geçici olarak kapatıyor. Lagün ekosistemin zarar görmesi, liman faaliyetlerinin zorlaşması ve koruma maliyetlerinin artması gibi yeni sorunları da beraberinde getiriyor.
Araştırmaya göre Venedik, son 150 yılda giderek daha sık su baskınlarıyla karşılaşıyor. Üstelik kentin yüzde 50’den fazlası, 2020 itibariyle ortalama deniz seviyesinden yalnızca 80 santimetre ile 1.20 metre arasında bir yükseklikte bulunuyor. Bu da deniz seviyesindeki sınırlı artışların bile kent üzerinde büyük etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Gelecek 80 yılda düşük emisyon artışında 42, çok yüksek emisyon artışında 1.80 santimetreye kadar yükselme olacağı hesaplanıyor. Bu yükselmelere müdahalenin maliyeti ise 500 milyon Avro ile 4.5 milyar Avro arasında olabilecek.
Kentin nüfusu 1950’lerin başında yaklaşık 170 bin iken 2024 itibariyle 50 binin altına düşmüş durumda.
Kente yılda 22 milyondan fazla turist geliyor ve ekonomiye katkısı 2-3 milyar Avro.”
Penguenlerin geleceği tehlike altında (internetten)
“Uzmanlara göre, son yüzyılda nüfusları büyük bir hızla düşen Afrika penguenlerinin soyunun, gelecek birkaç on yılda tükenebileceği belirtildi.
Doğal yaşam alanı kıtanın güney kıyıları olan penguen türü, Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin soyu tehlike altındaki hayvanların bulunduğu kırmızı listede yer alıyor.
Gönüllülerin çabalarına rağmen endüstriyel balıkçılıktan akaryakıt sızıntılarına kadar çok sayıda insan faktörü, Afrika penguen nüfusunu yok etmeyi sürdürüyor.
Afrika penguenlerinin nüfusu bir asırda yüzde 98’lik düşüş yaşadı. Başta Afrika penguenleri olmak üzere çok sayıda kuş türünün, 1968 yılından bu yana rehabilitasyonu ve doğaya geri kazanımları için öncü faaliyetler yürüten Güney Afrika Kıyı Kuşlarını Koruma Vakfı’nın yetkilileri, son bir asırda penguen nüfusunda yaşanan hızlı düşüşün nedenlerini, kurtarma faaliyetlerini ve bu türün yakın gelecekte yok olma ihtimalini AA muhabirine değerlendirdi.
“20. yüzyılın başında bölgede milyonlarca penguen vardı. Ama 2021 verilerine göre Güney Afrika’da sadece 10 bin üreme çiftimiz kaldı, diyor Araştırma Direktörü Dr. Katta Ludynia. Bu düşüş o kadar dramatik ki, elimizdeki modellemeler bu türün sadece bir kaç on yıl içinde yok olabileceğini gösteriyor”, diyor.”
Her iki konu ve olayın nedeni iklim değişikliği ve krizi. 150 yıl önce sanayi büyümeye başladı ve doğal yaşam aynı orantıda küçülmeye ve küçültülmeye başlandı. Bunun tek nedeni paranın padişahlığı yani kapitalizm. Zengin insanlar ve zengin olmayı hedeflerine koyan devletler, sömürüyle, savaşlarla insanlığa büyük darbeler vuruyorlar. Sonuçta tüm yaptığımız, ürettiğimiz maddeler toprağa geri dönüyorlar; eskiyerek, çürüyerek.
Eğer böyle olmasaydı, barış içinde ve dayanışma içinde yaşasaydık insanlık evren bilimin yüzde 2’si yerine yüzde 10’na kadar, hatta daha fazlasına ulaşabilir ve çok güzel bir insanlık yaratabilirdik.
Sonuç olarak dünyaya ve insanlığa en çok zarar veren ülkeler ve devletler emperyalist zengin ülkeler. Bugün geldikleri hale tüm dünya şahit! Sanki birbirlerini yiyeceklermiş gibiler. Çünkü hepsi doğa bilimsel, sosyal ve kültürel olarak birer boş teneke olduklarından çok kısa zamanda cehenneme dönecekler.
Ama barış içinde yaşamayı 2 bin yıldan fazladır yaşamayı önlerine koyan Çin ve Hindistan nüfuslarıyla olduğu gibi her alanda örnek olduklarını ortaya koydular ve koyacaklar.
Orhan Bursalı – Aylardır iddianamesiz yatan Hasan Akgün’ün çığlığı
Büyükçekmece Belediye Başkanı Dr. Hasan Akgün’ün mektubu:
Bu satırları Silivri ‘de dört duvar arasında bir hücreden yazıyorum. Neredeyse 11 aydır özgürlüğümden mahrum bırakılıyorum. Ve hâlâ ne ile suçlandığımı bilmiyorum. Soruyorum: Adalet bu mudur? Bir insan suçunu bilmeden aylarca tutsak edilir mi?
Ben bu ülkenin evladıyım. Trabzon Araklı’da doğdum. Rahmetli annem bana şunu öğretti: “İnsana hizmet en büyük onurdur!”
18 yaşımda, İstanbul’da Yeşilköy 50. Yıl Lisesi’ni bitirmiş bir genç olarak belediyenin numarataj işinde çalışmaya başladım. Aradan yarım asrı aşkın zaman geçti. Bu süre boyunca bir gün bile insandan, hizmet etmekten vazgeçmedim. 1986 yılında dönemin başbakanı merhum Turgut Özal dedi ki:
“Burası, Büyükçekmece ilçe olmalı.”
Biz o sözü bir devlet görevi olarak aldık. Gece gündüz çalıştık. Ve 1988’de Büyükçekmece’yi ilçe yaptık.
1994 yılında aday olduğumda, “Fosseptik kokulu değil, çam kokulu bir Büyükçekmece sözü verdik. Ve yaptık! 40 yıldır çözülemeyen altyapı sorununu 18 ayda çözdük. Gücümüzü halkımızın sarsılmaz duasından ve Büyük Atatürk’ün “kimsesizlerin kimsesi” olarak tarif ettiği Cumhuriyetin kurucu iradesinden aldık.
12 kitap yazdım hâlâ hücremde yazmaya devam ediyorum.
Türkiye’de bir ilk olan ve dünyada yalnızca Montreal ve Mexico City’de bulunan Kentsel Şart uygulamasının üçüncü örneğini Büyükçekmece’de hayata geçirdik.
1999’dan buyana ilçemizde ve ilçe sınırları dışında 36’dan fazla okul yaptık. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel bana dedi ki: “Sen okulcu Hazan’sın.”
Bu söz bir ömrün özetidir. Çünkü ülkeyi ayakta tutan beton değil, eğitimdir.
26 yıldır süren festivalimiz… 11 kez dünyanın en iyi festivali seçildi. Yüzlerce ülkeden binlerce sanat elçisi bu şehirde, Büyükçekmece’de buluştu. Çünkü dedik ki: Sanat birleştirir, kültür barıştırır, sevgi yaşatır.
500’den fazla denetimden geçtim. Kendi kendimi denetlettirdim. Bugün bir hücredeyim. Ama şunu herkes bilsin: Benim vicdanım özgür, başım dik.
Ve ben 7 kez üst üste halkın oyuyla seçilmiş bir belediye başkanıyım. Yoksa! halkın iradesi mi yargılanıyor? Son sözüm adaletten ayrılmayın. Ben sadece adalet istiyorum.”
Ve başkanı tutukladılar. Bu nasıl adalet? Bu nasıl hukuk? Bu nasıl üzüntü yaratmaz? Bu şartlarda, her ne nedenle olursa olsun halk bu psikoloji içinde birlikte olamaz; sevgi, saygı ve dayanışma olamaz…! Üstelik çevremiz bu denli sarılmışken, savaş alanına dönmüşken…!
Emek, barış, demokrasi ve ekolojik bir yaşam için yaşasın 1 Mayıs.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
