Güngör Şenkal/Susma – İzmir

10 Ekim 2025 tarihinde saldırıya uğrayarak yaşamını yitiren gazeteci, çevre ve yaşam hakkı savunucusu Hakan Tosun’un davasının ilk duruşması, 6 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Duruşmayı takip için İncirli metrobüs durağında toplanıp Bakırköy Adliyesi’ne yürümek isteyen, H. Tosun’un ailesi, arkadaşları, çevre ve insan hakları savunucularından oluşan topluluğun yürümesine polis izin vermedi. Tosun’a ne olduğunu ortaya çıkarmak üzere kurulan mahkemenin önüne, ‘Hakan Tosun’a Ne Oldu?’ pankartıyla yürümek isteyenlerin pankart gerekçesiyle engellenmesi, polis keyfiyetini göstermekteydi.

Pankart ve dövizlerin indirilmesi koşuluyla yürümesine izin verilen topluluk adliye önüne geldiğinde, daha önce duyurulduğu gibi, bir basın açıklaması yaptı.

Herkesi Hakan Tosun ve onun davasına sahip çıkmaya çağıran açıklamada, özetle şunlara yer verildi: Bugün burada yargılanması gereken birkaç tetikçi, birkaç maşa değil, bir grup dokunulmaz insana tanınan ayrıcalıklar ve cezasızlık düzeninin, koca bir ülkeyi sürüklediği kaos düzenidir. (…) Hakan’ın katillerinin yargılanma süreci bize şunu gösteriyor; bu cinayeti kim işlediyse ve bu kişiler kimler tarafından korunuyorsa bu kişiler dokunulmaz olduklarını düşünüyorlar. (…) Bir kez daha haykırıyoruz; bu dava sadece Hakan Tosun’un değil, hepimizin davası.   

Basın açıklaması sonrası yapılan konuşmalardaki ortak nokta, H. Tosun cinayetinin arkasındaki güçlerin de ortaya çıkarılması idi. Davaya bir biçimde müdahil olmak ve Tosun ailesiyle dayanışma göstermek isteyen TİP MV Erkan Baş, DEM Parti İstanbul Eş Başkanı Çınar Altan, TGS İstanbul Şube Başkanı Özgür Deniz Kaya, EMEK Partisi İstanbul MV İskender Bayhan, CHP İstanbul MV Evrim Rızvanoğlu, Meryem Göktepe (öldürülen gazeteci Metin Göktepe’nin ablası) gibi katılımcılar burada birer konuşma yaptı. Konuşmalarda; ülkede işlenen cinayetlerin politik, mahkeme günü olarak 6 Mayıs’ın seçilmesinin ise anlamlı olduğu belirtildi.

Adliye girişinde Hakan Tosun tişörtleri gerekçesiyle başlayan engellemeler mahkeme salonu önünde de devam etti. Polis ve güvenlik engellemeleri neticesinde topluluk birkaç parçaya bölünmüş oldu. Mahkeme salonu önünde yaşanan gerginlik salonun küçüklüğü ve içeri alınacakların azlığı (15-20 kişi) üzerinden şekilleniyordu. Oysa avukatlar mahkeme başlamadan önce, duruşmanın daha büyük olan konferans salonuna alınması için gerekli görüşmelerde bulunmuştu. Salona aile üyeleri (anne, iki kız ve bir erkek kardeş) ile avukatlar girebildi. Tartışmalar sonucunda basın için bir üst katta, SEGBİS bağlantılı bir mahkeme salonu ayarlandı. (Daha önce, salona alınacak basın mensubu sayısının 4 ile sınırlı olacağı, 3 kişinin de kapının önünde dinleyebileceği Mahkeme Başkanı tarafından kabul edilmişti.)

Duruşmanın başında Hakan Tosun’un aile bireylerinin yanı sıra İstanbul Barosu adına Av. Diren Cevahir Şen, Antalya Barosu adına da Av. Salim Berkay Aksu, Baro şubeleri olarak davaya katılma taleplerini mahkemeye bildirdi.

Sanıkların savunması SEGBİS bağlantısıyla alındı. Sanıklardan Abdurrahman Murat, Tosun’un sarhoş ve uyuşturucu etkisinde olduğunu, kendisini küfürle tahrik ettiğini, kendisinin ise sadece uyardığını, başına gelmeyecek biçimde hafifçe tekme attığını ileri sürdü. Diğer sanık Adnan Şahin de Tosun’a uyarıda bulunduğunu, Tosun’un “dengeli” düştüğünü savundu. İki sanık ve on üç tanığın, çoğu zaman “üzerinde çalışılmış” görüntüsü veren ve oldukça çelişkili olan ifadelerinde şu noktalar belirgindi: Hakan Tosun sarhoştu, uyuşturucu (benzeri bir şey) sarıyordu, üstü başı dağınık ve pantolonu aşağı düşmüştü, sokakta işemeye durmuştu, metrobüste bir kadını, olay yerinde iki küçük Roman kızını taciz etmişti, sürekli küfrediyordu!..

Müşteki avukatı Celal Yüce, çevre korumacı bir kişinin, direğin dibinde iddia edildiği gibi (pantolonu düşük) oturuyor olamayacağını söyledi. Sanıkların kasten adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla yargılanmasını talep ettiklerini mahkemeye bildirdi. Sanıkların tahrik indiriminden yararlanmadan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiğini söyleyerek; bir saat öncesinde metrobüste yaşandığı ileri sürülenlerin olayla bağlantısı olmadığı için, metrobüs tanıklarının mahkemede dinlenmemesini istedi. Mahkeme metrobüs tanıklarını da dinlemeye karar verdi.

Metrobüs olayının kadın tanıklarından biri, ifadeye gittiklerinde kendilerine kamera kayıtlarının gösterildiğini söyledi! Bazı tanıkların aşırı korku ve kaygısı, bunlardan birinin koruma talep etmesiyle daha anlaşılır oldu.

Oturumun sonunda, müşteki avukatlarının talebi üzerine 6-7 dakika süren kamera kaydı gösterildi. Müşteki avukatları, görüntülerle sanık ve tanık ifadelerinin uyuşmadığını ileri sürdü. İkinci Kamera görüntüsünde, Hakan’ın aldığı darbeler neticesinde bir daha ayağa kalkamadığı görülmekteydi. Zira kamera görüntülerinde Tosun, kafa bölgesinden defalarca darp edilmekteydi.  Hakan’ın kıyafetleri düştüğü anda üzerindeydi; bunu, polis ve ambulans görevlilerinin ifadeleri de doğrulamaktaydı. Hakan’ın kıyafetlerinde, pantolonunda ve yüzünde herhangi bir anormallik yoktu. Sanıkların öldürme kastıyla darp ettiği kamera kayıtlarında görülmekteydi.

Müdafi avukatlar ise (iki sanık için farklı ancak biz ayırmadan yazdık, gş); sanıkların gerçeği söylediğini, kendilerinin de o ifadelerin arkasında durduklarını söylediler. Kasten adam öldürme fiilini kabul etmediklerini, sanıkların bırakın kasten adam öldürme fiilini, darp dahi etmediklerini ileri sürdüler. Onlara göre, darbe ve şiddet olayı yoktu! Müvekkilleri sonuçta kendi iradeleriyle eylemden vaz geçmişlerdi! Ölüm olayı müvekkillerin eylemiyle gerçekleşmiş değildi! Sonuçta, otopsi raporu da ölüm nedenini künt kafa travmasına bağlamıştı. İddianame netice odaklıydı. Söz konusu olan kontrol amaçlı dürtme ve şiddet idi. Kullandığı uyuşturucu ve alkolün etkisiyle, belki metrobüsteki olay neticesinde aldığı darbeler nedeniyle ve belki de küfür ederken nefesi kesilerek ölmüş olabilirdi! Eylem ağır tahrik altında işlenmişti ve darbeler yaralamaya yönelikti. Duruşmada, müdafi avukatların sanık ve tanık beyanlarını kanıt gibi sundukları gözlemleniyordu.

Komşu, arkadaş tanıklıkları; tanıkların belli başlıklardaki ağız birliği; müdafi avukatların çapraz sorgusunda yöneltilen soruları, ağız birliği çerçevesinde laf çevirerek cevapsız bırakma; sanıkların ceza almama doğrultusunda savunma yapmaları; bazı tanıkların doğruyu söyleyip söylememe konusundaki tereddütleri… duruşma sonrasında, sanık/tanık ifadelerinden akıllarda kalanlardı.

Saldırı sırasında motosikleti kullanan ve mahkemeye tanık olarak çağrılmış Yusuf. Ö. hakkında soruşturma açılmasına, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Duruşma, 8 Temmuz 2026 tarihine (saat 14) ertelendi.

Adliye’den çıkıldığında sokaklar hâlâ Hakan Tosun dostlarının sesleriyle yankılanmaktaydı: Biz bitti demeden bu dava bitmez!


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.