Hakan Yurdanur/Yazar
Bir kavramın önüne veya arkasına ek getirmek onu daha üstün , daha önemli veya değerli kılmaz. Hele ki birbiri ile karşılaştırılacak iki kavram için bu hiç olmaz. Bu anlamı ile ayrımı belirleyen ne birisinin mücadele , ne de diğerinin hareket terimleriyle birlikte anılmasıdır.
Ekoloji ve çevre kavramları daha düne kadar ve hatta şimdi bile birbirlerinin yerine rahatlıkla kullanılıyor. Zihinler bu konuda net değil , daha da önemlisi bu ayrımı gereksiz bulan azımsanmayacak bir kesim var.
Ayrımın orjininde iki tarafın kapitalizme nereden baktığı , onu nasıl yorumladığı ve neden karşı çıkılması gerektiği gibi hayati önemde konular yer almakta. Buradan bakarak ilk tesbitimizi yapalım . Ekoloji mücadelesi kapitalizmin radikal ( kökten ) eleştirisi ile ilerlerken ( yada ilerlemesi gerekirken ) çevre hareketlerinin böyle bir derdi bulunmamakta. Tabiki iki tarafın tamamı böyledir diyemeyiz. Elbette istisnalar vardır. Ama kapitalizm de istisnalar , kaideyi doğrulamak içindir.
Buraya kadar söylediklerimizi adım adım yorumlayalım.
1-) Ekoloji mücadelesi kendisine ait tanımdan da hareketle tüm canlı ve cansız varlıkların birbirleri ve diğerleri ile olan ilişkisini inceler. İnsan merkezciliğe karşı olma gibi bir durumu söz konusudur. İnsan merkezcilik ; insan olmayan canlı ve cansız varlıkları insanlarmış yada insanlaştırılabilirlermiş gibi algılar ve insanı doğa ve hayvanların üstünde ve dışında olarak tarif eder.
Ekoloji mücadelesi için insan soyut , kendinden menkul , sınıfsız , cinsiyetsiz , tarihsiz bir yapıda değildir. Tam tersine günümüz koşullarında sermaye tarafından desteklenen , egemen , tahakkümcü , ezen erkek insandır.
Çevre hareketi ise tanımından gelen temel özellik gereği merkez ve çevre ayrımı üzerine kuruludur. Merkezinde erkek insan bulunurken çevre de ezilen / sömürülen insanlar , doğa ve hayvanlar yer alır. Çevre hareketleri için “sermaye insan “kutsaldır , dokunulmazdır bu nedenle de ezilen insana , doğaya , hayvanlara bakışı üstenci , tutarsız , pozitivist ve devletin ideolojik aygıtlarına önem veren yapıdadır.
Zaten kullandıkları çevre kavramı insanın çevresine gönderme yapar.
2-) Aralarında ki ikinci ayrım düzen içi reformlara yaklaşım biçimlerinde şekillenir. Bunları iki başlık altında toplayabiliriz : Hukuk ve Teknoloji.
Hukuki mücadele ( dilekçe toplamak , dava açmak , imza kampanyaları , ÇED süreçleri , bireysel başvurular vd. ) sistem sınırları içinde kalan gerekli ama yeterli mücadele biçimi değildir. Kazanımlar uzun soluklu olamaz ve bürokratik aygıtın izin verdiği sürede sona erer. Bu anlamı ile ekoloji mücadelesi hukuki mücadeleyi nihai bir amaç olarak görmez. Hukukun ideolojik bir aygıt olduğunu bilir ve yasaların kimlerin çıkarları için düzenlendiğinden haberdardır. Buna karşılık çevre hareketleri hukuki mücadeleyi sadece önemsemez aynı zaman da onu normal üstü seviyede abartır , büyük bir çoğunluğu çözümün tek kaynağı olarak onu görür. Olası hukuki başarısızlıklarda sorun kişilerde ve tek tek kurumlarda aranır fakat sistem bütün olarak sorun edilmez.
Teknolojik boyuta gelecek olursak . Ekoloji mücadelesi için teknoloji ölçmek , biçmek , hesap edip kontrol altına almak demektir. Bu anlamı ile teknoloji taraftır ve egemenin elinde güçlü bir silahtır. Teknoloji tabu haline getirilemez, sorgulanmalı ve eleştirel analizden geçirilmelidir. Teknoloji doğanın ve hayvanların yıkımı üzerine inşa edilmiştir.
Buna karşılık çevre hareketleri için teknoloji dokunulmayacak düzeyde iyidir , yararlıdır ve adeta bir tabudur , tüm insanlara verilmiş büyük bir hediyedir. Bu hediye iyiyse o vakit doğa ve hayvanlar içinde iyidir kestirmeci görüşü çevre hareketlerinin temel taşlarından bir tanesidir.
Bu kısa açıklamaların ardından iki kavramın analizine geçebiliriz. Bir kere doğaya ve hayvanlara saldırı politiktir ve politik bir saldırının cevabı da politik olmak zorundadır. Hukuki ve teknik karşı çıkışlar elbette gereklidir ama asla yeterli değildir. Hukuk ve teknik , bürokratik devlet aygıtı içinde taraftır ve asla doğadan , hayvanlardan yana değildir.
3-) Çevre hareketleri kendilerini siyaset dışı , sınıflar üstü , herkese eşit mesafede görmeye ve göstermeye çalışır. Oysa biliyoruz ki sınıflı bir toplumda sınıflar üstü olmanınız mümkün değildir. Ayrıca siyaset dışıyım , tarafsızım demek taraflı olmayı gizlemektir. Kaldı ki sınıflı bir toplumda herkes için aynı anda iyi olan olamayacağı için herkese eşit mesafede olmanız da mümkün değildir.
Ekolojik mücadele yeni sınıf mücadelesidir. Zaten boşuna , sınıf mücadelesini orjinine koymayan ekoloji mücadelesi bahçıvanlık hobisinden öteye gidemez diye denmemiş. Sistem ; ekonomi ( siyaset ) –> toplum ( egemen insan ) –> doğa ve hayvanlar şeklinde bir dizilişe sahip. Ekoloji mücadelesi bunu tersine çevirmeye çalışan , tabiri caizse bunu başaşağı etmeye çalışan bir yapıdadır yada olmak zorundadır. Bu, doğanın , ezilen insanın ve hayvanların ekonominin emrinde olmayacağı yeni bir siyasi yaşam demektir.
Başladığımız gibi bitirelim. Bir kavramı tartışmak onu derinlemesine analiz etmekle başlar.
Hakan Yurdanur
Akademisyen yazar. Ekoloji mücadelesi ve hayvan hakları ile ilgili yazı ve çalışmaları sendika. org , birgün gazetesi , gazete karınca , özgür üniversite , bianet te yayınlandı. Siyasi Ekoloji ve Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı kitaplarının derleyicisi , Anti ve Emperyalizm kitabının yazarıdır.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
