Türkiye siyaseti, ezberleri bozan ve alışılmış yöntemleri zorlayan yeni bir girdabın içine sürükleniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç hukuk süreçlerine yönelik mahkeme kararları ve ardından genel merkez binasına kadar uzanan saldırılar, sadece ana muhalefet partisinin iç işleyişine bir saldırı değil; ülkedeki demokratik rekabet alanının sınırlarını çizen çok daha derin bir siyasal krizin habercisidir.
Bugün Ankara koridorlarında yankılanan sesler, sadece bir tüzük veya kurultay tartışmasının çok ötesinde, sandık iradesinin ve kurumsal siyasetin geleceğini ilgilendiriyor.
Ancak siyaset bilimi ve kriz yönetimi pratikleri bize net bir gerçeği hatırlatır. Büyük ölçekte altüst oluşlar, aynı zamanda çok büyük yapısal dönüşümlerin ve toplumsal dalgalanmaların doğum sancısıdır.
Doğru hamlelerle, akılcı bir stratejiyle yönetilen krizler, dağınık ve durağan yapıları hızla konsolide etme gücüne sahiptir.
CHP için daha önemli olan, bu baskı sarmalından nasıl sağ çıkacağı değil; bu krizi nasıl toplumsal bir fırsata ve yeni bir siyaset yapma biçimine dönüştüreceğidir.
CHP’nin önündeki ilk ve en yaşamsal görev, parti içi rekabeti derhal dondurmak ve dışardan yönelen bu saldırıları ortak bir varoluşsal tehdit olarak tanımlamaktır. Değişimciler, gelenekselciler, genel merkez ve yerel yönetimler arasındaki delege odaklı mikro kavgalar sürdürüldüğü takdirde, partinin toplumsal meşruiyeti hızla eriyecektir.
Farklı kanatların lider aktörlerinin tek bir fotoğraf karesinde, omuz omuza vererek “Bizi delegemizden ve seçmenimizden başkası tasfiye edemez” mesajını vermesi,dışardan kurgulanan fay hatlarını kaşıma stratejisini boşa çıkaracaktır. Dışardan gelecek saldırı, parti içi parçalanmayı engelleyecek en güçlü çimentodur.
İkinci adım ise siyaseti mahkeme koridorlarından ve genel merkez odalarından çıkarıp halkın arasına, meydanlara taşımaktır.
Kurumsal binalara yönelik saldırı ve hukuki engeller, pasif bir mağduriyet diliyle göğüslenemez. Bizim halkımız mağduriyeti görür ancak sadece o mağduriyet karşısında kararlı bir direniş ve alternatif bir umut inşa eden aktörleri ödüllendirir.
Eğer kurumsal binalar kilitlenmek isteniyorsa, CHP siyaseti” gezici ve açık hava kurultaylarına” dijital platformlara ve sokak kürsülerine taşımalıdır. Bu hamle, kurumsal baskıları anlamsız kılarken, partiyi yeniden birinci parti konumuna getiren halk enerjisini tetikleyecektir.
ÇÖZÜM: BÜTÜNLEŞİK MUHALEFET
Ancak bu kriz sadece CHP’nin tek başına sırtlayabileceği bir yük değildir. Karşıdaki organize güç ancak bütünleşik bir muhalefet modeliyle dengelenebilir.
Bütünleşik muhalefet; seçim dönemlerinde kağıt üzerinde yapılan, koltuk paylaşımlarına dayalı taktiksel ittifakların çok ötesinde bir kavramdır.
Siyasi partilerin, sivil toplumun, sendikaların, baroların, çevre hareketlerinin ve yerel yönetimlerim ortak bir vizyon etrafında kenetlenmesini esas alır.
“Siyasette krizler, cesur aktörlerin elinde statükoyu yıkacak en güçlü silaha dönüşür. Önemli olan mağduriyete sığınmak değil, o mağduriyetten bir toplumsal direniş ve gelecek vizyonu çıkarabilmektir.”
Bu modelin hayata geçmesi için öncelikle ideolojik farklılıklar bir kenara bırakılarak asgari müştereklerde bir değer birliği kurulmalıdır. Yargı bağımsızlığı, liyakat, adil bölüşüm ve parlamenter demokrasi gibi geniş kitlelerin itiraz edemeyeceği evrensel kavramlar öne çıkarılmalıdır.
Siyasi alan ile sivil alan entegre edilmeli; Akbelen’deki çevre direnişinden, maden işçilerinin hak arayışına kadar her toplumsal çığlık, muhalefetin meclis ve medya gündemiyle organik olarak birleştirilmelidir.
Belediyelerin sosyal adalet projeleri ve şeffaf yönetim pratikleri, ulusal düzeydeki iktidar iddiasının en büyük referansı haline getirilmelidir. Son olarak, tek bir lider figürüne yaslanmak yerine, toplumun farklı kesimlerine hitap edebilen çoğulcu bir liderlik ve rol dağılımı mekanizması kurulmalıdır.
Nihayetinde, bugün yaşanan kriz muhalefet için bir son değil, yeni bir başlangıcın eşiğidir. Baskı mekanizmaları kurumsal yapıları felç etmeye çalışırken, bütünleşik ve çok kollu bir muhalefet ağı siyasetin kesintisiz akmasını sağlayacaktır.
Farklılıkların senfonisini yaratabilen, iç rekabeti bir kenara bırakıp sokağın ve hakikatin sesini örgütleyebilen bir muhalefet yapısı, bu krizden sadece güçlenerek çıkmakla kalmayacak; Türkiye’nin yarınlarını inşa edecek asıl iradeyi de ortaya koyacaktır.
Bu krizle ilgili dikkat ederseniz Kemal Kılıçdaroğlu’ndan hiç söz etmedim.
Çünkü bu krizi çıkaran Kılıçdaroğlu değil. Kılıçdaroğlu Türkiye’yi karanlığa sürüklemek isteyen egemen güçlerin kullanabileceği en uygun taşerondur.
CHP içerisinde değişime karşı direnen kimi siyaset artıkları da bu çirkin oyunun figüranları olarak iktidarın kullanışlı aparatları durumundadır.
Kemal Kılıçdaroğlu yarıştığı 13 seçimden de yenilerek çıkmış, genel başkan olamamış bir siyasi figür olarak siyaset tarihinin çöplüğüne atılacak.
Ancak Özgür Özel girdiği ilk seçimde CHP’yi 1.parti durumuna getirmiş bir genel başkan olmanın dışında bir halk önderi, lider olmayı başarmış, halkın gönlünde bir kahraman olarak yer almıştır.
Özgür Özel’in müthiş performansına ve emeğine saygı göstermek, demokrasi ve barışa inanan her yurtseverin görevidir diye düşünüyorum.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
