İstiklal Mahkemeleri bilgisini Rıza Zelyut’un İstiklal Mahkemeleri kitabını okuyunca öğrendim ve ne kadar önemli olduğunu anladım.
Bu bilgileri o yılların TBMM tutanaklarından aldım diyor, Rıza Zelyut.
İstiklal Mahkemeleri, Kurtuluş Savaşı zamanı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında vatana ihanet, casusluk ve asker kaçakçılığı gibi suçları yargılamak için kurulan, olağanüstü yetkili devrim mahkemeleridir. TBMM içinde seçilen üyelerle (1920-1927) arası faaliyet göstermiş olup, kararları kesindir ve temyiz yolu kapalıdır. 4 Mayıs 1949 tarihinde çıkarılan kanunla tamamen lağvedilmiş ve tarihe karışmıştır.
İstiklal Mahkemeleri’nde 5 bin kişi yargılanmış, 1630 kişi idam edilmiştir.
Mahkeme İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve Fevzi Çakmak’ın mahkemeye gelmesini istemiş ama Mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü’nün yargılanmalarına Mustafa Kemal Atatürk izin vermemiştir. Kazım Karabekir ve Rauf Orbay yargılanmışlar ve hapsedilmişlerdir.
Bu kişiler 1940’lı yıllarda İsmet İnönü ile birlikte çalışmışlardır.
Emekli Korgeneral Vedii Bilgit’in 2008 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı yazıda ise:
“1946 yılında Sovyetler Birliği Başkanı Josef Stalin Türkiye’yi tehdit etmiştir ve “Kurtuluş Savaşı’nızda size para ve silah verdik, Kars ve Ardahan’ı size bırakıp gittik. Ama bu son savaşta siz bize hiç yardımcı olmadınız; üstelik Almanları tuttunuz, şimdi Kars ve Ardahan’ı geri istiyoruz demiştir.”
Bunun üzerine bizimkiler ABD’ye gidiyor ve yardım istiyorlar. ABD’liler ise bir “manda ve himaye” anlaşması hazırlıyor ve bizimkilere “imzalayıp getirin” diyorlar. (ABD 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tanımıyor, ancak 1934 yılında tanıyor) Bizimkiler de imzalayıp sunuyorlar.
İşte o günden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Halkı özgür ve bağımsız değil!
(Korkut Boratav’ın Türkiye İktisat Tarihi 1923-1980 yılları kitabından )
“Marshall yardımları anlaşması ile ekonomik kalkınmamızı, eğitim özgürlüğümüzü, siyasal özgürlüğümüzü ve bu anlaşmayla, NATO anlaşmasıyla askeri özgürlüğümüzü denetim altına almıştır. Yaşadığımız sorunları ana kaynağı bu anlaşmalar olmuştur, olmaktadır.
1960 askeri darbesi( Adnan Menderes’in Sovyetlerle ekonomik ilişkisi nedeniyle olmuştur(İskenderun Demir Çelik, Turhal Şeker ve Seydişehir Aliminyum Fabrikaları yatırımlarını Sovyetler finanse etmiştir ama her bakanlıkta bir ABD odası varmış 1950’lilerde. ABD’den ağır sanayi için yardım istemişiz ama sadece hafif sanayi için yardım etmişler. 1961 yılında Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu için idam kararı çıktığında bir Demokrat Parti heyeti İsmet İnönü’den yardım istediklerinde; bu kişilerin idamlarına neden olacak bir suçlarının olmadığını söylediklerinde İsmet Paşa bu konu beni aşar demiş.”
1971 askeri darbesinde ise Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Ocak 1971’de ABD’ye gidiyor ve giderken iyi bir solcu, geldiğinde ise çok iyi bir sağcı oluyor. 9 Mart 1971’de başarabilselerdi solcular yönetime el koyacakmış, başaramadıkları için Genel Kurmay Başkanı Muhsin Batur’giller yönetime el koyuyorlar. Ve hiçbir suçları yokken Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam ediliyorlar; Anayasa Mahkemesi hayır demesine rağmen! Çünkü Denizler ve gençlik ABD’ye hayır demiş, özgürlük ve bağımsızlık istemişlerdi.
12 Eylül 1980’de ise Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya bir gün önce ABD’den dönmüş! Çünkü ABD ve Avrupa kapitalistler ceplerini doldurmuşlar dünyaya açılmaya karar vermişler, Türkiye’de ise Rahmetli Bülent Ecevit 1978 yılında ABD’nin Sovyetleri U-2 Uçaklarıyla çok yüksekten gözlemelerine bile izin vermemiş ve Türkiye anarşiye boğularak 5 bin genç vatandaşı öldürülmüştü; Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ise olayların olgunlaşmasını beklemişti; kendi ifadesiyle!
Ve 2001 yılında Başbakan Bülent Ecevit, George W. Bush’a Türkiye’nin havadan, denizden ve karadan işgaline ve ABD’nin Irak çıkarmasına hayır dedi ve iktidardan düşürüldü… Sonra ne oldu? 1 Mart 2003 tarihli TBMM Genel Kurulda ise tüm baskılara rağmen yine hayır dedi vekiller!!!
15 Temmuz 2016’da yapılan FETÖ işgal girişimi de halkın duruşuyla çöktü.
Bugün ise CHP Başkanı Özgür Özel ABD’ye mesafeli olduğundan, hükumetle mesafeli olduğundan, ismine uygun bir politika izlediğinden, izleyeceğinden yetkileri uydurma(mutlak butlan) hukuki kararlarla sıfırlandı. Ve Özgür Özel Atatürk’ün 1938 yılına kadar uyguladığı politika ve sistemleri uygulayacağını beyan etmiştir defalarca… Yine özgür ve bağımsız duruş gösteren, emir eri olmayan Bülent Ecevit’in yolundan gideceğini açıklamıştır. Onun için CHP’li belediye başkanları görevlerinden alınmışlar ve tutuklanışlardır… Onların hepsi de Özgür Özel yolcularıdır.
Demek ki neymiş? İsmet İnönü, Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu aynı yolun yolcularıdır. İktidara gelmek için hiçbir zaman gereken çabayı göstermemiş, sadece gözlemci olmaya çaba göstermişlerdir. Ecevit bu çarpıklığı gördüğü için 1992’de CHP’ye dönmeyi reddetmiştir…!
Onun için Kemal Kılıçdaroğlu iktidarın gözlemcisi sıfatıyla yeniden göreve getirilmiştir.
Peki, bugünkü mutlak butlan kararından sonra ne yapmalı: Bence tekrar CHP’ye dönmeye ve tekrar CHP ile iktidar arayışına gerek yok! Çünkü bugünkü CHP bir çamur deryası, bataklık konumunda ve yapısında.. Bu şartlarda sağlıklı siyaset yapma ve iktidara gelme ortamı yok… Öyleyse ne yapmalı? 1980’lerin ve Rahmetli Prof. Dr. Erdal İnönü’nün SODEP’ini (Sosyal Demokrat Partisi) veya SHP’sini (Sosyal Demokrat Halkçı Partisi) yeniden kurmalı ve Atatürk’ün, Ecevit’in CHP’sinin iktidara gelmesini sağlayacak dayanışmayı, çabayı sağlayacak ortamı sağlamak gerekir, diye düşünüyorum.
Özgürlük ve bağımsızlık hayatımdır. Yurtta barış dünyada barış. Hayatta en hakiki yol gösteren ve mutlu eden bilimdir.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
