Marksist yazar Yusuf Zamir, sosyal medya platformunda paylaştığı derinlikli teorik yazıyla adeta bir turnusol kâğıdı işlevi görüyor ve güncel karmaşanın içindeki doğruları yanlıştan ayırt etmemiz için yapısal bir pusula sunuyor.

Zamir, güncel siyasetin sığ sularından sıyrılıp meseleyi kökündeki “siyasal akıl” kavramıyla masaya yatırıyor. Yargı baskısından parti içi koltuk kavgalarına kadar tanık olduğumuz tüm bu tiyatronun ardındaki çıplak gerçeği; yani iktidarın doğası gereği toplumu otonomsuzlaştıran bir aygıt olduğunu gözler önüne seriyor. Bu yazı, mevcut sistemi ele geçirme yarışının ötesine geçerek, gerçek kurtuluşun nerede aranması gerektiğini hatırlatan güçlü bir manifesto niteliğinde.

Siyaset esnafının ve mevcut iktidar oyununun ezberlerini bozan, sizi manşetlerin ötesine bakmaya davet eden o çarpıcı analizle sizleri baş başa bırakıyoruz:

İktidar! İktidar!

Siyasal akıl, iktidarın neden toplumdan sökülüp devlet biçiminde yoğunlaştığını sorgulamaz. Siyasal akıl, “nasıl olduysa olmuş, madem ki bir devlet iktidarı var, onu ele geçirelim” davasındadır.

“İktidar, iktidar” diye yırtınan partilerin cafcaflı söylemlerine bakılırsa, iktidarı halk için istedikleri sanılır. Oysa siyasal aklın klâsiği ve tek parti diktatörlüğünün kurucusu Lenin, gerçeği bütün çıplaklığıyla şöyle itiraf eder:

“Partimiz, öteki bütün partiler gibi, siyasal iktidarı kendisi için ele geçirmeye çalışmaktadır.” (V. İ. Lenin, “Uzlaşmalar Üstüne”, Eylül 1917, TE, İng., c. 25, s. 310.)

Siyasal iktidar, toplumun iktidarsızlaşması pahasına oluşur. Toplumu iktidarsız kılan tarihsel süreçler, aynı zamanda iktidarın küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşmasına yol açar. Siyasal iktidar doğası gereği azınlık iktidarı olduğundan, bu iktidarın toplumun bütünüyle paylaşılması mümkün değildir. Bu nedenle partiler, parti içi klikler ve şahsında keramet vehmeden liderler iktidarı bizzat kendileri için isterler.

Particilik şehvetiyle köpürmüşlerin “iktidar, iktidar” diye kışkı vermesi, ahaliye layık görmedikleri iktidarı kendilerine yakıştırdıkları için tiksinçtir. Siyaset sahnesinin önünde “iktidar, iktidar” diye tepinenler ise siyaset esnafının iktidar oyununa alkış tutan heveskârandır.

Siyasal akıl dahilinde, salt siyasal mücadelelerle ulaşılabilecek en ileri toplum düzeni, güçler ayrılığı ve sivil özgürlükler çerçevesinde şekillenir. Siyasal akıl en cüretkâr hamlelerinde bile, mevcut toplumsal ilişkileri aşmaz; onları hukukî ve siyasî cendereler içinde yeniden düzenlenmekle sınırlı kalır.

Siyasal akıl, kurtuluşu, sınıfların ve devletin ortadan kalkmasıyla insanın özgürleşmesinde değil, insanın yalıtık birey, hukuk ve yurttaşlık kategorilerine indirgenmesinde görür:

“Siyasal kurtuluş, insanın, bir yandan sivil (burjuva – YZ) toplum üyeliğine, egoist ve bağımsız bireye (yalıtık bireye – YZ), öte yandan yurttaşa, hukuki kişiye indirgenmesidir.” (K. Marks, “Yahudi Sorunu Üstüne”, 1843, METE, İng., c. 3, s. 168.)

Toplumsal kurtuluş mücadelesi ise siyasal iktidarı dağıtmayı ve onu var eden koşulları ortadan kaldırmayı hedefler. Bu süreç, ademi merkeziyetçi pratiklerin, anti iktidar inisiyatiflerin ve otonom örgütlenmelerin gelişmesiyle ilerler. Siyasal iktidarı zorunlu kılan toplumsal koşulların nihai tasfiyesi ise ancak özgürlükçü ve dayanışmacı yeni bir hayat tarzının kurulmasıyla mümkündür.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.