Haber: Güngör Şenkal/Susma – İzmir
Akbelen direnişinin sembol ismi Esra Işık için açılan, 31 Mart’ta yapılmakta olan bir bilirkişi keşfine engel olmak ve kamu görevlilerine hakaret suçlamalı davanın karar duruşması, 6 Temmuz 2026 tarihinde Muğla/Milas’ta görüldü.

Dosyaya eklenmeyen Anayasaya aykırılık sorunu üzerine, Hâkim ile Işık’ın avukatları arasındaki tartışmayla başlayan duruşma, Esra Işık’a söz verilmesiyle başladı. Işık, savunmasında, Savcılığın esas hakkındaki görüşünü (mütalaa) kabul etmediğini; aleyhinde verilecek bir kararın aslında mücadeleye karşı verilecek bir karar olacağını; aile büyüklerinin mezarlarını, kemiklerini bir kez kendi elleriyle çıkarıp taşıdığını ve bu durumu bir kez daha yaşamamak için tepki verdiğini; kendi köylerinde yabancı konumuna düşmek istemediğini; sadece kendisi için orada olmadığını; her şeyi şirkete ve şirketin elamanları sandığı kişilere karşı yaptığını; yedi yıldır güvenli bir ortamda olmadıklarını; jandarmanın kendilerini insan yerine koyup gerekli açıklamayı yapmış olması durumunda, bu olumsuzlukların yaşanmamış ve aleyhine dava sürecine gidilmemiş olacağını; sadece şirketin çıkarlarını kolladıkları için karşı karşıya kaldıkları jandarmanın sözüne nasıl güvenebileceklerini; kendilerinin insan, yurttaş yerine konulmadığını; toprağını savunmak için orada olduğunu, isyan etmemesi durumunda topraklarına çökeceklerini; zeytinlerinin ve ailelerinin parçalandığını; olay günü doğru yönlendirilmiş olsalardı bunlarının hiçbirinin yaşanmamış olacağını; sorunlarının yargı mensuplarıyla değil, şirket yöneticileriyle olduğunu; köyüne ve evine dokunulmamasından başka bir şey istemediğini; hâkimin, köylülerin durumunu, başlarına neler gelebileceğini görerek karar vermesi gerektiğini söyledi.

Avukatlar ise sıra ile yaptıkları savunmalarda: Keşifte kullanılan aracın üzerinde –usulüne aykırı bir biçimde- keşif aracı olduğunu belirten hiçbir ibarenin bulunmadığını, herkesten gizli bir keşif yapmaya kalkışıldığını; bir günde 148 keşif yapılmış olduğunu, bunun gerçek bir keşif olamayacağını; muhtarlar dâhil tüm ilgililerin katılmadığı keşfin yasal bir keşif olamayacağını; iklim değişikliği, termik santralleri, acele kamulaştırma ve Türkiye’de yapılacak olan COP 31 zirvesi arasındaki çelişkilerin tespit edilerek dosyaya konulması gerektiğini; hakaret edildiği söylenen görevlilerin çelişkili ifadeler verdiğini; görevlilerin konuşmaları hakaret olarak değil, rahatsızlık verici’ olarak algıladığını; keşif zaptında yazılanları hâlâ okuyamadıklarını; görevlendirme tutanaklarının ortada olmadığını; tutanaklarda görevlilerin ne şekilde engellendiğinin yazılmadığını; Işık’ın Türkiye Barolar Birliği’nden çevre ödülü almış bir kişi olduğunu; kamu görevlisine hakarette ceza artırımı uygulamasının uluslararası hukuka aykırılığını; çevresini ve kendisini koruma güdüyle hareket eden Işık’ın cezalandırılamayacağını söyleyerek beraatini istediler.
Son sözleri söyleyen Esra Işık da köylülerin halini anlayan vicdanlı bir karar beklediğini söyleyerek beraatini istedi.
Cumhurbaşkanlığı tarafından hukuka uygun olmayan bir biçimde çıkarılan ve “Bağdat”tan döneceği belli olan ʹacele kamulaştırmaʹ kararının Işık’ın tepkisindeki kışkırtıcı rolü mahkemenin dikkatini çekmeye yetmedi! Cumhurbaşkanı imzalı acele kamulaştırma kararının Limak ve İçtaş ortaklı YK Enerji şirketinin Milas/Akbelen’deki linyit yataklarını genişletmesini sağlamak için çıkarıldığı sır değildir. Kaldı ki, Danıştay 6. Dairesi de acele kamulaştırmayı hukuka aykırı bularak yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.
Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi kararında, Esra Işık’ı, kamu görevlilerini engellemekten 2 yıl 1 ay hapis, hakaret suçlamasından ise 442 gün adli para cezasıyla (100*442=44.200 TL) cezalandırdı. Mahkeme, hükmün açıklamasının geri bırakılmasına hükmetti. Işık’ın avukatları istinaf sürecini başlatacak.
Cezalandırma için gerekli olan delillerin eksik ve yetersiz olduğunun farkında olan mahkemenin, çevre mücadelesi çerçevesinde yargılanan ve/veya yargılanacak olanlara emsal teşkil etmemesi için, yani siyasi kaygılarla alt sınırdan ceza verdiğini düşünüyoruz.
Direnişin sembollerinden, zeytin ile özdeşleşen Esra Işıkʹı cezalandırmakla ne hukukun ne de siyasetin gidebileceği bir yol vardır. Zeytin’e verilen cezayı, -miktarından bağımsız olarak- kabul etmiyoruz.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
