“Sermayenin Pembe Tabloları, Sokaktaki Kara Gerçekler”
Ekonomi yönetimi ve sermaye çevreleri, “enflasyonun belini kırdık”, “rezervleri doldurduk”, “büyüyoruz” masallarıyla göz boyamaya devam ederken; 2026’nın yaz aylarında reel sektörden, esnaftan, tarım üreticisinden ve emekçiden feryatlar yükseliyor. Küresel savaş tamtamları ve militarist harcamaların gölgesinde şekillenen haftalık ekonomi raporunu, Susma merceğinden, Haber-Yorum analizimizle sunuyoruz.
1. YEREL DOSYA |
Zonguldak ve Filyos: Kimin İçin Kurtuluş, Kimin İçin Rant Kapısı?
Romanya, Ankara ve İstanbul’dan gelen yatırımcı heyetleri, Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası (ZTSO) Başkanı Metin Demir rehberliğinde Zonguldak ve Filyos limanlarında incelemelerde bulundu. Öte yandan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın katılımıyla Zonguldak Girişim Karma Sanayi Sitesi, Modern Karton Fabrikası ve BAKKA projelerinin toplu açılışı yapıldı. İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu (İİMEK) toplantısında ise sanayicinin en büyük sorunu olarak gösterilen “nitelikli iş gücü açığı” ile mesleki eğitim konuları masaya yatırıldı. Ayrıca Zonguldak’ın bölgesel vizyon projesi olarak sunulan DEKOZON (Mobilya ve Dekorasyon Merkezi) için Devrek TSO da tanıtım toplantıları hız kazandı.
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
Zonguldak’ın “kabuğunu kırmak” ve “Karadeniz’in lojistik üssü olmak” adı altında pazarlanan Filyos Projesi ve yeni sanayi siteleri, yerel kalkınma masalının arkasındaki acı gerçeği gizlemeye yetmiyor.
Toplantılarda dert yanılan “nitelikli iş gücü açığı”, aslında “düşük ücrete ve güvencesiz çalışmaya razı, sendikasız işçi bulamama” sıkıntısının kibarlaştırılmış adıdır! Sanayiciler bölgeyi ucuz emek cennetine çevirmek için yabancı yatırımcı koştururken; Zonguldak’ın öz evlatları hâlâ göç etmek zorunda kalıyor. Açılışı yapılan karton fabrikaları ve mobilya merkezleri havamızı, doğamızı ve emeğimizi sömürürken, yaratılan zenginlik yine bir avuç yerli ve yabancı sermayedarın kasasına akıyor. Zonguldak işçi sınıfının alın teri üzerinden yükselen bu “vizyon” projeleri, emeğin hakkı verilmedikçe sadece sömürünün lojistik üssü olacaktır.
2. MAKROEKONOMİK İLLÜZYON |
Rezervler Doluyor Ama Kimin Cebine?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) program bütçesini 750 milyar TL’ye çıkardıklarını duyurdu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, TL mevduat payının %62’ye ulaşarak son 11 yılın zirvesine çıktığını ve ters dolarizasyonun başarıldığını açıkladı. Merkez Bankası rezervleri ise 3 Temmuz haftası itibarıyla 159,9 milyar dolara (swap hariç net rezerv 40 milyar dolara) ulaştı.
Buna karşın ödemeler dengesi mayısta 1,5 milyar dolar, yıllıkta ise 37,5 milyar dolar cari açık verdi. Uluslararası endeks sağlayıcıları MSCI’dan gelen 3 uyarının ardından, S&P Dow Jones da Türkiye’yi piyasa şeffaflığı ve erişilebilirlik sorunları nedeniyle “Gelişmekte Olan Piyasa” statüsünden “Sınır Piyasa” (Frontier Market) statüsüne düşürme riskiyle karşı karşıya olan ülkeler listesine ekledi.
Mayıs 2026 Cari Denge Görünümü (Milyar $)
┌──────────────────────────────────────┐
│ Aylık Açık: -1.5 │
│ Yıllık Açık: -37,5 │
└──────────────────────────────────────┘
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
Bakan Şimşek’in “başarı” olarak sunduğu TL mevduat artışı ve de-dolarizasyon, halkın TL’ye güvenmesinden değil; astronomik faizler yoluyla rantiye sınıfına kaynak aktarılmasından ibarettir. Kamunun borçlanma senetleri (DİBS), Haziran ayında %2,42 ile en yüksek reel getiriyi sağlarken, halkın parası enflasyon karşısında erimeye devam ediyor.
Erdoğan’ın müjdelediği 750 milyar TL’lik YTAK ise yine halkın vergileriyle oluşturulan bütçenin, yandaş holdinglere ucuz finansman olarak peşkeş çekilmesidir. Sıcak para girişiyle şişen rezervler, 37,5 milyar dolarlık devasa yıllık cari açık gerçeğini ve yabancı sermayenin Türkiye piyasasını “güvensiz ve şeffaf olmayan sınır piyasa” kategorisine itme tehdidini gizleyemiyor. Ekonomi yönetimi rantiye için cennet yaratırken, faturayı halk ödemektedir.
3. REEL SEKTÖRDE YAPRAK DÖKÜMÜ |
Esnaf Komisyona Çalışıyor, Şirketler Kapanıyor
Yılın ilk 5 ayında (Ocak-Mayıs) kapanan işyeri sayısı %8,13 artışla 53 bin 88’e yükselirken, açılan şirket sayısı %9,66 azaldı. TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, fahiş kredi kartı komisyon oranlarının esnafı perişan ettiğini, esnafın kâr marjının tamamının bankalara gittiğini belirterek isyan etti.
İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan hazır giyimin ayakta kalması için 6. bölge teşviklerinin 3 yıl boyunca uygulanmasını isterken; mobilya temsilcisi Ahmet Güleç 480 bin imalatçının krizde olduğunu, mobilya ihracatının %5 gerilediğini belirtti. Kırtasiye sektöründe iflas riski %25’e tırmandı. Borsada işlem gören Destek Finans Faktoring hisseleri ise Şubat 2025’ten bu yana inanılmaz bir şekilde %7160 değer kazandı.
Ocak-Mayıs 2026 Şirket İstatistikleri (Değişim %)
┌──────────────────────────────────────┐
│ Kapanan İşyeri: +8,13% (53.088 adet) │
│ Açılan Şirket: -9,66% │
└──────────────────────────────────────┘
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
Mehmet Şimşek’in “acı reçetesi” (dezenflasyon programı) beklendiği gibi tekelleri değil, küçük esnafı ve yerli üreticiyi biçiyor. 5 ayda 53 bini aşkın işyerinin kapısına kilit vurulması, binlerce ailenin işsizliğe ve açlığa mahkum edilmesi demektir.
Esnaf can çekişirken, TESK Başkanı’nın da isyan ettiği gibi, bankalar hiçbir risk ve emek üstlenmeden sadece kredi kartı komisyonlarıyla esnafın %4’lük kâr marjına çöküyor. Reel sektör finansman sıkışıklığı, 15 aya uzayan vadeler ve iflas riski altında ezilirken; borsa manipülasyonlarıyla bazı faktoring şirketlerinin hisselerinin %7160 uçurulması, finans kapitalin bu krizden nasıl beslendiğinin, soygun düzeninin nasıl tıkır tıkır işlediğinin en net kanıtıdır.
4. TARIM VE GIDA |
İthalat Silahı Çiftçiyi Vuruyor, Halk Açlığa Mahkum Ediliyor
Küresel gıda ihracatının yarısını yapan 10 ülke tek haneli gıda enflasyonu yaşarken; Türkiye, bu ligde açık ara en yüksek gıda enflasyonuna sahip ülke olarak zirvedeki yerini koruyor. Hükümet, tarım ürünlerinde gümrük vergilerini düşürüp ithalat silahını çekerek fiyatları baskılamaya çalışıyor.
TÜİK’in Mayıs 2026 verilerine göre; toplanan inek sütü %2,3 artışla 1 milyon 22 bin tona çıksa da, halkın temel protein kaynağı olan tereyağı üretimi %12 azaldı. Kümes hayvancılığında ise tavuk eti üretimi yıllık %16,3 gerilerken, kesilen tavuk sayısı %16,8 düştü. Sahada fındık rekoltesi belirsizliği sürerken, üreticiler sahil kesimindeki çotanak yoğunluğunun aldatıcı olmasından endişeli.
Mayıs 2026 Hayvansal Üretim Değişimleri (Yıllık %)
┌──────────────────────────────────────────────┐
│ Tavuk Eti Üretimi: -16,3% │
│ Kesilen Tavuk Sayısı: -16,8% │
│ Tereyağı Üretimi: -12,0% │
│ Tavuk Yumurtası: +21,6% │
└──────────────────────────────────────────────┘
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
Tarımda kendi kendine yeten ülke masalı çoktan tarihe karıştı. Üretim maliyetlerinin altında ezilen çiftçi tarlasını ekemez, süt üreticisi ineğini kesime gönderirken; iktidar çareyi yerli üreticiyi korumak yerine ithalat kapılarını sonuna kadar açmakta buluyor.
Tavuk eti ve tereyağı üretimindeki çift haneli sert düşüşler, gıda krizinin kapıda değil, mutfağın tam ortasında olduğunu gösteriyor. Yumurtada veya sütte yaşanan geçici bolluk ve fiyat düşüşleri üreticinin zararına satış yapmasından kaynaklanıyor ve sürdürülebilir değil. İthalat lobilerini zengin eden bu tarım politikaları sürdükçe, Türkiye dünyanın en bereketli topraklarında en pahalı gıdayı tüketen ülke olmaya mahkum kalacaktır.
5. KÜRESEL SAVAŞ BÜTÇELERİ VE DIŞ POLİTİKA | NATO’nun Bekçiliği ve Halkın Sırtındaki Askeri Yük
Ankara’daki NATO Liderler Zirvesi’nde 50 milyar doları aşan yeni savunma tedarik anlaşmaları imzalanırken, NATO Savunma Sanayii Forumu’nda Türk şirketlerinin de yer aldığı 75 milyar dolarlık projeler açıklandı. Türkiye, Kanada öncülüğünde kurulan Savunma, Güvenlik ve Direnç Bankası’na kurucu üye olarak katıldı.
Türkiye’nin savunma harcamalarının GSYH içindeki payı %2,33’e ulaşırken, NATO’nun 2035’teki %5’lik hedefine daha erken ulaşılabileceği belirtildi. Sanayi Bakanlığı ise HIT-30 kapsamında 5 milyar dolarlık Yenilikçi Savunma Teknolojileri çağrısını başlattı. Ankara’ya gelen Trump, Türkiye ile ilişkileri geliştirme sözü vererek “Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz, CAATSA kalkabilir” mesajı verdi.
Türkiye Savunma Harcamalarının GSYH'ye Oranı
┌──────────────────────────────────────┐
│ Mevcut Seviye: %2,33 │
│ NATO Hedefi: %5,00 (2035 Öncesi) │
└──────────────────────────────────────┘
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin küresel emperyalist savaş aygıtına daha fazla entegre olmasının tescillendiği bir podyuma dönüştü. Milyarlarca dolarlık silah siparişleri, “savunma bankası” kurucu üyelikleri ve %2,33’e fırlayan askeri harcamalar gurur tablosu olarak sunuluyor.
Soruyoruz: Asgari ücretlinin, emeklinin, işçinin açlık sınırının altında yaşadığı bir ülkede, bütçenin aslan payının silaha, drona, füzeye yatırılması kimin savunmasıdır? Trump’ın “Dostlarımıza yaptırım uygulamak istemiyoruz” şeklindeki emperyalist lütfu, Türkiye’nin NATO’nun doğu sınırındaki bekçilik rolünü daha sadık oynaması için verilen bir rüşvettir. Halkın vergileriyle finanse edilen militarizm, barış ve refah değil; sadece savaşa ve sömürüye sermaye sağlamaktadır.
6. JEOPOLİTİK KRİZLER VE KÜRESEL PİYASALAR | Hürmüz Boğazı Kapatıldı, Savaş Çanları Çalıyor
ABD ile İran arasındaki gerilim savaşa dönüştü. İran’ın Kıbrıs bandıralı bir konteyner gemisine saldırdığı iddiasıyla ABD 3. dalga hava saldırısı başlattı, İran ise Körfez’deki ABD üslerini vurdu. Hürmüz Boğazı ikinci bir duyuruya kadar kapatıldı.
Trump “Hürmüz Boğazı’nı alıyoruz, kontrol bizde olacak, güvenlik için ücret keseceğiz” derken; petrol fiyatları 80 doların üzerine fırladı. Doğu Asya’yı vuran Bav Tayfunu ise Çin’deki sanayi ve limanları felç ederek küresel tedarik zincirini (demir cevheri, kömür, nikel) tehdit ediyor. Bu şoklar altında küresel teknoloji hisseleri ve borsalar çakılırken, altın fiyatları ons başına 4.000 doların altına düşerek madencilik devlerine 228 milyar dolar kaybettirdi.
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
Emperyalizm, enerji yolları üzerindeki egemenlik hırsını artık saklama gereği bile duymuyor. Trump’ın “Hürmüz Boğazı’nı alıyoruz, geçenden güvenlik ücreti keseceğiz” sözleri, küresel haydutluğun en çıplak ifadesidir. Hürmüz’ün kapatılması ve petrolün 80 doların üzerine çıkması, Türkiye gibi enerji bağımlısı ülkelerde yeni zam dalgaları, enflasyon ve yoksullaşma demektir.
Kapitalizmin yarattığı ekolojik krizin bir sonucu olan Bav Tayfunu’nun tedarik zincirlerini koparması ise doğanın kâr hırsına verdiği bir başka yanıttır. Egemenlerin savaşları ve doğa talanları, tüm dünyada işçi sınıfının sırtına yeni maliyetler yüklemektedir.
7. SOSYAL DOSYA |
Gençliğini Yitiren, Göç Eden ve Yaşlanan Bir Türkiye
TÜİK’in 2025 yılı İç Göç İstatistiklerine göre; Türkiye’de 2 milyon 475 bin kişi iller arasında göç etti. En çok göç alan il de (329 bin) en çok göç veren il de (371 bin) İstanbul oldu. En hareketli grup 20-24 yaş arası gençler olurken, en önemli göç nedeni “eğitim” ve “daha iyi konut/yaşam koşulları arayışı” oldu.
11 Temmuz Dünya Nüfus Günü verilerine göre ise Türkiye 86 milyonluk nüfusuyla 18. sırada. Ancak Türkiye’nin doğurganlık hızı 1,42 çocuk ile dünya ortalamasının (2,24) çok gerisinde kaldı. Türkiye hızla yaşlanırken, çocuk nüfus oranı (%24,8) dünya ortalamasının altına indi.
TürkiyeDemografi ve Göç Gerçeği (2025-2026)
┌────────────────────────────────────────────────────────┐
│ Yıllık Göç Eden Nüfus: 2.475.019 kişi │
│ En Çok Göç Eden Yaş Grubu: 20-24 yaş (Eğitim amaçlı)│
│ Toplam Doğurganlık Hızı: 1,42 (Dünya Ort.: 2,24) │
└────────────────────────────────────────────────────────┘
💬 SUSMA’NIN YORUMU:
TÜİK’in süslü istatistikleri ardında büyük bir toplumsal çöküş yatıyor. 2,5 milyona yakın insanın yollara dökülmesi bir tercih değil, hayatta kalma refleksidir. İstanbul’un verdiği göçün aldığı göçten fazla olması, metropollerdeki barınma krizinin, kira terörünün ve yaşam pahalılığının insanları nasıl sürgün ettiğinin kanıtıdır.
En çok göç eden grubun 20-24 yaş arası gençler olması ve göç nedenlerinin başında “eğitim” ve “daha iyi konut arayışı” gelmesi, gençliğin geleceksizliğe mahkum edildiğini belgeliyor. Doğurganlık hızının 1,42’ye çakılması ise iktidarın “en az üç çocuk” hamasetinin çöktüğünü, ekonomik güvencesizlik ve yoksulluk nedeniyle insanların çocuk büyütemez hale geldiğini gösteriyor. Gençliğini güvencesizlikle sömüren, yaşlanan ve yoksullukla göç eden bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
