Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri, önleyici politikaların yetersizliği ve cezasızlık kültürü nedeniyle can almaya devam ediyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2026 Yılı İlk 6 Ay Raporu, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının üzerinden geçen 4 yılda şiddet sarmalının nasıl tırmandığını gözler önüne serdi. Verilere göre; yılın ilk yarısında 150 kadın erkek şiddetiyle yaşamdan koparılırken, 151 kadının ölümü ise kayıtlara “şüpheli” olarak geçti. Kadınların %61’inin en güvenli yer olması gereken “evlerinde” ve %43’ünün evli olduğu erkekler tarafından katledildiğini ortaya koyan bu sarsıcı tablo; bireysel silahlanmanın, cezasızlık getiren infaz yasalarının ve etkin uygulanmayan 6284 sayılı Kanun’un yarattığı güvenlik açığını bir kez daha kanıtlıyor.

İşte kadınların yalnızca kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri için hedef alındığı, çocukların ve yakınlarının da bu şiddet sarmalına dahil edildiği 2026 yılının ilk 6 aylık hak ihlalleri ve mücadele raporunun tüm detayları:

2026 Yılı İlk 6 Ay Raporu*

1 Temmuz 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin üzerinden 4 yıl geçti. Bu 4 yılda, İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlar için ne kadar hayati olduğu verilerimizle görünür oldu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin ardından geçen süreçte, her yılın ilk 6 ayına baktığımızda kadın cinayeti sayısının arttığını görüyoruz. 2021’in ilk 6 ayında 131, 2022’nin ilk 6 ayında 164, 2023’ün ilk 6 ayında 147, 2024’ün ilk 6 ayında 205, 2025’in ilk 6 ayında 136, 2026’nın ilk 6 ayında ise 150 kadın öldürüldü. 


Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülüyor.

Bugün kadınlar hâlâ en çok “en yakınları” tarafından öldürülüyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 64’ü, yani %43’ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü. 17 kadın birlikte olduğu erkek, 10 kadın eskiden evli olduğu erkek, 4 kadın ise eskiden birlikte olduğu erkek tarafından yaşamdan koparıldı. Başka bir ifadeyle, öldürülen kadınların 95’i evli olduğu, birlikte olduğu, ayrıldığı ya da boşandığı erkekler tarafından öldürüldü.

Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar en çok kendi hayatlarına dair karar almak istediklerinde, boşanmak istediklerinde, ayrılmak istediklerinde, şiddetten uzaklaşmak istediklerinde öldürülüyor. Aile içinden failler de bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 10 kadın akrabası, 9 kadın babası, 6 kadın oğlu, 2 kadın ise kardeşi tarafından öldürüldü. 9 kadın tanıdığı biri tarafından öldürülürken, 17 kadının faille yakınlığı ise tespit edilemedi.

Kadınları korumayan, şiddeti “aile meselesi” diyerek görünmez kılan, kadını birey olarak değil yalnızca aile içindeki konumu üzerinden tanımlayan politikalar bu tabloyu değiştirmiyor; aksine derinleştiriyor. Kadın cinayetlerini durdurmak için aileyi değil, kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve güvenliğini merkeze alan politikalar uygulanmalıdır.


Kadınlar en çok evlerinde öldürüldü.

“Aile Yılı” söylemiyle kadınlara sürekli ev, aile ve bakım rolleri dayatılırken, veriler bize çok çarpıcı bir gerçeği gösteriyor: Kadınlar en çok evlerinde öldürülüyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 92’si, yani %61’i evde öldürüldü. Güvenli olması gereken evler, kadınlar için çoğu zaman şiddetin görünmezleştiği, denetimin ve tahakkümün arttığı alanlara dönüşüyor.

Kadınlar yalnızca evde değil, yaşamın her alanında yaşam mücadelesi veriyor. 17 kadın sokakta, 8 kadın arabada, 6 kadın ıssız bir yerde, 4 kadın arazide, 3 kadın iş yerinde öldürüldü. 2 kadın su ve kenarında, 2 kadın diğer kamusal alanlarda, 1 kadın ise otelde öldürüldü. 13 kadının nerede öldürüldüğü ise tespit edilemedi.

Bu tablo, kadınları eve çağıran politikaların ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kadını aile içindeki rolüyle sınırlayan, bakım emeğini doğal göreviymiş gibi omuzlarına yükleyen, kamusal yaşamdan uzaklaştıran her yaklaşım; kadınların özgürlüğünü değil,  kadınlar üzerindeki tahakkümü güçlendiriyor. 

Ev, kadınlar için mecburiyet değil; güvenli, eşit ve özgür yaşayabilecekleri, hayatları hakkında her türlü kararı özgürce alabildikleri bir yaşam alanı olmalıdır.. Bunun yolu da kadınları eve hapsetmekten değil; sokakta, iş yerinde, okulda, siyasette, yani hayatın her alanında eşit olarak varolabilmelerinden geçer.

Kadınlar öldürülürken yalnız değiller.

Kadınlar şiddet gördüklerinde yalnızca kendileri değil o  kadınların yanında olanlar da hedef alınıyor.  2026 yılında öldürülen 150 kadının 50’sinin öldürüldüğü sırada yanında bulunan bir kişi de öldürüldü ya da yaralandı. Bu oran, kadın cinayetlerinin %33’ünde şiddetin kadının çevresindeki kişilere de yöneldiğini gösteriyor.

Kadınların yanında çoğu zaman çocukları, anneleri, kardeşleri, arkadaşları ya da komşuları oluyor. Fail erkekler yalnızca kadının yaşamına kastetmiyor; ona yardım etmeye çalışanı, tanıklık edeni, yanında duran kişiyi de cezalandırmaya çalışıyor. Bu nedenle kadın cinayetleri bireysel değil, toplumsal bir şiddet düzeninin sonucudur.


Kadına yönelik şiddeti besleyen politikaların tümü kadınları yalnızlaştırmak ister. Kadınların örgütlü mücadelesini, dayanışmasını, destek ağlarını, yardım çağrısını hedef alır. Kadınları korumayan her politika, yalnızca kadınları değil, onların yanında duran herkesi de tehlikeye açık bırakır.


Kadın cinayetlerini durdurmak için etkin koruma mekanizmaları uygulanmalı; şiddet tehdidi yalnızca kadın açısından değil, çocuklar, aile üyeleri ve tanıklar açısından da bütüncül biçimde değerlendirilmelidir.


Kadınlar hangi bahanelerle öldürüldü?


Kadınların yaşam hakkını ellerinden alan hiçbir gerekçe kabul edilemez. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 17’si, yani %11’i hayatına dair karar almak istediği için öldürüldü. Boşanmak istemek, ayrılmak istemek, ilişkiyi bitirmek, kendi yaşamına dair söz kurmak erkekler tarafından bir “itaatsizlik” gibi görülüyor ve kadınlar bu nedenle hedef alınıyor.


Ekonomik kriz derinleştikçe kadına yönelik şiddet de farklı bahanelerle karşımıza çıkıyor. 2026 yılında 11 kadın, yani öldürülen kadınların %7’si ekonomik gerekçeler bahane edilerek öldürüldü. Ancak mesele yalnızca geçim sıkıntısı değil; kadını kontrol etme, susturma ve cezalandırma çabasıdır. Bu düzen, kriz koşullarını erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü meşrulaştırmak için kullanıyor. Kadınlar hem yoksulluğun hem de bu yoksulluğu bahane eden şiddetin hedefi haline getiriliyor.


5 kadın ise “diğer” gerekçeler öne sürülerek öldürüldü. 117 kadının, yani %78’inin hangi bahaneyle öldürüldüğü ise tespit edilemedi. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerinde hakikatin çoğu zaman karartıldığını, faillerin ve şiddet geçmişinin yeterince açığa çıkarılmadığını gösteriyor.


Kadınlar boşanmak istedikleri için, ayrılmak istedikleri için, çalışmak istedikleri için, ekonomik kriz bahane edildiği için ya da yalnızca kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmak istedikleri için öldürülüyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz: Kadına yönelik şiddetin bahanesi olmaz. Kadın cinayetlerini durdurmanın yolu, faillerin gerekçelerini değil kadınların yaşam hakkını merkeze almaktan geçer.

İnfaz Yasası: Cezasızlık politikaları failleri korumaya devam ediyor.

Af düzenlemeleri, şiddet faillerine yeniden alan açıyor. Kadınların yaşam hakkını tehdit eden erkekler, geçmişte işledikleri suçlara rağmen serbest bırakılıyor; adli sicil kayıtları şiddet geçmişiyle dolu olan bu kişiler, özgürlüklerini yeniden kazandıklarında çoğu zaman ilk olarak kadınları hedef alıyor. Bugün Türkiye’de birçok kadın, daha önce suç işlemiş, ceza almış ya da hakkında uzaklaştırma kararı verilmiş erkekler tarafından öldürülüyor. 


Verilerimize göre 2026’in ilk 6 ayında 15 kadın adli sicil kaydı olan erkekler tarafından öldürüldü. Aflar, kadınların can güvenliğini sağlamıyor; aksine, faillere yeni fırsatlar tanıyor. Adaletin terazisi kadınlar için değil, kadınlara şiddet uygulayanlar ve kadına yönelik şiddetin artmasına sebep veren politikalar için çalışıyor. 

Embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından öldürülmesi ya da intihara zorlanmasını kadın cinayeti olarak değerlendiriyoruz. Bu yılın ilk 6 ayında öldürülen kadınların 10’u 25 yaşından küçüktü. 


Kadın cinayetleri, kadınların yaşına, yaşam dönemine, medeni durumuna ya da bulunduğu yere bakmaksızın devam ediyor. 2026 yılında öldürülen 150 kadının 58’i, yani %39’u 36-65 yaş aralığındaydı. 41 kadın, yani %27’si ise 25-35 yaş aralığında öldürüldü. 


Çocuklar ve genç kadınlar da bu tablonun dışında değil. 2026 yılında 0-11 yaş aralığında 3 kız çocuğu, 12-14 yaş aralığında 2 kız çocuğu, 15-18 yaş aralığında ise 4 kız çocuğu öldürüldü. Başka bir ifadeyle, en az 9 çocuk yaşamdan koparıldı. Bunun yanında 18-25/19-24 yaş aralığında kaydedilen toplam 9 genç kadın da öldürüldü.


Yaşlı kadınlar da öldürülmeye devam ediyor. 66 yaş ve üstü 10 kadın, yani öldürülen kadınların %7’si yaşamını yitirdi. Bu veri, kadın cinayetlerinin yalnızca belirli bir yaş grubuyla sınırlı olmadığını; çocukların, genç kadınların, yetişkinlerin ve yaşlı kadınların bu şiddet düzeni içinde öldürüldüğünü ortaya koyuyor.


23 kadının, yani %15’inin yaş aralığı ise tespit edilemedi. Bu belirsizlik, kadın cinayetlerine ilişkin verilerin, soruşturmaların ve kamuoyuna yansıyan bilgilerin hâlâ eksik kaldığını gösteriyor.


Kadınlar çocukken, gençken, yetişkinken, yaşlıyken; hayatlarının her döneminde öldürülüyorlar. Bu nedenle kadın cinayetlerini önlemek için yaşamın her dönemini kapsayan, etkin koruma mekanizmalarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan politikalar uygulanmalıdır.

Kadınlar en çok ateşli silah ile öldürüldü.

Kadın cinayetlerinde kullanılan yöntemler, şiddetin ne kadar ağırlaştığını ve ölümcül araçlara erişimin ne kadar kolaylaştığını gösteriyor. 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 78’i, yani %52’si ateşli silahlarla öldürüldü. Başka bir ifadeyle, öldürülen her iki kadından biri ateşli silahla yaşamdan koparıldı.

Kadınların 37’si kesici aletle, 15’i boğularak, 7’si darp edilerek, 2’si yakılarak öldürüldü. 1 kadın yüksekten düşme, 1 kadın kimyasal madde, 1 kadın ise diğer yöntemlerle yaşamını yitirdi. 8 kadının ise nasıl öldürüldüğü tespit edilemedi.

Bu tablo, bireysel silahlanmanın kadınların yaşam hakkı açısından ne kadar büyük bir tehdit olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Silaha erişimin bu kadar kolay olduğu bir düzende, tehdit altındaki kadınlar için risk büyüyor; koruma mekanizmalarının uygulanmaması ise bu riski daha da ölümcül hale getiriyor.

Kadın cinayetlerini önlemek için yalnızca olaydan sonra değil, olaydan önce harekete geçen politikalar gereklidir. Silahlanmanın kontrol altına alınması, koruma kararlarının etkin uygulanması ve kadınların şiddet tehdidi karşısında yalnız bırakılmaması hayati önemdedir.

2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 8’inin, yani %5’inin öldürüldüğü anda 6284 kapsamında koruma/tedbir süreci vardı. Devlet tarafından verilen ve etkin biçimde uygulanması gereken bu kararlar, kadınlar için hayati önemdedir. Ancak bu yıl 8 kadın, koruma mekanizmalarının varlığına rağmen öldürüldü.


Verilere göre 7 kadın için tedbir kararı, 2 kadın için barınma yeri, 1 kadın için ise kreş imkânı bilgisi yer aldı. Bu tablo, 6284’ün yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini; kararların bütün kurumlar tarafından hızlı, etkili ve denetlenebilir biçimde uygulanmasının yaşamsal olduğunu gösteriyor.


Öldürülen 4 kadının öldürüldüğü anda 6284 kapsamında bir kararının olmadığı tespit edildi. 138 kadının, yani %92’sinin ise 6284 kapsamındaki durumu tespit edilemedi. Tedbir türlerinde de 140 kadın için bilgiye ulaşılamadı. Bu yüksek belirsizlik, kadınların koruma mekanizmalarına erişiminde, başvuru süreçlerinin takibinde ve verilerin kamuoyuna yansımasında ciddi eksiklikler olduğunu ortaya koyuyor.


6284 sayılı Kanun etkin uygulandığında kadınların yaşamını koruyabilir. Bu nedenle kadınların başvuru mekanizmalarına erişimi kolaylaştırılmalı, koruma kararları gecikmeden uygulanmalı ve kurumlar arasındaki koordinasyon güçlendirilmelidir. Kadınları yaşatacak olan şey belirsizlik değil, etkin korumadır.


Boşanmak isteyen, şikâyet eden kadınlar korunmuyor.

Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen 150 kadının 9’u, yani %6’sı boşanma aşamasındaydı. 4 kadının polis ya da savcılığa şikâyette bulunduğu, 3 kadının ise hem boşanma aşamasında olduğu hem de adli başvurusunun bulunduğu biliniyor.

Bu veri, kadınların ayrılmak, boşanmak ya da şiddetten uzaklaşmak için başvuru mekanizmalarına yöneldiklerinde de yeterince korunmadığını gösteriyor. Kadınların yaptığı başvurular etkin biçimde takip edilmediğinde, koruma mekanizmaları zamanında işletilmediğinde kadınlar öldürülüyor.

134 kadının, yani %89’unun adli başvuru durumuna ilişkin bilgiye ulaşılamadı. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerinde başvuru süreçlerinin, şikâyetlerin ve risk değerlendirmelerinin kamuoyuna yeterince yansımadığını gösteriyor.

Kadın cinayetlerinde kadınların çalışma durumuna dair veriler çoğu zaman kamuoyuna yansımıyor. Oysa bu bilgi, kadınların ekonomik bağımsızlığı, sosyal güvencesi, destek mekanizmalarına erişimi ve şiddet karşısındaki kırılganlıklarını anlamak açısından son derece önemli. Bu nedenle basın mensuplarının kadın cinayetlerini haberleştirirken kadınların çalışma durumuna ilişkin bilgiyi de görünür kılması gerekiyor.

TÜİK’in Mayıs 2026 işgücü verilerine göre kadınların işgücüne katılma oranı %35, istihdam oranı ise %31,4. Aynı verilerde işgücüne dahil olmayan kadınların sayısı 21 milyon 982 bin olarak yer alıyor. Bu tablo, kadınların çalışma yaşamına eşit ve güvenceli biçimde katılamadığını; istihdamdan uzaklaştırıldığını ya da bakım ve ev içi sorumluluklar nedeniyle işgücünün dışında bırakıldığını gösteriyor.

TÜİK’in sınıflandırmasında “ev işleriyle meşgul” olanlar, kendi evindeki ev işleri nedeniyle iş aramayan ve işbaşı yapmaya hazır olmayan kişiler olarak işgücü dışında sayılıyor. Ancak bu tanım, kadınların ev içinde harcadığı emeğin ekonomik ve toplumsal değerini görünmez kılıyor. Yemek, temizlik, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi işler ücretlendirilmeyen ama hayatın sürmesini sağlayan gerçek bir emek biçimi.

Bizim ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen kadınların 15’inin bir işyerinde çalıştığı biliniyor. Ancak kadınların büyük çoğunluğunun çalışma durumuna dair bilgiye ulaşılamıyor. Bu belirsizlik, yalnızca bir veri eksikliği değil; kadınların emeğinin, ekonomik konumunun ve yaşam koşullarının sistematik biçimde görünmez bırakıldığını da gösteriyor.

Kadınları yalnızca ev içi rollerle tanımlayan, bakım emeğini doğal görev gibi kadınların üzerine yıkan ve onları güvenceli istihdamdan uzaklaştıran her politika, kadınları daha korunmasız hale getiriyor. Kadınların yaşam hakkını korumanın yolu; onları eve hapsetmekten değil, eğitimde sadece şekli olarak değil gerçek anlamda bir eşitlik halini sağlamaktan geçiyor.

Öldürülen kadınların en az 68’inin çocuğu vardı.


Kadın cinayetleri yalnızca kadınların yaşamını değil, geride kalan çocukların hayatını da derinden etkiliyor. Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılının ilk 6 ayında öldürülen 150 kadının 68’inin, yani %45’inin çocuğu vardı. 2 kadın ise hamileydi. 


11 kadının çocuğunun olmadığı tespit edildi. Ancak 69 kadının, yani %46’sının çocuk sahibi olup olmadığı bilgisine ulaşılamadı. Bu yüksek oran, kadın cinayetlerine ilişkin haberlerde ve kamuya yansıyan bilgilerde çocuk bilgisinin çoğu zaman görünmez kaldığını ortaya koyuyor. 

Kadınları ve çocukları koruyacak mekanizmaların güçlendirilmesi; yalnızca olaydan sonra değil, risk ortaya çıktığı anda devreye giren etkili sosyal politikalarla mümkündür. Kadınların yaşam hakkı korunmadığında, çocukların güvenliği ve geleceği de korunamıyor.

Ulaşabildiğimiz verilere göre 2026 yılında öldürülen 150 kadının 70’i, yani %47’si evliydi. 22 kadın bekardı. 58 kadının ise medeni haline dair bilgiye ulaşılamadı. 


Kadınların ölümü şüpheli bırakılıyor.

2026 yılının ilk 6 ayında 151 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Ayrıca geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğu ortaya çıktı. Bu veri bize çok açık bir gerçeği gösteriyor: Kadınların ölümü “şüpheli” bırakılmak zorunda değil. Etkin, bağımsız ve ısrarlı soruşturma yürütüldüğünde gerçek açığa çıkarılabilir; failler tespit edilebilir ve adalet yerini bulabilir.

Şüpheli kadın ölümlerinde dosyaların hızla kapatılması, olayların “intihar”, “kaza” ya da “belirsiz ölüm” olarak geçiştirilmesi kabul edilemez. Her şüpheli ölüm, kadın cinayeti ihtimali gözetilerek soruşturulmalı; kadının yaşamındaki tehditler, başvurular, ilişkiler, tanık beyanları ve deliller bütüncül biçimde incelenmelidir.

Kadınların ölümü karanlıkta bırakılmamalıdır. Çünkü etkin soruşturma yalnızca geçmişteki adaleti sağlamak için değil, bundan sonra yaşanabilecek kadın cinayetlerini önlemek için de hayati önemdedir.

Kadın cinayetlerinde olduğu gibi şüpheli kadın ölümlerinde de gerçeğe ulaşmak çoğu zaman karartılıyor. 2026 yılı verilerimizde, şüpheli ölümlerde kadınların faille ya da şüpheliyle yakınlığı büyük ölçüde tespit edilemiyor. Verilere göre kadınların %92’sinin şüpheliyle yakınlığı belirlenemedi. Bu oran, kadınların ölümüne giden sürecin yeterince araştırılmadığını, ilişkilerin, tehditlerin, şiddet geçmişinin ve risklerin görünmez bırakıldığını gösteriyor.

Kadınların nasıl ölü bulunduğuna baktığımızda da aynı karanlık tabloyla karşılaşıyoruz. Şüpheli ölümlerin %61’inde kadınların nasıl öldüğü tespit edilemedi. %16’sı yüksekten düşme, %11’i ateşli silah, %5’i boğulma, %3’ü yakılma, %2’si kimyasal madde, %1’i kesici alet ve %1’i diğer nedenlerle kayıtlara geçti. “İntihar”, “kaza” ya da “şüpheli ölüm” denilerek kapatılan her dosyada etkin soruşturma yürütülmediğinde, gerçekler karanlıkta kalıyor.

Kadınlar şüpheli şekilde en çok evlerinde ölü bulundu. Verilere göre şüpheli ölümlerin %64’ü evde gerçekleşti. %15’i su ve kenarında, %3’ü otelde, %2’si arabada, %2’si ıssız yerde, %2’si arazide, %1’i sokakta, %1’i iş yerinde, %1’i diğer kamusal alanlarda gerçekleşti. Bu tablo, kadınlar için güvenli olması gereken evlerin ve yaşam alanlarının çoğu zaman denetimsiz, görünmez ve riskli alanlara dönüştüğünü gösteriyor.


Kadın Cinayetlerini Durduracağız, Şüpheli Ölümleri Aydınlatacağız


2026 yılının ilk 6 ayına ilişkin veriler bir kez daha gösteriyor ki kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri münferit olaylar değil; önlenebilir, politik ve toplumsal bir sorundur. Kadınlar evlerinde, sokakta, iş yerinde; evli oldukları, birlikte oldukları, ayrıldıkları ya da tanıdıkları kişiler tarafından öldürülüyor. 

Kadın cinayetlerini durdurmak mümkündür. Bunun için kadınların başvuruları ciddiyetle ele alınmalı, İstanbul Sözleşmesi uygulanmalı, koruma kararları etkin biçimde uygulanmalı, 6284 sayılı Kanun’dan taviz verilmemeli, bireysel silahlanma kontrol altına alınmalı ve her şüpheli kadın ölümü titizlikle soruşturulmalıdır. Geçmişte şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının ölümünün kadın cinayeti olduğunun ortaya çıkması, etkin soruşturmanın ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir.

Kadınların yaşam hakkı, aileye, toplumsal rollere, ekonomik koşullara ya da faillerin bahanelerine feda edilemez. Kadınları yaşatacak olan şey belirsizlik değil; eşitlikçi, koruyucu, önleyici ve hesap soran politikalardır.

Biz biliyoruz: Kadın cinayetleri durdurulabilir. Şüpheli kadın ölümleri aydınlatılabilir. Adalet, ancak kadınların yaşam hakkı merkeze alındığında yerini bulabilir. Kadınların yaşam hakkı için, faillerin cezasız kalmaması için, etkin soruşturma ve gerçek adalet için mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Biliyoruz ki kadınları yaşatacak olan şey susmak değil; dayanışma, ısrar ve örgütlü mücadelemizdir. Her bir kadın için, her bir kız çocuğu için, gerçeği karanlıkta bırakılan her dosya için mücadelemiz devam edecek. Kadın cinayetlerini durduracağız, şüpheli ölümleri aydınlatacağız. 

*Raporumuz: Her ay basına yansıyan kadına yönelik şiddet haberlerinde davalar, yeni yaşanan olaylar ve kadın hareketine dair ayrıntılar yer almaktadır. Bizler, basına yansıyan haberleri ve doğrudan bize gelen başvuruları derleyerek bir sayıya ulaşıp, bu çerçevede raporumuzu hazırlıyoruz. Kadın Cinayeti raporumuzu Femicide kavramına göre ele alıyor, bir araya getiriyor ve değerlendiriyoruz. Yani Femicide kavramına göre; “embriyodan cenine, bebekten çocuğa, erişkinden yaşlıya kadar tüm kadın cinsiyetteki bireylerin sadece cinsiyetlerinden dolayı ya da toplumsal cinsiyet kimliği algısına aykırı eylemleri bahane edilerek, bir erkek tarafından öldürülmesi ya da intihara zorlanmasıdır. Femisidler salt kadın cinsiyetteki insanların öldürüldüğü cinayetler olarak algılanmamalıdır. Nefretle işlenen bu cinayetlerde, saldırıya uğrayan şey kadın kimliğidir.”


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.