Susma’nın internetteki 3 Ağustos 2026 günlü yayınında; Sol ve Sosyalistlerin “YENİ Parti” yönelimi: İdeolojik Uyum mu, Taktiksel Birleşik Cephe mi? Başlıklı yazısındaki düşüncelerde yeni bir sol cephe oluşturulmaya başlandığını görüyoruz.
Sol ve sosyalistlerin merkez sosyal demokrat omurgalı YENİ Parti’ye yönelik yaklaşımları, tartışmaları devam ediyor ve edecek. Ve bu tartışmalar dünyada sosyalist düzen(ahlak) egemen oluncaya, kapitalist düzenden(ahlaksızlık) kuruluncaya kadar sürecek…
Bugünkü Türkiye’de yaşadığımız krizler(ekonomik, hukuksal, doğal ve bilimsel) ve otoriterleşme dönemindeki sol/sosyalist gelenek, halk cephesi olarak kabul ediliyor ve öncelik demokratik ortama kavuşma azmini ön plana çıkarıyor. Bu amaçla bu kara düzeni değiştireceğiz, diyen YENİ Parti’nin yanında olmaya çalışıyor. Böylece TBMM’de ana muhalefet görevini yürüten YENİ Parti emek hakları, kayyum karşıtlığı, grev ve doğa hakları, bilimsel eğitim için iletişim ve destek olanaklarının doğacağı umut ediliyor.
İdeolojik Bütünleşme mi, Taktiksel Yakınlaşma mı?
Solun bu desteğini tek taraflı katılım olarak anlamak eksik bir değerlendirme olacaktır.
Sosyalistler kapitalizmi ve mevcut mülkiyet ilişkilerini reddederken; YENİ Parti programında kurallı piyasayı ve sosyal devleti savunuyor. Bu durum her şey çok güzel oluncaya kadar devam edecek(ahlaklı, bilimsel ve barışçı). Böylece her gün daha güzel bir dünya için çalışılacaktır.
Öncelikle şu alanlarda toplumsal huzur ortamları için çalışılabilir:
Temel vatandaşlık ihtiyaçlarını karşılama geliri, taşeron sisteminin kaldırılması, sendikal özgürlükler ve dayanışma, ücretsiz kamu hizmetleri, İstanbul Sözleşmesi ve Cem evleri Statüsü gibi başlıklar sosyalistlerin asgari taleplerini temsil ediyor.
Bunlara önerileri de ekleyeceğiz:
Vergide eşitlik(vergiler çoğunlukla gelirden, azınlıkla tüketimden alınacak), eğitimde bilimsel gelişme ön planda olacak, çalışma yaşındaki isteyen herkese iş verilebilecek, günlük çalışma 6, haftalık 36 saate indirilecek, isteyen her vatandaşa ömür boyu eğitim, asgari ücret yoksulluk sınırının yarısından az olmayacak. Suların, havanın ve toprağın en temiz, en doğal olması için gereken önlemler alınacak, kooperatifçi çalışma ortamı teşvik edilecek. Ve Devlet Planlama Teşkilatı yeniden kurulacak.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
Toplumsal devrimi yapmayı hedeflerken bölgesel bir çıkışı nasıl yaparız diye de düşünüyorum, düşünüyoruz.
Önce bir yüksek sayısal ortaklı bir kalkınma kooperatifi kuralım demiştim. Bu çağda bu bunalım ortamında yolumuz en kolay açacak kurum ve yapı bir kalkınma kooperatifi kurmaktır. Bu kooperatif binlerce ortaklı olacak ve tüm merkez ilçeyi kapsayacak. Yatırımlara ortaklık yoluyla finansman sağlayacak, yeni ortaklıklar kuracak. Hâlâ aynı fikirdeyim…son çare bu diye düşünüyorum.
Bu arada başka bir konu da aklıma geldi… Bundan 30 yıl önce özel sektörün gelişmesi için bir dış ticaret, ortaklık ve danışma şirketi kurmayı önermiştim ama olmadı. İstemime pek uymayan bir yatırım şirketi kurduk ve Filyos Ateş Tuğlayı aldık. Buranın sonucu iyi bitmedi. Çünkü devlet hakkı olmadığı halde bu fabrika 2.derece SİT Alanı yapıldı ve elimiz kolumuz bağlanmıştı… Ve 26 yıl kadar sonra SİT alanı olma kararı kaldırıldı…nedense! Demek ki neymiş?! Devletle ilişkilerde çok dikkatli olmak lazımmış!..
Bu nedenle 1996 yılındaki fikrime geri dönüyorum: Bir dış ticaret şirketi kurmalı Zonguldak tüccarları ve esnafları birlik oluşturarak.
İşte bu amaçla 1997 yılında Türkiye’de ekonomi büyük bir sıkıntı içinde olduğu için İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa Ticaret Odalarına birer mektup gönderdim. Mektuptaki konum; dış ticaretin sağlıklı olması ve büyümesi için dış ticaret yapan şirketlerin birleşerek birer dış ticaret şirketi kurmalıydı. Ve birkaç ay sonra bahsettiğim her bölgede birer dış ticaret şirketi kuruldu.
Bundan 7-8 yıl sonra ise bir bilgiye rastladım okuduğum kitapta. Konu dış ticaretin gelişmesiyle ilgiliydi… Japonya İkinci Dünya Savaşında büyük bir yıkım geçirdiği için ekonomik sıkıntıları çokmuş. Ve 1952 yılında çok ortaklı(400’e yakın) dış ticaret şirketleri kurmuş. Ve çok kısa zamanda savaş öncesi ekonomik gücüne kavuşmuşlar. Demek ki birlikten kuvvet doğurmuşlar…!

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
