Siyaset sahnesi, partilerin bölündüğü, eridiği ya da tamamen şekil değiştirdiği karmaşık bir dönüşüm evresinden geçiyor. Ülke genelindeki bu makro düzeydeki kırılmaların yereldeki yansımalarını Zonguldak siyasetindeki son gelişmeler üzerinden okumak, aslında değişen toplumsal ve siyasal yapının net bir fotoğrafını sunuyor. Görünen o ki siyasette taşlar yerinden oynuyor ancak bu hareketlilik, beklenen yapısal değişimlerden ziyade sistemin kendi içindeki pragmatik bir yeniden dizilişine işaret ediyor.
Siyasi Hayatta Kalma Refleksi ve Geçici Pansumanlar
Siyasal İslam ve muhafazakâr kanatta yaşanan gelişmeler, bu pragmatik dizilişin en net örneği. Yeniden Refah Partisi (YRP), geçmişte Cumhur İttifakı’na verdiği desteğin faturasını bugün daralan manevra alanıyla ödüyor ve bazı kapıların yüzüne kapanmasıyla karşı karşıya kalıyor. Bu sıkışmışlık hâli, partiyi uzun vadeli bir vizyondan ziyade taktiksel adımlara itiyor. Genel Başkan Fatih Erbakan’ın, sağın ortak adayı olması şartıyla Mansur Yavaş’a destek verebileceklerini açıklaması ve Saadet Partisi ile “Millî Görüş sinerjisi” (Meclis’te grup kurma vs.) yaratma çabaları, siyasi hayatta kalma refleksidir. Siyasal yapılar, iç krizlerini yönetmek için köklü politikalar üretmek yerine bu tür “geçici pansuman” niteliğindeki hamlelere başvuruyor. Ancak sürekli değişen bu kısa vadeli stratejilerin Zonguldak gibi yerel dinamiklerde tabana izah edilmesi oldukça güçleşiyor ve seçmen bağında ciddi kırılganlıklar yaratıyor.
Basınç Tahliye Mekanizması Olarak Milliyetçi Sağ
Muhalefet cephesinde ise derin fay kırıkları yaşanıyor. Gelecek Partisi’nin kendini feshetmesi ve eski CHP tabanından kopan isimlerin (Zonguldak’ta eski CHP üyesi Erol Sarıal’ın Zafer Partisi’ne katılımı gibi) yeni bir siyasi adres arayışı, dikkat çekici bir tablo ortaya çıkarıyor. Burada asıl görülmesi gereken, sistemin kendini koruma refleksidir. Seçmendeki öfke ve siyasal kopuşlar, mevcut yapıyı kökten sarsacak alanlara değil; sistemin bir nevi “emniyet subabı” veya “basınç tahliye mekanizması” işlevi gören milliyetçi sağ partilere (Zafer Partisi ve İYİ Parti) akıyor. İYİ Parti’nin sosyal medya ve sahada ulaştığı etki de bu çekim merkezinin milliyetçi eksende büyüdüğünü doğruluyor. Bu yapılar, seçmenin sistemsel öfkesini radikalleşmeden emen güvenli limanlar olarak öne çıkıyor.
Yeni Parti’nin Politika Üretememe Krizi
Bu sağa kayışın bir diğer katalizörü ise ana muhalefet hattındaki politika üretememe krizidir. YENİ Parti’nin, özellikle Kürt sorunu, “Çözüm Süreci” ve “Terörsüz Türkiye” tartışmalarında net, sınırları çizilmiş bir parti politikası oluşturamaması kırılmaları hızlandırıyor. Genel Başkan Özgür Özel’in “Çerçeve Yasa” konusunda milletvekillerini serbest bırakması gibi adımlar, tabanda bir esneklikten ziyade yönetim zafiyeti ve vizyon eksikliği olarak algılanıyor. Yönünü arayan taban, bu belirsizlik ikliminde daha net, keskin ve sert söylemleri olan sağ yapılara yönelmeyi tercih ediyor.
Kopuşlar Neden Sola Değil de Sağa Kayıyor?
Tüm bu siyasi harita içinde sorulması gereken en can alıcı soru şu: Onca ekonomik kriz, gelir eşitsizliği ve yapısal soruna rağmen kopuşlar neden emeği merkeze alan Sosyalist Sola veya emek/demokrasi güçlerine yaramıyor?
Bu durum, hakim siyasal iklimin başarısı ve muhalif solun krizidir. Devletin ve ana akım siyasetin; ulusal beka, güvenlik ve milliyetçilik etrafında ördüğü güçlü söylemler; sivil özgürlükler, ekonomik adalet ve sınıf temelli eleştirel tartışmaları sistemli bir şekilde gündemin dışına itmektedir. Uygulanan ağır ekonomik politikaların yarattığı tahribat, sınıf eksenli bir direnişe dönüşmek yerine, devletçi/milliyetçi reflekslerle kimlik siyaseti üzerinden sağa kanalize edilmektedir. Sosyalist bir alternatifin yükselmemesi, kitlelerin tepkisinin sistemin izin verdiği sağ koridorlarda hapsedildiğini gösteriyor.
Sandığa Yansımayan Umut ve Örgütsel Yorgunluk
Tepkiselliğin milliyetçi sağa kaymayan diğer yüzü ise derin bir apolitikleşme ve umutsuzluktur (apati). YENİ Parti’nin kongre sürecinde Zonguldak Merkez ilçede basına yansıyan rakamlara göre, 1554 üyenin bulunduğu bir seçimde sadece 711 üyenin sandığa gitmesi, tabandaki devasa örgütsel yorgunluğu gözler önüne seriyor. Siyasetten umudunu kesen kesimlerin sandığa bile gitmemesi; mevcut siyasal yapının seçmeni yorduğunu, umutsuzlaştırdığını ama aynı zamanda düzene yönelik radikal bir sol/emek alternatifinin doğmasına da alan bırakmadığını kanıtlıyor.
Sonuç Olarak;
Zonguldak özelinden Türkiye geneline baktığımızda; siyasette taşlar yerinden oynuyor, partiler eriyor, bölünüyor ve yeni isimler altında toplanıyor. Ancak bu hareketlilik, ülkenin ekonomik ve toplumsal temelini değiştirecek bir yapısal dönüşüme işaret etmiyor. Sistem, kendi içindeki krizleri kısa vadeli manevralarla geçiştirirken, seçmen tepkisi de düzeni tehdit etmeyecek “basınç tahliye” odalarında (milliyetçi sağda) yeniden diziliyor. Siyasetin geleceği, şimdilik yapısal bir devrimden ziyade, bu pragmatik hayatta kalma mücadelesinin yeniden şekillenmesi üzerinden okunuyor.

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
