Hazırlayan: Bahaddin Arı / Susma Gazetesi Yazı İşleri Müdürü

Geride bıraktığımız hafta, Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası (ZTSO) İcra Kurulu ile gerçekleştirdiğimiz kapsamlı saha gezisi, kentimizin kömüre dayalı monokültür yapıdan çıkıp yeni bir ekonomik ekosisteme nasıl entegre olmaya çalıştığını çıplak gözle görmemizi sağladı. Ancak Zonguldak’ın yerel dinamiklerini, Türkiye’nin makroekonomik politikalarından ve küresel sermayenin hareketlerinden bağımsız okumak imkansızdır.

Bu haftaki analizimizde; küresel dengelerdeki değişimin, sermayenin yeni pazar ve yatırım arayışlarının ve uygulanan ekonomi politikalarının Zonguldak’taki yerel adımlara, sokağa, işçiye ve emekliye nasıl yansıdığını ekonomi gazeteciliği etiği çerçevesinde mercek altına alıyoruz.

1. Küresel Dalgalanmalar ve Türkiye’nin Yeni Rolü

Dünya ekonomisi, savaş riskleri ve teknolojik rekabetin gölgesinde yeniden şekilleniyor.

  • Küresel Sermayenin Yeni Güvenli Liman Arayışı: Ortadoğu’daki savaşın yarattığı güvenlik endişesiyle teknoloji devleri yönünü değiştiriyor; Amazon’un bulut platformu AWS İstanbul altyapısını açarken, Google da benzer hazırlıklar yapıyor.
  • Navlun ve Emtia Krizleri: Savaş risk primi deniz taşımacılığında navlun zamlarını tetiklerken, MSC Türkiye’den Avrupa’ya yüklemelerde konteyner başına 100 dolar zam kararı aldı. Öte yandan kışa düşük stoklarla giren küresel LNG piyasasında fiyatların 40 dolara çıkabileceği uyarısı yapılıyor.

Küresel ekonomi-politik dinamikler incelendiğinde, 21. yüzyılda Türkiye gibi ülkeler salt dışa bağımlı “çevre” ülkeler olmaktan çıkmış, kendi bölgelerinde sermaye ihraç eden ve küresel değer zincirlerine entegre olan, kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışan bölgesel güç merkezlerine dönüşmüştür. İç pazarlarında sermaye birikimi doygunluğa ulaşan yerli şirketler, krizleri aşmak ve kârlılıklarını korumak için sınır ötesinde yeni yatırım alanları aramaktadır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Husilerin Suudi Arabistan’a saldırılarını Mekke İttifakı çerçevesinde değerlendirip teknik ihtiyaçları karşılayabileceklerini belirtmesi, askeri ve ekonomik diplomasinin yeni pazarlar ve nüfuz alanları yaratmak amacıyla nasıl iç içe kullanıldığının güncel bir örneğidir.

2. Sermaye Büyürken Emek Neden Küçülüyor? Bölüşüm Şoku ve Sokaktaki Yangın

Makro veriler şirketlerin kâr rekorları kırdığını gösterirken, sokağın gerçeği bambaşka bir tablo çiziyor.

  • Şirketlerin Altın Çağı: 2025 yılı toplulaştırılmış verilerine göre tüm sektörlerin net kârı 2 trilyon 237 milyar TL’ye ulaşırken, en yüksek kârı 873 milyar TL ile imalat sektörü elde etti. Tüpraş ve Petkim gibi petrokimya devleri kârlarını katladı.
  • Borsada Likidite Krizi: Öte yandan SPK, fon çıkışlarının yarattığı likidite sıkıntısı nedeniyle 130 fonu tasfiye edip 7 portföy yönetim şirketinin fonlarını alım satıma kapattı; BIST 100’de düşüş yüzde 7,5’i aştı.

Ekonomideki bu sermaye birikimi ve yüksek kârlılık oranları, ne yazık ki emek cephesinde baskılanan ücretler, güvencesizlik ve daralan alım gücü üzerinden yükselmektedir. Şirket kârları büyürken, tabandan tavana doğru derin bir gelir eşitsizliği ve kaynak transferi yaşanmaktadır. Bunun Zonguldak’taki yankıları ise yerel siyasetin ve sivil toplumun ana gündemini oluşturmaktadır:

  • Emeklinin Ayazı: Tüm Emekliler Derneği Şube Sekreteri Adnan Küçükvar’ın belirttiği gibi, 12,5 milyon emekli 23 bin 500 TL ile 25 bin TL bandında hayatta kalmaya çalışıyor. Küçükvar’ın “Temmuzda verilen, ağustosta geri alındı. Emekli bu yazı geçirdi ama yediği ayazı asla unutmaz” sözleri, çalışan ve emekli kesimin içine itildiği tablonun en somut feryadıdır.
  • Eğitimde Fırsat Eşitsizliği: Yeni Parti İl Başkanı Devrim Dural’ın verilerine göre, devletin “ücretsiz” dediği sistemde bir lise öğrencisinin yıllık maliyeti 155 bin TL’ye dayanmış, kırtasiye sepeti yüzde 25 zamlanmıştır.
  • Akaryakıt Darboğazı: CHP İl Başkanı Olcay Can’ın dikkat çektiği üzere Zonguldak’ta motorin 101,60 TL’yi aşmış, 2023’ten bu yana artış yüzde 413’ü bulmuştur.

3. Zonguldak’ın “Yerin Üstündeki” Arayışı ve Yerel Sermayenin Adımları

ZTSO heyetiyle yaptığımız saha incelemesinde, kentin yerel sermayesinin de tıpkı ulusal sermaye gibi kendine yeni çıkış yolları, modern kümelenmeler ve üretim alanları açmaya çalıştığına şahit olduk.

  • Kümelenme ve İhracat: Acılık ve Soğuksu’ya sıkışan mobilyacılar için kurulan Dekozon, küçük imalatçıya nefes aldıracak Çaycuma Bakacakkadı Girişim Sanayi Sitesi ve en önemlisi Çaycuma Sera OTB, kentin kabuk değiştirme hamleleridir.
  • Lojistik Avantajı Üretime Dönüştürmek: Sera OTB’de Akdeniz’in lojistik dezavantajına karşı, Filyos Limanı’nın navlun avantajı kullanılarak topraksız tarımla Hollanda ve İngiltere’ye domates ihraç ediliyor. Bu durum, bölgesel lojistik avantajın üretime tahvil edilmesinin somut bir karşılığıdır.

Filyos Paradoksu: Bölgesel Büyüme mi, Servis İskelesi mi?

Haftanın en kritik tartışması ise Filyos ekseninde yaşanıyor. Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar Filyos’ta Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu’nu inceledi ve 8 milyon hanenin gazının yerli üretimden karşılanacağını, tesisin günlük 10 milyon metreküp ilave üretim sağlayacağını müjdeledi. AKP İl Başkanı Mustafa Çağlayan bu durumu “Filyos güçlendikçe Zonguldak büyüyor” söylemiyle destekledi.

Ancak, ekonomi gazeteciliği tam da burada sorgulamayı gerektiriyor. Kulislerde Sakarya Gaz Sahası’ndan çıkacak gazın, Filyos’taki Kara İşleme Tesisi’ne inmek yerine, açık denizdeki yüzer platformlarda (FPU/FLNG) ayrıştırılıp doğrudan tankerlerle taşınacağı konuşuluyor.

Eğer bu strateji doğrulanırsa;

  • Zonguldak’a vaat edilen petrokimya ve yan sanayi kümelenmesi hayal olabilir.
  • Karadaki tesislerin yaratacağı geniş tabanlı istihdam alanı daralabilir. Filyos, devasa bir sanayi üssü olmak yerine, sadece açık denizdeki platformlara personel ve kumanya taşıyan bir “servis iskelesine” dönüşebilir.

Büyük ölçekli sermaye yatırımları çoğu zaman kentin tabanına refah yaymaktan ziyade en hızlı ve düşük maliyetli kârı hedefler. Açık denizde gazı işleyip tankerle nakletmek şirketler için operasyonel bir kolaylık sağlayabilir; ancak bu durum, Zonguldak’ın yıllardır çevresel ve lojistik yükünü çektiği projenin ekonomik getirisinden mahrum bırakılması riskini doğurur.

4. Sermayenin Dönüşümüne Emek Cephesi Hazır Mı?

Tüm bu girişimler, Zonguldak’taki iş dünyasının ve sermaye hareketlerinin yeni rotalar belirleyerek kabuk değiştirdiğini gösteriyor. Peki, kentin asıl kurucu gücü olan “Emek Cephesi”, emekten yana siyaset üreten merkezler ve sendikalar bu dönüşüme ne kadar hazır?

Özellikle küresel iklim politikaları kapsamında tartışılan “2030 Kömürden Çıkış” senaryoları gündemdeyken, geleneksel iş kollarındaki daralmaların ve yaşanabilecek istihdam kayıplarının nasıl karşılanacağı ortada duran en büyük sorudur. Sermaye; tarıma, lojistiğe ve teknolojiye kayarken, on binlerce maden işçisinin ve emekçinin bu yeni yapıda nasıl yer alacağına dair somut bir “adil geçiş” planı henüz ortaya konmuş değildir.

Bu belirsizlik ortamında emek örgütlerine büyük görev düşüyor. Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS); Türkiye Taşkömürü Kurumu’nda (TTK) 32’nci, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nde (MTA) ise 22’nci Dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri için hazırlık sürecini başlattı. Benzer şekilde altın ve bentonit madeni işyerlerindeki sözleşme yenilemeleri de yaklaşıyor. Sermayenin kârlılığını artırdığı, sabit gelirlinin ise enflasyon altında ezildiği bu konjonktürde, GMİS’in masaya salt maaş artışıyla değil; daralan madencilik sektöründe “iş güvencesi”, yeni sektörlerde istihdam hakkı ve kentin ekonomik dönüşümünde emeğin söz hakkını savunan stratejik bir vizyonla oturması tarihsel bir sorumluluktur.

Meseleye bilimsel ve teknik çerçeveden bakan TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın rolü de burada kritikleşiyor. Oda Başkanı Levent Yağcıoğlu’nun duyurduğu “TMMOB Zonguldak Maden Mühendisleri Odası Türkiye 24. Uluslararası Kömür Kongresi”, tam da bu kırılma anında önemli bir zemin sunacaktır.

Kongrenin; kömürün Zonguldak için tasfiye edilen bir sektör mü yoksa stratejik bir kaynak mı olduğu, Filyos vizyonuyla değişen bölgede madenciliğin geleceği ve bu hızlı sermaye hareketlerinin emekçiyi mağdur etmeden nasıl planlanabileceği sorularına yanıt araması bekleniyor.

Sonuç

Türkiye küresel rekabet ortamında bölgesel etkinliğini artırma ve ekonomik büyümesini sürdürme gayretindeyken; yerel iş dünyamızın sera, teknopark ve sanayi sitelerindeki çabası kentin ufkunu açması açısından elbette değerlidir. Ancak gelir dağılımının bozulduğu, emeklinin ayaz yediği, asgari ücretlinin zorlandığı bir tabloda, TİS masasına oturacak işçinin ve Kömür Kongresi’nde vizyon arayan mühendisin sesine kulak verilmelidir.

Zonguldak, karar vericilerin ekonomik planlamalarının yalnızca bir lojistik ara durağı değil, emeğiyle ve hakkıyla bu dönüşümün merkezindeki ana paydaşı olmalıdır.

Haftaya yeni veriler ve saha gerçekleriyle buluşmak dileğiyle…


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.