Alman otomotiv devi Volkswagen (VW), metal işçilerinin yetkili sendikası IG Metall ile imzalanan şirket içi toplu iş sözleşmelerini 31 Aralık itibarıyla tek taraflı feshedeceğini açıkladı. 100 bin işçiyi doğrudan etkileyen ve fabrikaların kapatılmasını gündeme getiren bu hamleye karşı sendika, 1 Ocak itibarıyla grev kozunu masaya sürdü.

Küresel otomotiv tekeli Volkswagen, krizin faturasını bir kez daha emekçilere kesmeye hazırlanıyor. Şirket yönetimi, mevcut ekonomik daralma ve küresel pazar dinamiklerini gerekçe göstererek, Almanya’daki ana fabrikalarda çalışan yaklaşık 100 bin işçinin temel kazanımlarını, çalışma sürelerini ve tatil ücretlerini güvence altına alan çatı sözleşmesini 31 Aralık tarihi itibarıyla feshettiğini duyurdu.

Eylül 2024’te başlayan kriz sürecinde 35 bin kişilik istihdam azaltımını zorunlu işten çıkarma olmaksızın çözme vaadinde bulunan yönetim, CEO Oliver Blume liderliğinde yürütülen radikal yeniden yapılanma programıyla daha önce koruma altına alınan fabrikaları yeniden kapatma tehdidiyle baş başa bıraktı.

Şirket Kâr Hırsını “Çin Rekabeti” ile Maskeliyor

Volkswagen İnsan Kaynaklarından Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Arne Meiswinkel, kararın gerekçesini savunurken Çinli elektrikli araç üreticilerinin Avrupa pazarındaki yükselişine işaret etti. Pazardaki yapısal değişimlerin maliyetleri aşağı çekmeyi zorunlu kıldığını iddia eden Meiswinkel, IG Metall’in talep ettiği yüzde 5’lik ücret artışını da peşinen reddetti.

IG Metall: “Çalışanın Cebine El Uzatan Sert Bir Mücadeleye Hazır Olsun”

Almanya’nın en büyük işçi örgütlenmesi olan IG Metall sendikası karara çok sert tepki gösterdi. Sendika temsilcisi Thorsten Groeger, sözleşmelerin tek taraflı feshini “çalışanlara yönelik aşağılık bir darbe” olarak nitelendirdi.

Yasal grev yasağının (barış yükümlülüğü) 31 Aralık gece yarısı itibarıyla kalkacağını hatırlatan Groeger, “Çalışanların cebine ve kazanılmış haklarına el uzatmaya kalkanlar, 1 Ocak itibarıyla başlayacak sert ve tavizsiz bir mücadeleye hazır olmalıdır” uyarısında bulundu. Tarafların yeni sözleşme şartlarını müzakere etmek üzere Ekim ayının ikinci yarısında masaya oturması bekleniyor.

SUSMA YORUM: WOLFSBURG’DAKİ DEPREM BURSA, İZMİT VE DEMİR-ÇELİK HAVZALARINI NASIL VURACAK?

Almanya’da Volkswagen tekelinin 100 bin işçinin iş güvencesini ve toplu sözleşmesini rafa kaldırması, yalnızca Alman işçi sınıfının değil; uluslararası tedarik zincirine göbekten bağlı Türkiye sanayisinin ve metal işçisinin de doğrudan geleceğini ilgilendiriyor.

Otomotiv Yan Sanayii ve Demir-Çelik Hattı Tehdit Altında

Türkiye’de sanayinin kalbi konumundaki Kocaeli-İzmit ve Bursa havzaları, doğrudan Alman otomotiv devlerine parça üreten birinci ve ikinci kademe devasa yan sanayi fabrikalarıyla doludur. Wolfsburg’daki üretim daralması ya da olası fabrika kapatmaları; tamponundan kablo demetine, camından elektronik aksamına kadar Türkiye’deki yüzlerce tedarikçi işletmede sipariş iptalleri, kapasite düşüşleri ve faturanın doğrudan taşeron ve güvencesiz işçilere çıkarılması anlamına gelir.

Bunun dolaylı yansıması ise sac ve yassı çelik tüketiminin can damarı olan demir-çelik sektörüne (Ereğli, Karabük, İskenderun hattına) uzanacaktır. Otomotiv pazarındaki buhran, çelik talebinin hızla gerilemesine; patronların kriz gerekçesiyle fırın söndürme, ücretsiz izin ve tensikat saldırılarını devreye sokmasına zemin hazırlayacaktır.

Kriz Karşısında Üç Temel Sınav: Birlik, Demokrasi ve Militan Mücadele

Peki, yaklaşan bu fırtına karşısında Türkiye’de metal ve çelik işkolunda örgütlü sendikalar (Türk Metal, Birleşik Metal-İş, Özçelik-İş) nasıl bir tutum alacak? Kriz kapıya dayandığında sendikal bürokrasinin “şirketlerin rekabet gücü” veya “fedakârlık” söylemleriyle patronların kriz savar kalkanı haline gelme refleksi ne yazık ki hafızalarda tazedir.

Tam da bu süreçte üç kritik kavram işçi sınıfının pusulası olmak zorundadır:

  1. Sendikal Birlik: Sermaye küresel ölçekte işçilerin haklarına topyekûn saldırırken, Türkiye’deki sendikal rekabetin ve konfederasyon ayrılıklarının bir kenara bırakılması elzemdir. İzmit ve Bursa fabrikalarındaki işçilerin kaderi ortaktır; patronların maliyet kısma operasyonlarına karşı ortak bir savunma cephesi kurulmalıdır.
  2. Sendika İçi Demokrasi: Kriz dönemlerinde masalarda işçinin haberi olmadan atılan imzalar, kabullenilen esnek çalışma modelleri sınıfı felç eder. Atılacak her adımda, söz ve karar hakkı doğrudan tezgah başındaki işçiye verilmelidir. Kararlar kapalı kapılar ardında değil, fabrika taban meclislerinde ve sandık başında alınmalıdır.
  3. Militan Eylem: Almanya’da IG Metall dahi yasal barış süresi biter bitmez grev silahını masaya koyuyorsa; Türkiye işçi sınıfı da 2015 “Metal Fırtına” deneyimini hatırlamalıdır. Yasal barikatların, grev erteleme tehditlerinin ve uzlaşmacı sendikacılığın arkasına sığınarak kriz savuşturulamaz.

Sermaye faturayı emekçiye yıkmak için sözleşmeleri tek taraflı yırtıp atabiliyorsa; işçilerin yanıtı da üretimi durdurma gücünü içeren fiili, meşru ve militan bir direniş hattını örmek olmalıdır. Almanya’daki işçinin mücadelesiyle Bursa ve İzmit’teki metal işçisinin mücadelesi aynı zincirin halkalarıdır. Ya birlikte direnilecek ya da krizin faturası teker teker herkese ödetilecektir.(Susma Ekonomi)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.