Geçtiğimiz hafta, küresel ticaretteki yapısal sarsıntılar, Türkiye ekonomisindeki daralma sinyalleri ve artan yoksulluk verileri gündeme damgasını vurdu. Susma Gazetesi olarak, elde ettiğimiz güncel raporlar, istatistikler ve jeopolitik analizler ışığında haftanın küresel ve ulusal ekonomik görünümünü, bu gelişmelerin Zonguldak gibi yerel ekonomilere olası yansımalarını ve Emek Cephesi’nin görevlerini sizler için analiz ettik.
1. Küresel Ekonomi ve Diplomasideki Gelişmeler
Küresel ekonomide bir yandan yoksulluk krizi büyürken, diğer yandan ticaret yolları, tedarik zincirleri ve güç dengeleri jeopolitik risklerle yeniden şekilleniyor.
- Küresel Yoksullukta 16 Yıl Sonra İlk Artış: Birleşmiş Milletler raporuna göre küresel çok boyutlu yoksulluk, 2010 yılından bu yana ilk kez artış gösterdi. Dünya genelinde 1,2 milyar kişi yoksulluk içinde yaşarken, yoksul nüfusun 617 milyonunu çocuklar oluşturuyor. En ağır tablo ise nüfusunun yarısından fazlasının yoksul olduğu Afrika kıtasında yaşanıyor.
- Küresel Ticaret Sistemi Tehlikede: Dünya Ticaret Örgütü’nün “2026 Dünya Ticaret Raporu”na göre çok taraflı küresel ticaret sistemi kritik bir kavşakta bulunuyor. Sistemin mevcut yapısıyla sorunları çözemediği ve yeni koşullara hızla uyarlanması gerektiği vurgulanıyor.
- Jeopolitik Riskler Lojistiği Vuruyor: Hürmüz Boğazı’ndaki saldırı riski nedeniyle küresel ticarette taşımacılık maliyetleri olağanüstü boyutlara ulaştı. Geçen yıl 20-50 bin dolar olan günlük navlun maliyeti, günümüzde 1,3 milyon dolara kadar çıktı.
- Gıda ve Buğday Tedariki: Küresel buğday ticaretinde Rusya, 45,22 milyon tonluk ihracatla liderliğini korurken, Türkiye de ithalatının çok büyük bir kısmını Rusya’dan yapmaya devam ediyor.
- Uluslararası Ticaret Anlaşmaları ve İş Birlikleri: Türkiye ile Ukrayna arasında 2022 yılında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, 1 Ekim 2026 tarihi itibarıyla resmen yürürlüğe girdi. Bu anlaşma ile iki ülke arasındaki ticaret hacminin kısa vadede 10 milyar dolara ulaştırılması hedefleniyor. Mal ticaretindeki gümrük vergisi indirimlerinin ise 1 Ocak 2027 itibarıyla başlaması öngörülüyor.
- Ermenistan ile Normalleşme Adımları: Erivan’da düzenlenen Türkiye-Ermenistan Ekonomik İş Birliği Konferansı’nda iki ülke iş dünyası bir araya geldi. Toplantılarda sınırın açılmasının turizm, sanayi, teknoloji ve ulaştırma alanlarında yaratabileceği bölgesel iş birliği fırsatları masaya yatırıldı.
- Alt-Emperyalist Yönelimler: Türkiye’nin Değişen Küresel Rolü
Soğuk Savaş sonrası değişen güç dengeleri ve neoliberal küreselleşmenin yarattığı ortam, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki rolünü de dönüştürmektedir. Prof. Dr. Bülent Gökay’ın analizleri bu dönüşümü anlamak için önemli bir çerçeve sunmaktadır.
- Alt-Emperyalizm ve Stratejik Özerklik: Türkiye, ABD hegemonyasının zayıflaması ve çok kutuplu dünyanın sunduğu fırsatları kullanarak, “stratejik özerklik” söylemi altında alt-emperyalist bir güç olarak konumlanmaktadır. Bu, Türkiye’nin bir yandan küresel emperyalist sisteme bağımlı kalırken, diğer yandan kendi bölgesinde (Orta Doğu, Afrika, Kafkasya) emperyalist benzeri ekonomik ve siyasi nüfuz kurma çabasıdır.
- Sermaye İhracı ve Yeni Pazarlar: Hızlı sanayileşme ve sermaye birikimi sonucu oluşan “fazla sermaye”, iç pazarda yeterli kârlılığı bulamadığı için dışarıya, özellikle Orta Doğu ve Afrika’ya yönelmektedir. “Anadolu Kaplanları” olarak bilinen yeni burjuvazi ve büyük sermaye grupları (Koç, Sabancı, Yıldız Holding vb.), TİKA ve DEİK gibi kurumların da desteğiyle bu bölgelerde yatırımlar yapmakta, büyük altyapı projeleri (müteahhitlik) üstlenmekte ve yeni pazarlar yaratmaktadır.
- Süper-Sömürü ve Ekstraktivizm: Bu yayılmacı strateji, içeride emeğin ucuzlatılması ve sömürünün artırılması (“süper-sömürü”) ile desteklenirken; dışarıda ise yatırım yapılan ülkelerin doğal kaynaklarının (maden, enerji) sömürülmesini (“ekstraktivizm”) içermektedir.
- “Mekânsal-Zamansal Çözümler” ve Jeopolitik Gerilimler: Sermaye krizlerini aşmak için başvurulan bu bölgesel genişleme stratejileri (Mekânsal ve Zamansal Yer Değiştirme), kalıcı çözümler sunmamaktadır. Aksine, Doğu Akdeniz’deki (Mavi Vatan) enerji gerilimleri, Libya, Suriye ve Kuzey Irak’taki askeri müdahaleler ve Afrika’daki (Somali vb.) askeri üsler gibi örneklerde görüldüğü üzere, Türkiye’yi hem bölgesel ülkelerle hem de küresel güçlerle (Rusya, Fransa, ABD vb.) karşı karşıya getirmekte, yeni çatışma ve istikrarsızlık riskleri yaratmaktadır. Bu agresif yayılmacılık, uzun vadede Türkiye’nin iç bütünlüğü ve bölgesel istikrarı için tehdit oluşturmaktadır.
- Türkiye Ekonomisinde Makro Görünüm: Üretim Daralıyor, Finansman Yükü Büyüyor
Ulusal ekonomide üretim bantları yavaşlarken, faiz ve enflasyon kıskacındaki sanayicinin ile finansal piyasaların hasar raporu ağırlaşıyor.
- Sanayide Çarklar Yavaşladı: Türkiye’de sanayi üretimi Ağustos 2026’da aylık yüzde 1, yıllık yüzde 1,9 oranında daraldı. İstanbul Sanayi Odası İmalat PMI endeksi ise eylül ayında 47,9’a gerileyerek daralmanın kalıcı bir seyre büründüğüne işaret etti.
- Sıkı Para Politikasının Sanayiciye 3 Yıllık Faturası: İmalat sanayisinin net satışları son 3 yılda artmasına rağmen sanayicilerin kârlılığı aynı hızda artmadı. Sanayici bu dönemde 3,5 trilyon TL finansman gideri ödedi. Finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı yüzde 44,8’den yüzde 69,1’e fırladı. Yani sanayici kazandığı her 100 TL’nin 70 TL’sini faize ve finansmana yatırdı.
- Piyasada Tahsilat Krizi: Piyasada likiditenin azalmasıyla şirketlerin şüpheli ticari alacakları son iki yılda yüzde 86 oranında artış gösterdi.
- Piyasalarda ‘Fon’ Depremi: Finansal piyasalarda patlak veren yatırım fonu krizi yatırımcı kaçışını hızlandırdı; hesabını boşaltan yatırımcı sayısı fonlarda 1.133, hisse senetlerinde ise 50.234 kişi arttı. TBMM, krizden etkilenen 7 şirkete ait 131 yatırım fonunun tasfiyesi için kanun teklifini görüşmeye hazırlanıyor.
- Yabancı Çıkışı ve Rezervlerde Düşüş: Yabancı yatırımcıların tahvillerden çıkışı üç haftada 1,8 milyar doları aştı. Merkez Bankası’nın brüt rezervleri ise geçen hafta 3,8 milyar dolar azalarak 167,4 milyar dolara geriledi.
- İnşaat Maliyetleri Yükselişte: İnşaat maliyet endeksi, Ağustos 2026’da bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 29,59, bir önceki aya göre ise yüzde 2,04 oranında arttı.
- Gıda Enflasyonu Zirvede: TEPAV Gıda Fiyat Endeksi verilerine göre 1-25 Eylül döneminde aylık gıda enflasyonu yeniden yükselişe geçerek yüzde 2,23 oldu. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 30,1 seviyesinde gerçekleşti.
- Güven Bunalımı ve Beklentiler: TEPAV tarafından hazırlanan bir başka rapora göre, kamuoyunun resmi enflasyon verilerine (TÜİK) yönelik güven algısındaki bozulma 2018’de başladı ve 2021 sonrasında giderek hızlandı. Ayrıca OVP’de 2027 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 21 olarak belirlenirken, Merkez Bankası’nın raporunda bu hedefin yüzde 15 olarak tutulması para politikasına olan güveni sarsan bir iletişim kopukluğu olarak değerlendirildi.
- İstihdamda Kısmi Toparlanma: Makroekonomik tablodaki daralmaya karşın, imalat istihdamındaki iki yıllık yıllık gerileme haziran ayında sona erdi ve sektörde 108 bin kişilik aylık istihdam artışı kaydedildi. Toplam sigortalı çalışan sayısı 26,3 milyona ulaştı.
- Toplumsal Tablo: Yoksulluk Çocukları ve Yaşlıları Vuruyor
Ekonomik krizlerin ve içeride emeğin sömürülmesine dayalı stratejilerin en belirgin yansıması yoksulluk rakamlarında kendini gösteriyor.
- 6,7 Milyon Çocuk Yoksul: 2025 yılı verilerine göre Türkiye’de toplam 6.708.000 çocuk yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu vahim tablo, ülkedeki tüm çocuk nüfusunun yüzde 31’inin yoksulluk içinde olduğu anlamına geliyor.
- Yaşlı Nüfusta Yoksulluk Riski: Nüfus projeksiyonlarına göre 2026 yılında Türkiye’de yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 11,1’e ulaştı. Yaşlı nüfusun yüzde 22,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor.
- Yaşlılar Hala Çalışmak Zorunda: İleri yaşlarına rağmen yaşlı nüfusun işgücüne katılma oranı yüzde 12,9 seviyesinde ölçüldü. İstihdam edilen yaşlı nüfusun yüzde 55,3’ü gibi büyük bir kesimi tarım sektöründe beden gücüyle çalışmaya devam ediyor.
- Bütün Bunların Zonguldak Yerel Ekonomisine Yansımaları
Ulusal ve küresel bazda açıklanan bu ağır veriler, “Emeğin Başkenti” Zonguldak için çok net mesajlar ve uyarılar barındırıyor:
- Sanayicinin ve Esnafın Çıkmazı: Kredi faizlerinin yüksekliği nedeniyle şirketlerin kârının yüzde 70’ini finansmana vermesi ve şüpheli alacakların iki yılda yüzde 86 artması, Zonguldak yerelindeki ticari işletmeleri ve esnafı doğrudan tehdit ediyor. Yeni seçilen ZTSO yönetiminin hedeflediği “sektörel çeşitlilik ve istihdam” projelerinin önündeki en büyük bariyer, bu yüksek ulusal finansman maliyetleri olacaktır.
- İnşaat Maliyetlerinin Etkisi: İnşaat maliyetlerindeki yıllık yüzde 30’a dayanan artışlar; Zonguldak’ta yıllardır bitirilemeyen stadyum tadilatları, kentsel dönüşüm projeleri, okul inşaatları ve yerel yönetimlerin altyapı yatırımlarının neden sürekli tıkandığının sayısal bir kanıtıdır.
- Emekli Kentinde Gıda ve Yoksulluk Çilesi: Zonguldak, genç nüfusunu dışarıya göç veren ve giderek yaşlanan bir demografiye sahip. Türkiye genelinde yaşlıların yüzde 22,8’inin yoksulluk riski taşıması ve yıllık gıda enflasyonunun yüzde 30,1 olması, Zonguldak’taki on binlerce emekli ve yaşlı vatandaşın doğrudan açlık ve yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Ayrıca, ülkedeki her 3 çocuktan birinin yoksul olduğu gerçeği, kentin geleceği olan çocukların sağlıklı gelişim haklarının risk altında olduğuna işaret etmektedir.
6. Emek Cephesine Çağrı ve Görevler: Sermayenin Kriz Faturasını Emekçiler Ödemeyecek!
Açıklanan tüm bu makroekonomik veriler, alt-emperyalist yayılmacılığın içeride yarattığı “süper-sömürü” tablosu ve toplumsal göstergeler; sendikalar, meslek odaları, kitle örgütleri ve emekten yana siyasi yapılar için birleşik bir mücadele hattı kurmanın artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu gösteriyor:
- TÜİK’in “Tırpanlanan” Verilerine Karşı Gerçek Ücret Mücadelesi: TEPAV’ın araştırmasıyla tescillendiği üzere, kamuoyunun resmi TÜİK enflasyon verilerine olan güveni 2018’den bu yana sistematik olarak aşınmış durumdadır. Maaş zamlarının, asgari ücretin ve toplu iş sözleşmelerinin güvenilirliğini yitirmiş bu resmi verilere endekslenmesi, emekçilerin alım gücünün bilinçli biçimde eritilmesidir. Sendikaların ve meslek örgütlerinin, gıda enflasyonunun yıllık yüzde 30’u aştığı reel piyasa koşullarına uygun, insanca yaşanacak taban ücret ve gerçek kayıpları telafi eden refah payı talebini ortaklaştırması gerekmektedir.
- Alt-Emperyalist Sömürüye ve Taşeron Tuzağına Karşı Direniş: Sanayicinin faiz yükü altında ezildiği ve şüpheli alacakların fırladığı bu kriz ortamında, devlet destekli sermaye grupları dışarıda (Afrika, Orta Doğu) yatırımlar yaparken, içeride maliyeti işçiye kesmeye çalışmaktadır. BEÜ ek bina şantiyesinde yaşandığı gibi; ücretleri ödememek, işçiyi sigortasız ya da eksik primle çalıştırmak, hak arayanı ise “Kod 49” gibi fişleme mekanizmalarıyla sindirmek sermayenin “süper-sömürü” stratejisinin bir parçasıdır. Emek örgütleri, taşeron sömürüsüne ve kodlu işten çıkarma kurnazlıklarına karşı hem sahada hem de hukuk alanında ortak savunma hatları örmelidir.
- 6,7 Milyon Çocuk ve Yoksul Yaşlılar İçin Kamusal Koruma Talebi: Ülkedeki çocukların yüzde 31’inin (6,7 milyon çocuk) derin yoksulluk içinde yaşaması ve her 4 yaşlıdan birinin yoksulluk tehdidiyle karşı karşıya bulunması, dışarıda “stratejik özerklik” arayan neoliberal politikaların içeride yarattığı toplumsal yıkımın en çıplak kanıtıdır. Emekten yana siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri; “Okullarda bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek”, “çocuk işçiliğine karşı ödünsüz kamusal denetim” ve “en düşük emekli aylığının insanca yaşanabilir bir seviyeye çekilmesi” gibi somut talepleri en öncelikli mücadele başlığı haline getirmelidir.
- Zonguldak Yerelinde Birleşik Emek Hattı: Ağır sanayi ve maden kenti kimliğinden hızla güvencesiz hizmet sektörüne ve emekli kentine evrilen Zonguldak’ta; Genel Maden-İş’ten KESK’e, DİSK’ten TMMOB’ye Emeklilerin Sendikasından TTB’ye kadar tüm emek bileşenlerinin yerel planda yan yana gelmesi, Sendikal Birlik-Sendika İçi Demokrasi-Militan Eylem kaçınılmazdır. Şantiyede direnen inşaat işçisinin, yer altında can pazarı veren madencinin, tarlada veya pazarda çalışmak zorunda kalan emeklinin ve atanamayan/göç eden gençliğin hak arayışı ortak bir kent dayanışmasında buluşturulmalıdır.(Susma Ekonomi Servisi)

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
