Zonguldak’ta bir araya gelen bilim insanları, hukukçular, emek temsilcileri ve çevre aktivistleri iklim krizini ve ‘adil geçişi’ masaya yatırdı: “Üretilen elektriğin yüzde 85’i dışarıya gidiyor, zehri ve kanseri Zonguldak çekiyor. İklim Kanunu sermayeye karbon ticareti kapısı açarken; gerçek bir adil dönüşüm olmadan kentin ne geleceği ne de madencinin ekmeği korunabilir.”

Zonguldak İçin Adalet: Kömür Havzasında Tarihsel Yüzleşme
Cumhuriyetin sanayileşme yükünü sırtlamış, yerin yüzlerce metre altından çıkardığı taşkömürüyle memleketin demir-çelik fabrikalarını, demiryollarını ve enerji santrallerini var etmiş Zonguldak; bugün ağır bir ekolojik tahribat, kronikleşen yoksulluk, genç göçü ve sermaye odaklı “plansız dönüşüm” kıskacında. Batı Karadeniz Çevre Gönüllüleri Platformu tarafından “Zonguldak İçin Adalet” temasıyla TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi lokalinde düzenlenen İklim Zirvesi, kentin geleceğini belirleyecek can alıcı soruları doğrudan muhataplarına sordu: Zonguldak’ın geleceğine kim karar verecek? Dönüşümün faturasını yine madenciler, kadınlar ve kent halkı mı ödeyecek, yoksa krizin asıl sorumluları olan sermaye ve karar vericiler mi?
Kolaylaştırıldığını Ahmet Öztürk’ün yaptığı Zirveye akademisyenler, çevre hukuku savunucuları, sendikacılar ve siyasi partilerin yerel temsilcileri katıldı. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (ZBEÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Kocabaş, çevre hukukçusu Av. Yakup Okumuşoğlu, siyasal iktisatçı İnan Mutlu, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Beyza İrem Şimşek, Yeşil Düşünce Derneği’nden Özge Doruk ile TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli’nin konuşmacı olduğu çalıştayda; Zirvede ayrıca YENİ Parti Zonguldak İl Başkanı Devrim Dural, YENİ Parti Merkez İlçe Başkanı Nazmi Özden, YENİ Parti Kadın Kolları Başkanı Nazan Pulat, MHP Merkez İlçe Başkanı Gündüz Torlak, Saadet Partisi İl Başkanı Burak Erol, Zafer Partisi İl Başkanı Oğuzhan Turhan, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Sekreteri Yener Arslanbuğa, Yeşil Sol Parti İl Başkanı Ali Topaloğlu, EMEK Partisi İl Başkanı Ateş Türeli, Yeşil Sol Parti İl Başkanı İsmail Yıldız, ADD Zonguldak Şube Başkanı Zeynep Yüksel Ünal, TEMA İl Temsilcisi Yusuf İkram Tuna, ZOKEV Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Karahasanoğlu, Emeklilerin Sendikası Şube Başkanı Mahmut Kılıç, Zonguldak Eczacılar Odası Başkanı Esra Geyikli, CHP İl Yönetim Kurulu Üyeleri, Tuncer Demirci ve Selma Yıldırım, TMMOM Maden Mühendisleri Odası Başkan Yardımcısı Serdar Yılmaz, meslek odaları ve çok sayıda sivil toplum örgütü yer aldı.
Prof. Dr. Sefa Kocabaş: “Elektrik Başka Yere Gidiyor, Zehri Havza Çekiyor; Çözüm Emek ve Doğayla Birlikte Mümkün”
Zirvede kapsamlı bir sunum yapan ZBEÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Kocabaş, Batı Karadeniz’in kurulu termik santral kapasitesinin yaklaşık 3 Gigavata (3.000 MW) ulaştığını, ancak bu kurulu gücün kente refah değil sömürü ve yıkım getirdiğini vurguladı:
“Elimizde 3 gigavata yakın devasa bir santral kapasitesi var. Peki bu bölge ne yapıyor? Ürettiğimiz elektriğin yüzde 85’ini dışarıya, başka kentlere veriyoruz. Karşılığında yaklaşık 15 bin ton eşdeğer karbondioksiti her an havaya salıyoruz. Bu santrallerin çok büyük bir kısmı ithal kömürle çalışıyor. Elektrik başka yere gidiyor; baca gazını, kirliliği, sağlık çöküşünü ise sadece Zonguldak değil bütün Batı Karadeniz çekiyor.”
Santrallerin yüksek bacalarla kirleticileri kilometrelerce öteye taşıdığını hatırlatan Kocabaş; Zonguldak’ın azot dioksit ($NO_2$) kirliliğinde Türkiye genelinde 6. ve 7. sıralara yerleştiğini, partikül madde ($PM$) kirliliğinin ise kentin kronik bir gerçeği olduğunu söyledi. Sanayi bölgelerindeki mikroklima bozulmasına da dikkat çeken Kocabaş, kent merkezlerinde +5 derece, ağır sanayi ve santral alanlarında ise +8 dereceye varan yapay sıcaklık artışları yaşandığını uydu analizleriyle ortaya koydu. Kaçak ocaklarda ve denetimsiz rödevans sahalarında bugüne dek 133 madencinin can verdiğini hatırlatan Kocabaş, basına neredeyse 15 günde bir madenci ölümünün yansıdığını ifade etti.
Kentin yalnızca ekolojik değil, derin bir demografik çöküş yaşadığını aktaran Kocabaş, resmi istatistiklerle tablonun vahametini sergiledi:
- Türkiye ortalamasında istihdam oranı %27 iken, sanayi kenti Zonguldak’ta bu oran %17’ye gerilemiş durumda.
- TR81 bölgesinde işsizlik %11 seviyesinde seyrederken, havzadan göç eden nüfusun %32’sini üniversite mezunu gençler oluşturuyor.
- 60 yaş üstü nüfusun kentteki payı hızla %13’ten %20’ye çıkarak kentin hızla yaşlandığını belgeliyor.
Mevcut politikalarla asırlık madencilik hafızasının ve yeraltı kültürünün de yok edilmek üzere olduğunu söyleyen Kocabaş, Zonguldak’ın çaresizliğe mahkûm olmadığını belirterek kentin elindeki potansiyelleri ve hazırladığı yeşil dönüşüm modelini paylaştı:
- Orman Varlığı ve Biyokütle: Karabük (%72), Bartın (%54) ve Zonguldak (%53) ile Türkiye’nin en zengin orman dokusuna sahip havzanın orman altı atıklarıyla sürdürülebilir bir biyokütle kaynağı oluşturabileceğini kaydetti.
- Endüstriyel Kenevir: Bölgenin endüstriyel kenevir yetiştiriciliği için uygun alan seçildiğini, bunun kenevir katkılı çimentodan yalıtıma ve tekstile kadar temiz bir sanayi kolu yaratabileceğini ifade etti.
- Yeraltı Isısı ve Kıyı Rüzgarı: 300 ila 650 metre derinlikteki kömür ocaklarında ısınan yeraltı sularının jeotermal ısıtma şebekelerine dönüştürülebileceğini, Amasra’dan Akçakoca’ya uzanan kıyı bandının ise çok ciddi bir rüzgar enerjisi potansiyeli barındırdığını söyledi.
- SKDM Kaldıraç Modeli: Demir-çelik endüstrisinin Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kıskacında olduğunu belirten Kocabaş; %20 biyokütle, kıyı rüzgarından yeşil elektrik, ocak suyu ısısı, cüruf ve kenevir katkılı çimento ile demiryolu/denizyolu taşımacılığını bir araya getiren bir model önerdi. Bu modelle çelik üretiminde ton başına düşen karbon yükünün 167 Euro’dan 102 Euro’ya indirilebileceğini hesapladıklarını aktardı.
Kocabaş, “Görünen bir ekonomik getiri var ama korunması gereken değerlerimiz de var. Bir şeyleri değiştirirken nelerden vazgeçtiğimizi bilmek zorundayız. Gerçek bir maliyet hesabı yapabilmek için çevre ve sağlık maliyetlerini denklemin içine koymak şarttır” diyerek havza ölçeğinde kümülatif fayda analizinin aciliyetini vurguladı.
“İklim Kanunu Sermayeye Ticaret Kapısıdır; Asıl Soru: Bedeli Kim Ödeyecek?”
Zirvede söz alan çevre davalarının simge isimlerinden Av. Yakup Okumuşoğlu, iklim mücadelesinin soyut bir doğa sevgisi değil, doğrudan sınıfsal ve yaşamsal bir adalet kavgası olduğunu kaydetti. TBMM gündemindeki yasal düzenlemeleri sert bir dille eleştiren Okumuşoğlu, kamuoyuna bir kurtuluş reçetesi gibi sunulan yasanın içyüzünü anlattı:
“Bir ‘İklim Kanunu’ lafı dolaşıyor; sanılıyor ki iklim korunacak, dereler kurtulacak, baca gazları kesilecek. Büyük bir yanılgı! Ortaya konan metin bütünüyle karbon ticaretini düzenleyen sermaye mekanizmasından ibarettir. Şirketlere kirletme kotaları dağıtılıyor; ‘sen şu kadar sal, salmadığını ötekine sat’ deniyor. İklim krizini doğuran kapitalist çark, şimdi kirletme hakkı üzerinden yeni bir borsa yaratıyor.”
2050 yılına gelindiğinde krizin geri döndürülemez eşikleri aşacağını, Karadeniz’de ani sağanaklar, deniz taşkınları ve fırtınaların şimdiden günlük yaşamı tehdit ettiğini söyleyen Okumuşoğlu, sorunun sınıfsal çelişkisini şu sözlerle ortaya koydu:
“O termik santrallerin patronları Boğaz’da lüks sitelerde oturuyor, parasını kasasına koyuyor. Kömürü yerin altından çıkaran madenci üç kuruşa ciğerini çürütüyor; Zonguldak halkı ise o santrallerin bacasından çıkan zehri soluyup kanser oluyor. Üstüne bir de hastane kapılarında sağlığını geri kazanmak için cebinden para harcıyor. Kalkınmayı şirketler ve devlet yaptı, kârı sermaye aldı. Şimdi ortaya çıkan küresel yıkımın ve dönüşümün bedelini halka, işçiye mi ödeteceksiniz? İşte iklim adaleti tam da budur: Bu bedeli kâr edenler, kirletenler ödemek zorundadır!”
Okumuşoğlu, Zonguldak için pozitif ayrımcılık içeren kamusal bir Adil Geçiş Programı hazırlanması gerektiğini belirterek 6 temel talep sıraladı: Şeffaf bir kapanış ve dönüşüm takvimi açıklanması; madencilere koşulsuz gelir, erken emeklilik ve yeniden istihdam güvencesi sağlanması; çevre kirliliği verilerinin halka açılması; geçmiş kirliliğin maliyetinin şirketlere ödetilerek sahaların rehabilite edilmesi; kamu yatırımlarıyla temiz sanayi alanları kurulması ve tüm bu süreçlerin sendikalar, meslek odaları ve halk meclislerinin doğrudan denetimine bırakılması.

Beyza İrem Şimşek: “Uluslararası Örnekler Gösteriyor: İşçiye Kurs Vermek Yetmez, Güvenceli Yeni İstihdam Şart”
Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Beyza İrem Şimşek, dünyada kömürden çıkış süreçlerini yaşayan maden havzalarının deneyimlerini ayrıntılı verilerle aktararak Zonguldak’ın önündeki tehlikeleri ve imkânları analiz etti. Kömürden çıkışın yalnızca santral şalterini indirmek ya da maden ocağına kilit vurmaktan ibaret teknik bir operasyon olmadığını vurgulayan Şimşek; Avustralya, İspanya ve Almanya örnekleri üzerinden sürecin toplumsal anatmisini çıkardı.
Avustralya Latrobe Vadisi: Özelleştirme Dalgası ve İstihdamsız Eğitimin İflası
Avustralya’nın Victoria eyaletinde yer alan Latrobe Vadisi’nin linyit madenciliği ve kömürlü termik santrallerle kurulmuş bir havza olduğunu hatırlatan Şimşek, 1990’lardaki plansız özelleştirmeler ve ardından gelen ani santral kapatmalarının bölgeyi ağır bir toplumsal krize sürüklediğini belirtti:
- Tedarik Zinciri ve Taşeron Yıkımı: Kapanış süreçlerinde yalnızca ana işletmelerdeki kadrolu personelin değil; bakım-onarım atölyeleri, taşeron şirketler, nakliye kooperatifleri ve bölgedeki yerel esnafın zincirleme olarak iflas ettiği görüldü.
- Geçiş Desteklerinin Sınırları: Kurulan geçiş ajansları işçilere kariyer danışmanlığı, mesleki beceri analizi ve eğitim kuponları dağıttı. Ancak sahada somut, sendikalı ve güvenceli yeni iş alanları yaratılmadığı için eğitim alan işçiler işsiz kaldı; birçoğu ailesini geride bırakıp yüzlerce kilometre uzaktaki başka maden havzalarına göç etmek ya da yeniden ağır kirletici sektörlerde güvencesiz çalışmak zorunda kaldı.
- Zonguldak Çıkarımı: Şimşek, Zonguldak için tasarlanacak adil geçiş programlarının işçiyi bir kursa kaydedip kaderine terk eden yaklaşımlardan uzak durması gerektiğini, doğrudan kamu eliyle güvenceli iş yaratılmasının şart olduğunu kaydetti.
İspanya Asturias: İşçilerin Sahada İstihdamı ve Maden Altyapısının Dönüşümü
İspanya’nın yaklaşık iki asırlık madencilik geçmişine sahip Asturias bölgesindeki müzakere süreçlerini aktaran Şimşek, sendikaların masada olduğu modelin kazanımlarını paylaştı:
- Sosyal Güvence ve Erken Emeklilik: Hükümet ve maden sendikaları arasında yürütülen sert müzakereler sonucunda, meslek hastalıkları ve madenciliğin yıpratıcı doğası gözetilerek geniş kapsamlı erken emeklilik hakları ve tazminat paketleri sağlandı.
- Maden Sahalarının Rehabilitasyonunda Madenci Emeği: Kapatılan maden sahalarının doğaya yeniden kazandırılması, hafriyat ve çevre temizliği işlerinde bizzat eski madencilerin sendikal güvenceyle istihdam edildiği bir model hayata geçirildi.
- Yeraltı Galerilerinin Isı Kaynağı Olarak Kullanımı: Terk edilen galerilerde biriken ve yerin derinliklerinde ısınan maden sularının yüzeye pompalanarak kentsel alanlarda jeotermal bölgesel ısıtma ağlarına dönüştürüldüğünü belirten Şimşek, Zonguldak’ın TTK ocaklarının da benzer bir teknolojik ve kamusal potansiyele sahip olduğuna işaret etti.
Almanya Ruhr Havzası: On Yıllara Yayılan Planlama ve Sermaye Arazileri Sorunu
Almanya’nın çelik ve kömür merkezi Ruhr Havzası’ndaki dönüşümün 40 yılı aşkın bir zamana yayıldığını ifade eden Şimşek, sürecin olumlu ve aksayan yönlerini ortaya koydu:
- Altyapı ve Kamusal Çeşitlenme: Yerli kömürün rekabet gücünü kaybetmesiyle başlayan süreçte havzaya üniversiteler, teknoloji merkezleri, raylı ulaşım ağları ve çevre teknolojisi enstitüleri kuruldu. Eski ağır sanayi tesisleri yıkılmak yerine korunarak müzeler, kamusal parklar ve kültür odaklarına dönüştürüldü.
- Eleştiriler ve Gecikmeler: Ruhr deneyiminin en büyük zaafının, kömür ve çelik tekellerinin mülkiyetindeki devasa arazilerin kamuya ve yerel halkın kullanımına devredilmesinde yaşanan direnç olduğunu vurgulayan Şimşek, dönüşüm süreçlerinin halkın doğrudan denetiminde olmaması durumunda şirketlerin araziler üzerinde spekülasyon yarattığı uyarısında bulundu.
Özge Doruk: “İklim Felaketi Sınıfsaldır; Afetin ve Bakımın Ağır Yükü Kadınların Sırtında”
Yeşil Düşünce Derneği’nden Özge Doruk, İklim Ağı bileşeni olarak Batı Karadeniz ve çevresinde yürüttükleri kapsamlı saha araştırmalarından elde edilen çarpıcı bulguları paylaştı. Zonguldak ve Kastamonu çevresinde madenciler, madenci eşleri, gençler ve sel felaketlerinden doğrudan etkilenen köylülerle yüz yüze görüşmeler yaptıklarını aktaran Doruk, iklim krizinin soyut bir doğa olayı değil, sınıfsal ve toplumsal cinsiyet temelli derin bir eşitsizlik meselesi olduğunu vurguladı.
Afet Eşitsizliği ve Görünmeyen Bakım Emeği
Doruk, son yıllarda Batı Karadeniz’de sıklaşan yıkıcı sellerin ve fırtınaların toplumun her kesimini eşit vurmadığını belirtti:
- Balçığın Altında Kalan Kadın Emeği: Bir madenci ailesinin ya da emekçinin evi sel suları altında kaldığında tablonun yalnızca bir maddi hasar tespitiyle sınırlı kalmadığını söyleyen Doruk; tonlarca çamurun temizlenmesi, evin yeniden yaşanabilir kılınması, selden travmatize olmuş çocukların, yatalak yaşlıların ve hastaların bakımının tamamen kadınların omuzlarına yüklendiğini kaydetti.
- Bakım Altyapısının Yokluğu: Kriz dönemlerinde kamusal kreşlerin, yaşlı bakım evlerinin ve psikososyal destek mekanizmalarının bulunmayışı, afet sonrasındaki tüm yeniden üretim yükünü kadınlara yıkmaktadır. Doruk, adil geçiş planlamalarının bakım emeğini görmezden gelen “kör” politikalarla başarıya ulaşamayacağını vurguladı.
Ermenek’in Sessiz Çöküşü ve Zonguldak İçin Uyarılar
Madencilik faaliyetlerinin aniden gerilediği Karaman Ermenek örneği üzerinden saha gözlemlerini aktaran Doruk, plansız maden kapatmalarının yarattığı toplumsal yıkımı özetledi:
- Yerel Ekonominin ve Dayanışmanın Dağılması: Maden ocakları kapandığında kentin yalnızca bir üretim tesisini kaybetmediğini; bakkalından tamircisine, terzisinden şoförüne kadar yerel ticaret zincirinin çöktüğünü ifade etti.
- Yalnızlaşan Kentler: Aile reisinin ya da gençlerin gurbete çalışmaya gitmesiyle kentin bütünüyle dönüşmüş sayılamayacağını hatırlatan Doruk, geride kalan yaşlıların, kadınların ve çocukların ağır bir yalnızlık, yoksunluk ve kamusal hizmet eksikliğiyle baş başa bırakıldığını söyledi. Zonguldak’ın madencilik çevresinde oluşmuş kolektif işçi kültürünün ve dayanışma ağlarının bu tür kontrolsüz bir daralmayla parçalanma riski taşıdığını kaydetti.
Kadın İstihdamı ve Gençlerin Geleceksizliği
Adil geçiş programlarının masa başında yazılan istatistiki hedeflerden ibaret kalamayacağını belirten Doruk, iki temel toplumsal kesimin taleplerini dile getirdi:
- Kadınların Eğitime ve İşe Erişimi: Kadınların yeni sektörlerde çalışabilmesi için yalnızca göstermelik meslek kursları açmanın aldatmaca olduğunu söyleyen Doruk; kırsal ve çeper mahallelerden ulaşım imkânı sağlanmadan, ücretsiz ve nitelikli çocuk/yaşlı bakım merkezleri kurulmadan kadınların istihdama katılamayacağını ifade etti.
- Gençlerin Göç Kısır Döngüsü: TTK’nın ve madenciliğin sağladığı görece güvenceli ve sendikalı çalışma düzeninin yerine getirilmek istenen alternatiflerin güvencesiz, düşük ücretli ve sendikasız hizmet sektörleri olduğunu belirten Doruk, “Gençler haklı olarak bu sömürü düzeninde kalmak istemiyor ve ilk fırsatta kenti terk ediyor. Adil geçiş; gençlere insanca yaşayabilecekleri ücreti, sendikal örgütlenme hakkını ve iş güvencesini bu havzada sunmak zorundadır” dedi.
Eylem Tuncaelli: “Bilim On Yıllardır Uyarıyor; Şirketler Kâr Ederken Borcu Emekçilere Yıkamazsınız”
TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı, çevre mühendisi Eylem Tuncaelli, iklim krizine dair bilimsel uyarıların tarihsel arka planını ve uluslararası iklim zirvelerinde sermayenin kurduğu hegemonyayı eleştirel bir süzgeçten geçirdi.
1958 Mauna Loa’dan Paris’e: 70 Yıllık Bilimsel İkaz
İklim krizinin dün ortaya çıkmış bir sürpriz olmadığını, yarım asrı aşkın bir süredir bilim insanlarının egemenleri uyardığını hatırlatan Tuncaelli, sürecin kritik kilometre taşlarını sıraladı:
- Mauna Loa Ölçümleri: 1958 yılında Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi’nde Charles David Keeling tarafından başlatılan atmosferik karbondioksit ölçümlerinin, fosil yakıt kullanımının gezegeni hızla ısıttığını tartışmasız bir bilimsel gerçeklik olarak kanıtladığını belirtti.
- 1979 Dünya İklim Konferansı ve IPCC: 1979’da toplanan ilk Dünya İklim Konferansı ve ardından Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) kurulmasıyla bilimin tehlike çanlarını çaldığını ifade etti.
- Müzakerelerin Tıkanması: 1992 Rio Dünya Zirvesi, Kyoto Protokolü ve 2015 Paris Anlaşması süreçlerine değinen Tuncaelli, bağlayıcı kararlar almak yerine fosil yakıt lobilerinin ve emperyalist merkezlerin baskısıyla hedeflerin sürekli ötelendiğini, emisyonların ise katlanarak artmaya devam ettiğini vurguladı.
İklim Finansmanındaki İkiyüzlülük: Hibe Değil Borç Tuzağı
Tuncaelli, uluslararası iklim diplomasisinde en çok tartışılan “iklim finansmanı” başlığındaki adaletsizliği gözler önüne serdi:
- Tarihsel Sorumluluk: Atmosferdeki sera gazı birikiminin çok büyük bir kısmının sanayileşmiş Batılı ülkelerin ve çokuluslu petrol-kömür tekellerinin tarihsel faaliyetlerinden kaynaklandığını belirten Tuncaelli, faturanın bu süreçte hiçbir payı olmayan yoksul halklara ve güney ülkelerine kesilemeyeceğini söyledi.
- Kredi Borçlandırması Eleştirisi: Küresel iklim fonlarının, felaket yaşayan ülkelere hibe ve karşılıksız tazminat olarak değil, yüksek faizli “yeşil kalkınma kredileri” biçiminde sunulmasını sert bir dille eleştirdi: “Gezegeni kirleterek sermaye biriktirenler, şimdi yarattıkları krizin hasarını tamir etmek için ezilen halkları yeniden borçlandırma mekanizmaları kuruyor. Bu iklim adaleti değil, yeşil sömürgeciliktir.”
Tuncaelli, sadece kâğıt üzerinde “net sıfır” hedefleri açıklamanın bir göz boyama olduğunu; gerçek emisyon indirimlerinin, fosil yakıtlardan çıkış takvimlerinin ve sermayenin kârına el koyacak kamusal kaynakların halk denetiminde izlenmesi gerektiğini vurgulayarak, “İklim adaleti, tabandan örgütlenen emek ve çevre hareketlerinin ortak direnişiyle kazanılabilir” diyerek sözlerini tamamladı.
Zonguldak, kömürün karasını ciğerlerinde taşıyarak tüm ülkeyi aydınlatmış köklü bir emek havzasıdır. Kent; egemenlerin dayattığı “ya madende ve termik bacasında zehirlenerek ölüm ya da açlık, yoksulluk ve göç” ikilemini kabul etmeyecektir. İklim Zirvesi’nin ortaya koyduğu ortak irade; sermayeyi aklayan yeşil piyasa mekanizmalarına karşı, maden işçisinin ekmeğini, kadınların görünmeyen emeğini, gençlerin kentte kalma hakkını ve doğanın dengesini savunan kamucu, eşitlikçi ve demokratik bir adil geçiş mücadelesini büyütmektir.


sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
