Birol Üzmez/İzmir

Yıllarca elimde fotoğraf makinesiyle Zonguldak’ın o ağır, kömür karası yalnızlığına baktım. Yerin yüzlerce metre altına inen madencilerin yüzlerindeki çizgileri, kuyu başlarında bekleyen anaların tedirginliğini, 1990’ın büyük yürüyüşünü ve Kozlu’nun yürek yakan grizu patlamalarını vizörümden geçirip tarihe not düştüm. Sonra yolum 1993’te İzmir’e, Kemeraltı’nın labirentlerine, Basmane’nin eski otellerine, kortejoların avlularına çıktı.

Görünüşte birbirine hiç benzemeyen iki coğrafyadır Zonguldak ile İzmir. Biri dağların yamacında, kara taşın bağrında didinenlerin şehri; diğeri imbatın, denizin ve yangın küllerinden doğan ticaretin merkezi. Oysa bir fotoğrafçının dikkatiyle baktığınızda, taşın ve demirin üzerine kazınmış sözcüklerin arasında gizli, kopmaz bir ruh akrabalığı görürsünüz.
Zonguldak’ta ocak ağızlarını fotoğraflarken en sık karşılaştığım kitabe, Atatürk’ün o meşhur vecizesinin kuyu başlarına nakşedilmiş hâliydi: “Türk, Öğün, Güven, Çalış.” Madenci asansöre adımını atmadan hemen önce bu sözle yüzleşirdi. Tarihinle, kimliğinle, akıttığın alın teriyle gurur duy; aklını kullan, üret ve geleceğine güven. Çünkü zifiri karanlığa, yerin yedi kat dibine inen bir insana yalnızca kazma kürek yetmez; ona milli bir haysiyet, sarsılmaz bir moral motivasyon gerekir.

Hemen yanı başında iki söz daha karşılardı madenciyi: “Evvela Emniyet, Uğur Ola Madenci” ve “Evvela Tedbir, Sonra Tevekkül.” Biri can güvenliğini her şeyin önüne koyan bir hayırdua, diğeri ise kadim Doğu ahlakıyla modern aklın kusursuz bir senteziydi. “Önce tekniği, aklı, tedbiri elden bırakma; sonra inancına sığın.” Maden ocağının kapısı, bilimin emrettiği tedbir ile insanın sığındığı maneviyatı işte bu dengede birleştirirdi.
Yıllar sonra İzmir’in kalbinde, Fevzipaşa Bulvarı’ndan Kemeraltı’na açılan Yeni Kavaflar Çarşısı’nın kapılarında durduğumda, hafızam beni birdenbire o maden ocaklarının ağzına geri fırlattı.

1922 Büyük İzmir Yangını’nın küllerinden ve 1923 İktisat Kongresi’nin “yerli esnafa, yerli üretime sahip çıkma” iradesinden doğmuştu bu çarşı. 1929 yılında ayakkabıcılar esnaf birliğinin öncülüğünde, müteahhit Ali ve Cemal biraderlerin emeğiyle yükselmişti. İki katlı, cam tavanlı, vitraylı pencereleri ve yerel karosimonlarıyla Erken Cumhuriyet’in en zarif yapılarından biriydi. Fakat bu çarşıyı asıl benzersiz kılan, mimarisinden ziyade kapılarına verilen isimlerdi.

Fevzipaşa’ya bakan kapılardan ilki Varlık Kapısı’ydı. Yalnızca maddi bir zenginliği değil; yangının ortasında kül olmuş dükkânlardan yeniden doğmayı, sıfırdan bir hayat var etmeyi simgeliyordu. Yanındaki Kuvvet Kapısı, kas gücünü değil; tezgâhta vurulan her çekicin, dikilen her sayanın arkasındaki sarsılmaz direnci ve ayağa kalkma iradesini anlatıyordu. Üçüncüsü Birlik Kapısı’ydı; çünkü esnaf omuz omuza vermeden ne kuvvet kalırdı ne de varlık. Güneydeki Sevinç Kapısı, bunca yorgunluğun ve mücadelenin ardından yeniden tüten ocakların, “yarın da dükkânımızı açacağız” diyebilmenin hafifliğini müjdeliyordu. Batıdaki Kavrukzade Kapısı ise bu soyut idealleri, çarşının harcında teri bulunan somut bir insanın, bir esnaf ailesinin adıyla mühürlüyordu.

İşte tam bu noktada, Zonguldak’ın kuyu ağızlarıyla Kemeraltı’nın çarşı kapıları birbirine el uzatır.
Yeni Kavaflar’ın Varlık, Kuvvet, Birlik ve Sevinç kapıları ile Zonguldak madenlerindeki Emniyet, Tedbir ve Tevekkül yazıları, aynı dönemin, aynı Cumhuriyet ahlakının iki ayrı mekândaki yankısıdır. İkisi de felaketin, yokluğun ve zorluğun ardından ayakta kalma iradesini taşır. İkisi de kuru bir maddiyatla yetinmez; aklın emrettiği tedbiri ve kuvveti, kalbin aradığı birlik, güven ve sevinçle dengeler.
İzmir’de yangından arta kalan esnafa umut aşılayan mermer lentolar ne söylüyorsa; Zonguldak’ta yerin yüzlerce metre altına canını emanet eden madenciye seslenen kuyu başı tabelaları da aynısını fısıldar: “Ayağa kalk, aklını kullan, birleş, üret ve sevin.”
Bugün restore edilen Yeni Kavaflar Çarşısı’nın Varlık Kapısı’ndan içeri girerken omuzlarımın dikleştiğini, Birlik Kapısı’ndan geçerken yalnız olmadığımı hissettiğim anlarda; aklım hep Zonguldak’ın ocak ağızlarındaki o kara elmas işçilerine gidiyor. Bizler, yerin altında da olsak yerin üstünde de olsak; birbirimize güvenerek, tedbiri elden bırakmayarak ve birliğin kuvvetine inanarak ayakta kalmış bir kuşağın mirasçılarıyız. O kapılar sadece geçip gitmek için yapılmadı; bize kim olduğumuzu, nereden ve nasıl çıktığımızı her gün yeniden hatırlatmak için yapıldı.
Birol Üzmez kısa Özgeçmiş
Uzun yıllar yaşadığı Zonguldak’ta maden işçilerinin yaşamlarını fotoğrafa yansıtan Birol Üzmez, 20 Ağustos 1960 tarihinde Akçakoca’da doğdu. Baba mesleği olan fotoğrafla sanatsal anlamda 1984 yılında ilgilenmeye başlayan Üzmez, 1986 yılında İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne (İFSAK) üye oldu.
1985 Yılında Fahri Bozbaş, Ertuğrul Ünal ile Birlikte Zonguldak’ın ilk fotoğrafçılarından Nazım Baysal’ın arşivinden derlenen “ Bir Zamanlar Zonguldak” sergisini düzenledi.
1986 yılında Uğur Kasırga ile birlikte açtıkları “Pencere” isimli fotoğraf sergisinin ardından Ayhan Ülkü ile “Yalnızlık ”, İbrahim Akyürek ile “Madencinin Yaşamı” ortak sergilerini açtı.
1987-1988 Yıllarında TUSAK Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 1989 Yılında Zonguldak Fotoğraf Grubunu altı arkadaşı ile kurarak, Zonguldak’ta Fotoğraf sanatının gelişmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü. ZFG ile Zonguldak Fotoğraf Günlerini dört kez düzenledi. Mimar Süreyya Aytaç’ın arşivindeki fotoğrafların gün yüzüne çıkmasını sağladı.
1990-1993 yılları arasında serbest fotoğrafçı olarak Cumhuriyet Gazetesi’nin muhabirliğini üstlendi. 1990 grevini ve 1992 Kozlu grizu facialarını belgeledi.
İbrahim Akyürek, Şirin Küçüktabak, Sevil Üzrek, Faruk Akbaş ve Celal Deniz’in de aralarında bulunduğu “Belgesel Fotoğraf Grubu” oluşumunun içinde yer aldı.
Ulusal ve Uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödüllendirilen Üzmez, “Üç Yaşamın Bir Günü”, “Denemeler Yanılmalar”, “Zonguldak’ın Öteki Yüzü”, “Uzun Sessizlikler, Kısa Patlamalar” ,”Sandallar”,”Zeytin Ağacının İzinde” , Mortakya” Roman Kahramanları”,Kortejo “Aile Evleri”, ” Basmane Oteller Sokağı” isimli saydam gösterilerini gerçekleştirdi. Karma sergilere, saydam gösterilerine katıldı.
1993 yılında İzmir’e yerleşen Üzmez, Tariş Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Tariş Fotoğraf Grubunun kurucuları arasında yer aldı. 1994 yılında Enver Akmaner ile Amerikan Kültür Derneği’nde İzmir’deki ilk sergisini açan Üzmez o tarihten bu yana bir çok Kişisel ve karma sergilerde İzmir’li sanatseverlerle buluştu.
1995 Yılında Tufan Dinarlı ile birlikte “İzmir Fotoğraf Haftası” nı gerçekleştirdi.
Mayıs 2002 – Mart 2008 arasında Tariş Zeytinyağı Birliği Basın Müşavirliği’nde fotoğraf editörü olarak görev yapan Üzmez’in Tariş Zeytinyağı Birliğinin ürün tasarımlarında sanatsal yaklaşımı öne çıkarmasıyla birlikte fotoğrafları çalıştığı kurumun afiş, dergi, etiket, katalog, insert, reklam, plazma tv, web sitesi çalışmalarında kullanıldı.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
