Birol Üzmez/İzmir

İzmir’den kaleme aldığı yazısında iki kentin ortak sanayi ve mimari geçmişine ışık tutan Birol Üzmez, Zonguldak’taki Yayla Konağı ile İzmir Basmane’deki Cihan Palas ve Levanten köşklerini birbirine bağlayan Fransız mirası “karosimon” taşlarının izini sürdü.

Zonguldak’ta bulunan tarihî Yayla Konağı’nın koridorlarındaki zemin kaplamalarını inceleyen yazar Birol Üzmez, yumuşak mavi, kahverengi ve krem tonların iç içe geçtiği geometrik desenlerin yüz yılı aşkın bir sessizliğin içinden hâlâ konuştuğunu belirtti.

Bir Ailenin ve Şirketin Ayak İzleri

1910 yılında Fransızlar tarafından Société Ottomane d’Héraclée (Osmanlı Ereğli Şirketi) Direktörlük Konağı olarak inşa edilen yapının zemin taşlarında dönemin izleri duruyor. Konağın ilk sakinlerinden Mösyö Biver ve ailesinin adımlarının bu taşlardan geçtiğini hatırlatan Üzmez; kızı Denise, oğulları Paul ve Jacques’ın hatırasının, arkasına Fransızca not düşülmüş bir sabahın kalıntıları gibi zeminlerde yaşamaya devam ettiğini ifade etti.

Yayla Konağı’ndan Basmane ve Levanten Köşklerine

Yayla Konağı’ndaki zeminlerin kendisine doğrudan İzmir’i anımsattığını vurgulayan Üzmez, iki kent arasındaki mimari bağı şu sözlerle aktardı:

“O karosimonlar bana hemen İzmir’i hatırlattı. Basmane’deki Cihan Palas’ın odalarında, koridorlarında, lobisinde gördüğüm o çeşit çeşit desenleri… Her mekânın ayrı bir halı gibi döşendiği, her katın bordürünün farklı olduğu o zenginliği. Bornova’daki Levanten köşklerinin mutfaklarında ve salonlarında karşılaştığım mavi-beyaz, kırmızı, siyah, yeşil ya da çok renkli karoları… Aynı dil, aynı zarafet, aynı Avrupaî titizlik.”

Marsilya Limanı’ndan Osmanlı Kıyılarına

Karosimonun 19. yüzyılın ortalarında Fransa’da hidrolik çimento tekniğiyle üretilmeye başlanan bir Fransız buluşu olduğunu belirten Üzmez, bu renkli çimento karoların kısa sürede Akdeniz ticaret yollarına yayıldığını kaydetti. Marsilya Limanı’ndan kalkan gemilerin hem kiremitleri hem de bu zarif zemin kaplamalarını İzmir, Selanik, Beyrut ve İskenderiye gibi Osmanlı liman kentlerinin yanı sıra sanayi kenti Zonguldak’a da ulaştırdığı ifade edildi. Fransız sermayesinin ulaştığı her noktaya kaliteli malzemenin de girdiği, yerel ustalar zamanla kendi desenlerini üretse dahi ilk örneklerin temiz, dayanıklı ve özgün Fransız ruhunu muhafaza ettiği kaydedildi.

“Taşlar Sadece Zemin Değil, Yaşayan Bir Hafıza”

Yayla Konağı koridorlarında dururken bu taşların yalnızca birer zemin kaplaması olmadığını düşündüğünü aktaran Birol Üzmez, bu malzemenin bir ailenin ayak seslerini, bir şirketin gücünü, Fransızca konuşulan mahalle akşamlarını ve bir şehrin kömürle varoluşunu simgelediğini; ardından gelen Cumhuriyet, Etibank ve Ereğli Kömürleri İşletmesi (EKİ) misafirhanesi yıllarının sessizliğine tanıklık ettiğini belirtti.

Aynı hafızanın İzmir’deki Levanten evlerinde de bulunduğunu dile getiren Üzmez; bir zamanlar şarap kadehlerinin, piyano seslerinin ve yazlık elbise eteklerinin süzüldüğü bu zeminlerin bugün tozun ve unutulmuşluğun altında kalsa da varlığını koruduğunu söyledi.

Üzmez, her bir karosimonun geçmişe açılan bir kapı niteliği taşıdığını belirterek, “Yayla Konağı’ndan Cihan Palas’a, Bornova ve Buca köşklerinden Basmane koridorlarına, oradan Punta’ya uzanan incecik ama sağlam bir çizgi var. O çizginin adı karosimon; ve ben o çizginin üzerinde yürümeye devam ediyorum,” değerlendirmesinde bulundu.

Fotoğraf: Ekrem Murat Zaman (Yayla Konağı)


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.