Yusuf Zamir
Komünal insanlığa geçiş, mevcut insana aykırı dünyanın yığınsal-pratik eleştirisi içinde insanın kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşacağı, zihinlerde biriken parçalı, mistik bilinç formlarıyla boğuşacağı, toplumu parçalayan iş bölümünün, özel mülkiyetin, metanın, değerin, paranın, pazarın, ücretli emeğin, sermayenin, sınıfların, devletlerin ortadan kalkacağı, halkların içine hapsoldukları pratikleri aşarak evrensel insanlık pratiğine yükseleceği, insanın doğayla ahenk sağlayacağı uzun bir devrimci dönüşüm döneminin tamamlanmasıyla mümkündür.
Bu devasa dönüşümün izleyeceği yolun ve ortaya çıkaracağı komünal dünyanın nasıl bir şey olacağını öngörmek hiçbir ölümlünün kudreti dâhilinde değildir. Çünkü teori, henüz ortaya çıkmamış geleceğin nasıl bir şey olacağını yazma iktidarında değildir. Geleceğin yazılması işi, teorinin değil, geleceği maddeten yaratmak suretiyle “yazacak” olan pratiğin işidir.
Hem kurtuluşa giden yol hem de kurtuluşun kendisi, bütün dünya mülksüzlerinin ortak ve dinamik yaratım süreçleri içinde inşa edilecektir. Komünal gelecek, kendi mücadelesiyle sahici insanlığı adım adım yaratmaya koyulan işçilerin, mülksüzlerin, ezilenlerin, kısacası, insanlığı inkâr edilen herkesin ortak eseri olacaktır.
Marks, dünyaya nizam vermeye kalkışan bir keramet sahibi gibi, kurtuluş mücadelesinin yol haritasını ve gelecekteki komünal insanlığın mimari projesini hazırlamış değildir. Marks, mücadelenin uyması gereken bir doktrin sunduğunu asla iddia etmemiştir. Marks, mevcut tersine dönmüş dünyanın eleştirisinden çıkan teorik sonuçları ortaya koyarak dünyanın gerçekte ne için mücadele ettiğini göstermiştir:
“Dünyanın karşısına doktriner bir ilkeyle çıkıp ‘doğru budur, önünde diz çökün’ demiyoruz. Dünyanın kendi ilkelerinden hareketle dünya için yeni ilkeler geliştiriyoruz. Dünyaya dönüp ‘savaşımlarınızı kesin, aptalcadır, biz size mücadelenin doğru sloganını vereceğiz’ demiyoruz. Biz sadece dünyaya gerçekte ne için mücadele ettiğini gösteriyoruz. Ve bilinç dünyanın istemese de kazanmak zorunda olduğu bir şeydir.” (K. Marks, Almanca – Fransızca Yıllıklar’dan Mektuplar, Eylül 1843, METE, İng., c. 3, s. 144.)
Mülksüzler, yabancılaşmış faaliyet içinde ömür tüketirken kendiliğinden kurtuluş bilincine varacak değildir. Mülksüzler, kurtuluş bilincini, yabancılaşmış faaliyetin pozitif mecrası içinde sürüklenirken değil, yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesinin açacağı negatif mecra içinde dönüşürken kazanacaktır.
Kurtuluşun hazır bir bilgisi yoktur. Böyle bir bilgi bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor değildir. Kurtuluş mücadelesine ışık tutan teori yine mücadelenin kendi içinden çıkar. Kurtuluş mücadelesi kendini açımlamayı sürdürdükçe, kurtuluşun teorisi de yeniden kurulur. Mücadele kurtuluşun kendisini yaratmadıkça, kurtuluşun teorisi tamamlanmış olmaz.
Kurtuluş mücadelesi dünya-tarihsel boyuta yükselinceye kadar, proletaryanın bir dizi kalkışması olacaktır. Kurtuluş mücadelesi “bütün geri dönüşlerin imkânsız olduğu” olay ufkuna vardığında, cümle insanlık ayağa kalkıp serini meydana koyacaktır.
“Proletarya devrimleri durmadan kendilerini eleştirirler, kendi akışlarını sürekli kesintiye uğratırlar, daha önce yapılmış gibi görünene yeni baştan başlamak üzere geri dönerler, ilk girişimlerindeki yetersizlik, zayıflık ve zavallılıkla insafsızca alay ederler, hasımlarını sanki yeniden güç toplayıp daha büyük bir güçle karşılarına çıksın diye yere sererler, kendi amaçlarının sonsuz muazzamlığı karşısında zaman zaman irkilip geri çekilirler, ta ki bütün geri dönüşlerin imkânsız olduğu bir durum yaratılıncaya ve bizzat koşullar bağırıncaya kadar:
“Hic Rhodus, hic salta!”* (K. Marks, Lui Bonapart’ın On Sekizinci Brumiyer’i, 1851-1852, MESE, İng., c. 1, s. 401.)
* Burası Rodos, haydi atla! Ezop’un bir masalında anlattığına göre, Rodos’ta vaktiyle en uzun atlamayı yaptığını ve şahitleri olduğunu söyleyen bir atlet varmış. Adamın biri atlete şöyle demiş: Şahide gerek yok, burası Rodos, haydi atla! İşte meydan, haydi ne marifetin varsa göster!

sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
