Zonguldak’ın Gelik beldesindeki özel maden ocağında meydana gelen, 3 maden işçisinin yaşamını yitirdiği ve 5 işçinin yaralandığı grizu faciasının ardından Zonguldak Demokrasi Platformu kitlesel bir basın açıklaması düzenledi. KESK Dönem Sözcüsü Özgür Erkal tarafından okunan ortak metinde iş cinayetlerine, denetimsizliğe ve kâr hırsına karşı sert tepki gösterilirken; eylem alanında taşınan dövizler ile okunan açıklama arasındaki içerik uyuşmazlığı dikkatlerden kaçmadı.

Alandaki Çelişki Gözlerden Kaçmadı: Madenci Yası ile Basın Eylemi Karıştı
Açıklamanın yapıldığı alanda en çok dikkat çeken ayrıntı, Demokrasi Platformu pankartı ve katılımcıların ellerinde taşıdıkları dövizler oldu. Türkiye genelinde basın meslek örgütlerinin çağrısıyla Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere 10 ilde eş zamanlı düzenlenen “Artık yeter! Nefes alamıyoruz!” ve “Sansüre hayır! Habere özgürlük!” temalı eylemin, Zonguldak ayağı ile maden faciası tepkisi birbirine girdi.
Yerel gündemin tamamen grizu faciası ve defnedilen maden şehitlerine kilitlendiği bir günde; alanda sansüre karşı ve basın özgürlüğünü savunan dövizlerin taşınması, ancak okunan basın metninin tamamen maden faciasına ayrılıp basın meselesine hiç değinmemesi belirgin bir tezat oluşturdu. Önceden planlanan basın özgürlüğü eyleminin materyalleriyle maden faciası protestosunun bir araya gelmesi alanda iki ayrı gündemin yarattığı bir çelişki olarak değerlendirildi.
“Madenlerde, Fabrikalarda Ölmek İstemiyoruz”
Zonguldak Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını okuyan KESK Dönem Sözcüsü Özgür Erkal, emekçilerin yaşamının değersizleştirilmesine isyan ederek yaşananların kader olmadığını vurguladı:
“Neredeyse her gün işlerini yaparken hayatlarını kaybeden insanlarımızın haberleriyle sarsılıyoruz. Zonguldak’taki faciada üç madencimizi kaybettik, iki madencimiz entübe durumda yaşam savaşı veriyor. Ancak yasımızı tutarken sormamız gereken sorular, hesap sormamız gereken sorumluluklar var: Biz neden ölüyoruz? Madencilik dünyanın en ağır işlerinden biridir fakat bu tehlikeler ölümleri kaçınılmaz kılmaz. İşçinin hayatını korumak bir tercih değil, zorunluluktur. İnsan yaşamının maliyet hesabına indirgendiği bu düzeni kabul etmiyoruz.”
6331 Sayılı Kanun Hatırlatıldı: “Taleplerimiz Net”
Açıklamada, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının kâğıt üzerinde kaldığına işaret edilerek platformun acil talepleri sıralandı:
- Çalışmaktan Kaçınma Hakkı Güvenceye Alınmalı: 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13. maddesi gereğince, ciddi ve yakın tehlike durumunda işçilerin çalışmaktan kaçınma hakkını baskı ve işten atılma korkusu olmadan kullanabilmesi sağlanmalıdır.
- İşverenin Yükümlülükleri Denetlenmeli: 6331 Sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca işverenin tüm tedbirleri alma zorunluluğu kâr hırsıyla çiğnenmemelidir.
- Risk Haritaları Şeffaf Olmalı: Kanunun 10. maddesi kapsamında yapılması gereken risk değerlendirmeleri formaliteden çıkarılmalı; grizu, göçük ve havalandırma analizleri bağımsız uzmanlarca yapılarak kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
- Tavizsiz İş Durdurma: Hayati tehlike arz eden ocaklarda kanunun 25. maddesi ödünsüz uygulanmalı, eksikler giderilene kadar faaliyet durdurulmalıdır.
- Üretim Baskısına Son: İşçilerin hayatını riske atan kota, üretim baskısı ve güvencesiz çalışma biçimleri kaldırılmalıdır.
- Sendikal Haklar: Başta madenciler olmak üzere tüm emekçilerin örgütlenme ve sendikal hakları yasal teminat altına alınmalıdır.
Açıklama, maden facialarının yanı sıra sel, heyelan ve bina çökmeleri gibi önlenebilir afetlerdeki kamusal sorumluluğun altı çizilerek, hayatını kaybeden madencilerin aileleriyle dayanışmanın sürdürüleceği ve hukuki sürecin takipçisi olunacağı kararlılığıyla son buldu.
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
