Marksist yazar Yusuf Zamir, 29 Ekim tarihinde kişisel Facebook hesabından paylaştığı değerlendirme yazısında, burjuva aydınlanması ile tarihsel materyalizmin dine ve laikliğe bakışındaki temel ayrışmayı mercek altına aldı. Aydınlanmacı geleneğin dini kitlelerin “cehaletine” veya “yanlış bilincine” indirgeyen yaklaşımını eleştiren Zamir; Karl Marx’ın metinlerine dayanarak dinsel bilincin, insanın içinde yaşadığı maddi yabancılaşmanın ve kalpsiz dünyanın bir yansıması olduğunu vurguladı. Dinsel teselliyi ve inancı aşmanın yolunun zihinlerle soyut bir savaşa girmekten değil, insanı manevi bir sığınağa mecbur bırakan bu “tersine dönmüş dünyayı” dönüştürmekten geçtiğini belirten Zamir’in paylaştığı yazının tam metni şöyle:

Aydınlanmacı Eleştirinin Eleştirisi

Burjuvazi on yedinci yüzyılda yükselirken dine karşı aklı savunuyordu. Çünkü eski egemenleri egemen kılan geleneksel yaşam tarzı, kendisini din örtüsüyle koruma altına almıştı. Bundan ötürü din eleştirisi, eski düzene karşı mücadele eden burjuvazinin ilk yükseliş dönemlerinde revaçtaydı.

Aydınlanma sözcülerine göre din, halkı mevcut düzene boyun eğdiren zihinsel bir uyuşturucuydu. Eski egemenler, bu uyuşturucudan yararlanarak toplumu itaatkâr cemaat yapılanmaları içinde tutuyordu. O hâlde toplumun özgürleşmesi için eski egemenlerle birlikte din de devlet alanından kovulmalı, yani laiklik benimsenmeliydi.

Aydınlanma akımının cumhuriyet ve laiklik söylemiyle şifrelediği toplum, burjuva toplumdu. Aydınlanma akımı, toplumun özgürleşmesinden, kişisel bağımlılığa dayalı feodal düzenin yerini nesnel bağımlılığa dayalı sermaye düzeninin almasını anlamaktaydı.

Aydınlanmacı eleştiri, dini yanlış bilinç olarak görür. Aydınlanma’ya göre insanlar, cehalet yüzünden dünyayı doğru biçimde anlayamamış, bunun yerine zihinleri din denen yanlış bilinçle doldurulmuştur. Aydınlanma akımı, bu tespitten hareketle, “yanlış”ı zihinlerden kovarak yerine “doğru”yu yerleştirmeye çalışır.

Marks hiçbir yazısında “yanlış bilinç” ifadesini kullanmamıştır. Çünkü bilinç, dünyaya nizam verme heveslisi hiçbir aklıevvelin serdettiği doğru-yanlış cetveline göre kategorize edilemez.

Marks’a göre bilinç, insanların fiilen içinde bulundukları toplumsal ilişkilerin zihinsel yansımasıdır. Bu bağlamda, “din âlemi [dinsel bilinç – YZ], gerçek dünyanın [tersine dönmüş dünyanın – YZ] yansımasından başka bir şey değildir”. (K. Marks, Kapital, İng., c. 1, s. 83.)

Marks, içinde yaşadığımız dünya için “tersine dönmüş”, “baş aşağı”, mevcut toplumsal ilişkiler için ise “insana aykırı”, “akıl dışı” gibi tanımlamalar kullanır. Bunlar, toplumdaki yabancılaşmayı farklı çağrışımlarla zihinde canlandıran ifadelerdir.

Marks’a göre, insanların içinde yaşadıkları dünya tersine dönmüş ise, insanların içinde bulundukları toplumsal ilişkiler akıl dışı ise, bu garabeti yansıtan bilinç biçimleri de tersine dönmüştür, baş aşağıdır, akıl dışıdır. Marks, bu anlayıştan hareketle, din eleştirisini şöyle ele alır:

“Dine karşı eleştirinin temeli şudur: Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz. Din, gerçekte, kendini henüz bulamamış ya da tekrar kaybetmiş kişinin kendi hakkındaki bilinci ve kendine duyduğu saygıdır. Fakat insan, bu dünyanın dışında mekân tutmuş soyut bir varlık değildir. İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet ve bu toplum, tersine dönmüş dünya bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi tersine dönmüş dünyadır.

“Din, bu dünyanın genel teorisidir, ansiklopedik özetidir, popüler biçimdeki mantığıdır, manevi anlamda onur meselesidir, coşkusudur, moral onayıdır, ulvî tamamlayıcısıdır. Din, bu dünyayı açıklamanın, meşrulaştırmanın ve bu dünyada teselli bulmanın evrensel temelidir. Din, insanî öz sahici bir gerçeklik kazanamadığı için, insanî özün fantastik biçimde gerçekleşmesidir. Bu nedenlerle, dine karşı mücadele, dolaylı olarak, ruhani aroması din olan dünyaya karşı mücadeledir.

“Dinin dile getirdiği ıstırap, aynı zamanda hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur.

“Halkın illüzyon biçimindeki mutluluğu olarak dinin ortadan kalkmasını istemek, halkın sahici mutluluğunu talep etmek demektir. Halkı içinde bulunduğu koşullara dair illüzyonlarından vazgeçmeye çağırmak, illüzyonu gerektiren koşulları terk etmeye çağırmak demektir. Din eleştirisi, bu nedenle, dinin hâlelediği bu acılar vâdisinin embriyonik eleştirisidir.

“Eleştiri, zincirlerin üzerindeki hayalî çiçekleri koparıp atıyor. Bunu, insanlar zincirleri, fantezileri ya da tesellileri olmaksızın taşısınlar diye değil, fakat zincirlerin kendisini kaldırıp atsınlar ve canlı çiçeği alsınlar diye yapıyor. Din eleştirisi, insanın illüzyonlardan kurtulup aklı başına gelerek kendi gerçekliğini düşünmesi, etkilemesi ve biçimlendirmesi için, kendi çevresinde ve dolayısıyla kendi gerçek güneşi çevresinde dönmesi için insanı hayal âleminden çıkarıyor. Din, insan kendi çevresinde dönmediği sürece, insanın çevresinde dönen aldatıcı bir güneşten başka bir şey değildir.

“Öyleyse tarihin görevi, hakikatin öte dünyası yok olup gittikten sonra bu dünyanın hakikatini tesis etmektir. Tarihin hizmetindeki felsefenin acil görevi, insanın kendine yabancılaşmasının kutsal suretinin maskesi düşürülünce yabancılaşmanın kutsal olmayan suretlerinin de maskesinin düşürülmesidir. Böylece, cennetin eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine, teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür.” (K. Marks, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkıya Giriş, 1844, Marks-Engels Toplu Eserler, İng., c. 3, s. 175-176.)

Dini zihninde yaratan insandır. Ne var ki dini yaratan insan, içinde bulunduğu toplumun ürünüdür. O hâlde dinsel bilincin tersine dönmüş olmasının nedeni, dinsel bilincin yansıttığı toplumun, yani mevcut dünyanın, tersine dönmüş olmasıdır:

“İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet ve bu toplum, tersine dönmüş dünya bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi tersine dönmüş dünyadır.”

Asr-ı saadet menkıbeleri, ilâhî adalet avuntusu, “öbür dünya”daki sonsuz mutluluk vaadi, şimdiki gerçek dünyada bir şeylerin ters gittiğinin kabulü anlamına gelir. Dinsel anlatıların arka plânında fantastik bir insanca yaşam tasarımı vardır. Çünkü gerçek dünyada insanca yaşam yoktur. Din, acılar içindeki insanların insanca yaşam özlemlerini manen doyurma işlevi görür.

Din, insana aykırı toplumsal ilişkiler içine hapsolmuş insanın sahici insanlığı çaresizce arayışıdır. Çünkü bu tersine dönmüş dünyada “insanî öz sahici bir gerçeklik” kazanamamıştır. Din, gerçek dünyada sahici insanlığı bulamayan insanın, özlediği insanlığı zihninde “fantastik biçimde” gerçekleştirmesidir.

Marks’ın “din halkın afyonudur” sözü, Aydınlanmacı aymazlıkla şöyle çarpıtılmıştır: Din, egemen sınıfların yığınlara zerkettiği bir uyuşturucudur! Oysa paragrafın bütünü, Marks’ın başka bir şey söylediğini gösterir:

“Dinin dile getirdiği ıstırap, aynı zamanda hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur.”

Yukarıdaki satırlardan anlaşılacağı üzere, mevcut toplumda insanlar gerçek bir ıstırap çekmektedir. Din, bu ıstırabı fantastik anlatı ve ritüelleriyle hem ifade etmekte hem de ona karşı bir protestoyu dile getirmektedir. Din, ezilmişlerin çaresizlik içinde sığındıkları bir limandır. Afyon metaforu, ezilmişlerin kalpsiz dünyada çektikleri acıları bir nebze olsun hafifleten dinsel teselliyi ifade eder. Bu anlamda din, kalpsiz dünyanın yoksun olduğu kalbi temsil eder.


sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.