Giriş ve Küresel-Ulusal Çerçeve
Ekim 2026’nın son haftası; küresel kapitalist sistemin derinleşen kriz dinamiklerinin, merkez ile çevre arasındaki asimetrik bağımlılık ilişkilerinin ve Türkiye ekonomisinin kronikleşmiş yapısal kırılganlıklarının aynı anda su yüzüne çıktığı sarsıntılı bir döneme tanıklık etmiştir. Küresel ölçekte ABD Kongre ara seçimleri, Avrupa Birliği’nin korumacı “Made in EU” politikaları ve emtia piyasalarındaki dalgalanmalar uluslararası ticareti baskılarken; içeride “fon krizi”nin yarattığı likidite sıkışıklığı, borsa kayıpları, rekor kıran konkordato ve iflas dalgaları ile maliyet enflasyonu reel sektörü ve emeği mengene gibi sıkıştırmaktadır.
Bu tablo, Türkiye ekonomisinin küresel kapitalizm içindeki yerini açıklayan “alt-emperyalizm” ve “bağımlı finansallaşma” dinamikleriyle birebir örtüşmektedir. Türkiye, bir yandan yakın coğrafyasında (Orta Doğu, Afrika, Kafkasya) sermaye ihracı, askeri üsler ve müteahhitlik projeleriyle bölgesel bir “alt merkez” olma iddiasını sürdürürken; diğer yandan küresel finans kapitalin kurallarına, yüksek faiz-düşük kur sarmalına ve dış borç bağımlılığına boyun eğmek zorunda kalmaktadır. İçeride yaşanan sermaye piyasası krizleri ve sanayideki daralma, bu alt-emperyalist yayılmacılığın içsel çelişkilerinin ve “erken sanayisizleşme” riskinin ne denli derinleştiğini açıkça gözler önüne sermektedir.

1. TÜİK Verileri Işığında Temel Parametreler: Enflasyon, Üretim ve Ar-Ge Gerçeği
TÜİK ve ilgili kurumların Ekim 2026 dönemine ilişkin açıkladığı veriler, ekonomideki tıkalı damarları ve toplumsal maliyetin boyutlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır:
- TÜFE ve Yİ-ÜFE Makası: Ekim 2026’da Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yıllık %29,77, aylık %2,58 artarken; Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %27,41, aylık %1,65 artış kaydetmiştir. Üretici ve tüketici enflasyonunun bu düzeyde seyretmesi, maliyet baskılarının tüketiciye tam olarak yansıtılamadığını, şirketlerin kâr marjlarının eridiğini ve arz zincirindeki sıkışıklığın kalıcılaştığını göstermektedir.
- Ekonomik Güven Erozyonu: Ekonomik güven endeksi ekim ayında %3,9 oranında azalarak 97,3 değerine gerilemiştir. Özellikle tüketici güvenindeki %7,7’lik sert düşüş (84,8 seviyesi), halkın geleceğe dair beklentilerinin karardığını, reel kesim güven endeksinin ise 101,1’e gerilemesi sanayicinin üretim iştahının kırıldığını belgelemektedir.
- Ar-Ge Harcamaları ve Teknoloji Paradoksu: 2025 yılı Ar-Ge Faaliyetleri Araştırması sonuçlarına göre Gayrisafi Yurt İçi Ar-Ge harcaması 980,4 milyar TL’ye (GSYH’nin %1,55’i) yükselmiş ve bu harcamanın %47,7’si yüksek teknoloji faaliyetlerindeki girişimler tarafından gerçekleştirilmiştir. İstanbul (%31,8) ve Ankara (%30,0) Ar-Ge’de merkez olurken, Zonguldak-Karabük-Bartın (TR81) bölgesinde 4,76 milyar TL Ar-Ge harcaması yapılmıştır. Ancak bu rakamsal büyümelere rağmen, ülkenin imalat sanayindeki ihracatında yüksek teknolojili ürünlerin payının hâlâ %4,1 gibi düşük bir seviyede kalması, yapılan harcamaların katma değerli üretime dönüşmesinde yapısal engeller bulunduğunu göstermektedir.
2. İş Dünyası ve Reel Sektör: Finansman Mengenesinde Sanayi ve KOBİ’ler
İş dünyası, bir yandan yüksek finansman maliyetleri ve likidite krizi, diğer yandan küresel korumacılık duvarlarıyla boğuşmaktadır:
- Fon Krizi ve Borsanın Reel Sektöre Yansıması: Yatırım fonlarındaki tasfiye süreci ve likidite sıkışıklığı, Borsa İstanbul’da 6,4 trilyon liralık değer kaybına yol açarken; bu kriz doğrudan reel ekonominin damarlarına sirayet etmiştir. Takasbank Para Piyasası’ndaki tıkanıklıklar, faktoring ve aracı kurumların kaynak bulamaması şirketleri ödeme güçlüğüne itmektedir.
- İflas Tsunami’si: Allianz Trade raporuna göre Türkiye, 2026’da şirket iflaslarında beklenen %31’lik artışla dünyada üçüncü sırada yer almakta; iflasların son 6 yılın zirvesi olan 2.800’e ulaşacağı öngörülmektedir. Mahkemelerin süzgeci sertleştirmesine rağmen Ocak-Ekim döneminde ret kararları %50,5 artışla 1.597’ye, iflas kararları ise %27 artarak 249’a ulaşarak rekor kırmıştır.
- Dış Ticaret ve Lojistik Engeller: Eylül ayında ihracat 25,9 milyar dolar, ithalat 31,1 milyar dolar olurken; Avrupa’ya karayolu taşımacılığında Schengen vizesi (90 gün kuralı) ve sınır kapılarındaki dev kuyruklar nedeniyle tır sürücülerinin kontak kapatması ihracatta rötar sinyallerini tetiklemiştir. Makine ve otomotiv gibi stratejik sektörlerde müşteri kayıpları riski büyümektedir.
3. Emekçiler, İşsizler ve Dar Gelirliler: Geniş Tanımlı İşsizlik ve Yaşam Mücadelesi
Toplumun geniş kesimleri, enflasyon karşısında eriyen alım gücü ve güvencesizlikle karşı karşıyadır:
- İşsizlik Gerçeği: TÜİK verilerine göre işsizlik oranı eylülde 0,5 puan artarak %8,5’e yükselmiş, resmi işsiz sayısı 2 milyon 967 bin kişi olmuştur. Ancak istihdamın daralması ve işgücüne katılım dinamikleri göz önüne alındığında, geniş tanımlı (atıl işgücü) işsizlik oranı %31,2 gibi devasa bir boyuta ulaşmıştır. Bu oran, her üç kişiden birinin ya işsiz ya da eksik istihdam edildiğini kanıtlamaktadır.
- Emeklilerin ve Dar Gelirlilerin Durumu: 18 milyon emeklinin ocak zammı için enflasyon farkına refah payı veya seyyanen artış eklenmesi tartışılırken; en düşük aylık alanlar ile 65 yaş üstü dar gelirli yurttaşlara kira, yakıt ve ulaşım desteğinin nakit verilmesi gündeme gelmektedir. Ancak %30’a dayanan resmi enflasyon ve gıda fiyatlarındaki baskı karşısında bu destekler geçici birer yama niteliğindedir.
- KOBİ’ler ve Esnaf: TOBB Nefes Kredisi’nin 50 milyar liralık yeni diliminde limitin 5 milyon TL’ye çıkarılması yaraya bir nebze merhem olsa da; CNC takım tezgahları sektöründe satışların %80’inin vadeliye dönmesi ve sektörün birbirini borçla fonlamaya çalışması, esnafın ve küçük üreticinin kasasının tamamen boşaldığını göstermektedir.
4. Zonguldak ve Batı Karadeniz Bölgesi: Krizin Yerel Yansımaları ve Gelecek Arayışı
Zonguldak ve çevresi, ulusal krizin ağır faturasını, bölgenin kronikleşmiş ekonomik problemleriyle birlikte ödemektedir:
- TTK’nın Batığı ve İthal Kömür Çelişkisi: Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) 2024’te 12,68 milyar, 2025’te ise 20,61 milyar lira zarar etmesi, kamu madenciliğinin içine sürüldüğü yönetimsizlik krizini gözler önüne sermektedir. Buna karşılık Türkiye’nin 2025 yılında 5,26 milyon ton koklaşabilir taşkömürü için dışarıya 948 milyon dolar ödemesi, yerli kaynakların nasıl göz ardı edildiğinin kanıtıdır. Zonguldak merkez limanının kömür deposu olmaktan çıkarılıp halka açılması talebi bu bağlamda hayati bir kamusal haktır.
- Filyos ve OSB Dinamikleri: Çaycuma OSB’de (ÇAYORSAN) 4.600 kişinin istihdam edilmesi ve %98 doluluk oranına ulaşması, bölgenin sanayi potansiyelini gösterse de; Filyos Vadisi projelerinin yerel esnafa ve genç işsizlere yeterli istihdam yaratıp yaratmadığı sorusu yanıt beklemektedir. Alman heyetinin Çaycuma’daki Tarıma Dayalı İhtisas OSB ve seracılık yatırımlarını incelemesi, bölgenin tarım ve yeşil teknoloji eksenli alternatif çıkış yollarını işaret etmektedir.
- Ereğli’nin İl Olma Tartışması ve “Yaratıcı Yıkım”: Karadeniz Ereğli’nin il yapılma ihtimali Zonguldak’ta büyük bir siyasi ve ekonomik deprem yaratmıştır. Bu hamle; Türk Metal Sendikası’nın gücünü siyasi bir kaleye dönüştürme mühendisliği ve 200 yıllık “kömür-çelik” sınıf ittifakının parçalanması riski taşısa da, Zonguldak merkezini hantal kamu bürokrasisinden kurtarıp Filyos Vadisi odaklı yeşil enerji ve lojistik üssüne dönüşmeye zorlayacak bir “yaratıcı yıkım” fırsatı olarak da okunmalıdır. Bartın ve Karabük’ten sonra Ereğli’nin kopmasıyla “Büyükşehir” hayali suya düşecek olsa da, kent 21. yüzyılın “Cittaslow” (yavaş şehir) ve yüksek katma değerli teknoloji eksenli vizyonunu inşa etmek zorundadır.
1. Yerel Aktörler: İş Dünyası ve Siyasetin Değerlendirmeleri
Bölgedeki ekonomik daralma, iş dünyası temsilcileri ile siyasi aktörlerin dillendirdiği eleştiri ve beklentilere de doğrudan yansımaktadır:
- İş Dünyasının Değerlendirmesi (ZTSO ve ASO Ekseni): Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası (ZTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Demir, TOBB Nefes Kredisi’nin yeni diliminin KOBİ’lerin finansmana erişimini rahatlatacağını ve ticareti canlandıracağını vurgularken; Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, yüksek finansman maliyetlerinin sanayicinin taşıyamayacağı bir yüke dönüştüğünü, enflasyonla mücadelede sadece sıkılaşmanın değil kalıcı fiyat istikrarının şart olduğunu belirtmiştir. İş dünyası, artan konkordatolar ve likidite sıkışıklığı karşısında reel sektörün desteklenmesini, KDV iadelerinin hızlandırılmasını ve fon krizinin sistemik bir krize dönüşmeden şeffafça çözülmesini talep etmektedir.
- Siyasetin ve Yerel Muhalefetin Değerlendirmesi: Saadet Partisi Zonguldak İl Başkanı Burak Erol, yerel ölçekte iktidara ve merkezi yönetime sert eleştiriler yönelterek, TTK’nın milyarlarca liralık zararına karşın somut bir yatırım planının açıklanmamasını, milyonlarca dolar kömür ithal edilirken yerli üretimin desteklenmemesini eleştirmiştir. Siyaseten Zonguldak’ın kaynaklarının var olduğunu ancak bunları refaha dönüştürecek kararlı bir kalkınma programının eksik olduğunu vurgulayan yerel muhalefet; Filyos projelerinden yerel esnafın ve gençlerin yeterince pay alması gerektiğini, maden iş güvenliğinden taviz verilmemesini ve emeklilikte prim adaletinin sağlanmasını savunmaktadır.
Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu
Ekim 2026’nın son haftası itibarıyla Türkiye ekonomisi; dış borç bağımlılığı, finansallaşmanın yarattığı kırılganlıklar ve enflasyon-stagflasyon sarmalında sıkışıp kalmıştır. TÜİK verilerinin ve iş dünyasının göstergeleri, büyüme masallarının arkasındaki gerçekte geniş tanımlı işsizliğin %31’i bulduğunu, şirketlerin iflas bayrağı çektiğini ve halkın alım gücünün bittiğini tescil etmektedir.
Zonguldak ve benzeri endüstriyel bölgelerde ise çıkış yolu; rant odaklı ve günü kurtaran politikalar değil, Filyos’un stratejik potansiyelini halkın çıkarları doğrultusunda kullanan, TTK’yı modern karbon teknolojileriyle entegre eden, emeği ve üretimi merkezine alan kamucu ve adil bir kalkınma programının acilen hayata geçirilmesidir. (Susma Ekonomi Servisi)
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
