Son 15 yılda vatandaşların sermayeye nasıl satıldığını öğreniyoruz ekonomik sayılardan. Vatandaşlar gece gündüz çalışsalar da bir türlü ohhh borcum bitti, artık özgürüm diyemiyorlar. Az ücretle çok çalışarak hem varlıklarından oluyorlar hem de sağlıklarından. Hatta borçluluk ve çok çalışma dayanılır bir seviyede dursa belki bu denli hırslanmayacaklar ama borçlar da çoğalıyor, çok çalışma da…
Sözcü Gazetesi’nin 19.02.2017 tarihli nüshasında vatandaşların ne kadar borç artışı yaşadıkları özetlenmiş. Vatandaşların 2002 yılında tüketici kredisi borçları 6,6 milyar lira iken 2009 yılında 129,9 milyar liraya, 2013 yılında 331,9 milyar liraya, 2016 sonunda 419,9 milyar liraya ve Şubat 2017 başına göre de 425,8 milyar liraya çıkmış. Buna rağmen vatandaşlar bankalara 2003 yılından 2016 sonuna kadar da 337,6 milyar lira faiz ödemiş.
Vatandaşların 2016 sonuna göre tüketici kredileri borç dağılımları ise şöyle: Bireysel kredi kartı borcu 83,4 milyar lira, tüketici kredileri 337,6 milyar lira ve bunun 164 milyarı konut, 6,7 milyarı taşıt kredisi.
Ben bu borcu biraz irdeledim ve 2002 yılı sonuna göre 6,6 milyar lira olan borç reel olarak hiç artmasaydı, yani sadece enflasyon oranına göre artsaydı ne olurdu hesabı yaptım; 100 liralık bir borç birleşik faiz hesabıyla 2016 sonuna göre 368,67 liraya çıkıyor; buna göre de 6 milyar 600 milyon liralık borç da 24 milyar 332 milyon lira ediyor… İnsaf yahu!reel borç 2016 sonuna göre 419,9 liraya çıkarak tam 17,28 kat artmış! Bunun içinde nüfus artışı ve büyük mağaza satışlarından doğan borçları da eklersek tüketici kredilerinin 50 milyar lira olarak kabul ettiğimiz de de artışın 8,4 kat olduğunu görürüz. İşte bu vatandaşın iflas ettiğinin, ettirildiğinin ispatıdır!
Asgari ücretleri karşılaştırdığımızda ise durum şudur: 2003 başında 226 lira, 2015 başında 949 lira ve 2016 başında 1301 lira. Yine enflasyon artışına karşılaştırdığımız da ise 2015 yılı sonuna göre 757,86 liraya, 2016 başına göre de 833,19 lira olmaktadır. Gördüğümüz gibi asgari ücret artışları 2015 sonuna kadar enflasyona yakın giderken sadece 2016 başına göre sıçrama yapmıştır ve bu da çok özel bir artıştır.
Gıda fiyatlarıyla ilgili analizde 2003 yılında 101,94 olan endeks 2016 Ağustos ayında 297,84’e çıkmış (enflasyondan yüzde 30 fazla). Aynı dönemde ise asgari ücret de enflasyona göre yüzde 56 artış var(ama bu farkın önemli bir bölümü 2016 artışından ileri geliyor ve 2015 yılı için yüzde 25 fazla).
Peki, bu ücret artışlarına göre krediler neden 7 kattan fazla arttı? Sanıyorum birisi konut yatırımları, ikincisi gereksiz ve bilinçsiz tüketim ve üçüncüsü kalitesiz üretim. Böylece vatandaşın aklı ve emeği pranga altına alınmış oluyor; ne devlete ne de sermayeye hayır diyemiyor. Borçluluk kıskacına giren vatandaşı, bir de anlamını bile bilmediği dinsel gözlüklerle esir alınca bütün yaptırımlar kolaylaşıyor…
Tüketici kredilerinin artışındaki diğer önemli neden, sendikalı çalışan sayısının 3 milyonlardan 1 milyon 500 bine kadar düşmesidir. Ve üye sayısı fazla olanların da hükümete ve ideolojisine yakın, teslimiyetçi olmalarıdır.
Türkiye’nin mali sıkıntısının kaynağı böylece ortaya çıkıyor. Bankalar ve özel diğer sektörler dışarıdan dövizi getirdi, dövizler lüks tüketim için harcandı, dış borç arttı ve borç bulunamaz hale gelindi. Sonuçta Türkiye Varlık Fonu kuruldu, böylece kamu banka ve şirketleri teminat olarak kullanılmaya başlanacak. Şehir hastaneleri de 25 yılda yatırımın 3 katına mal edilerek en pahalı finansman ve soygun alanı haline gelecek. Böylece Türkiye ve Türkiye halkı manda yönetiminden sonra mali ipotekle teslimi tamamlanmış olacak.
Türkiye halkı bu kadar dar görüşlü, ekonomi politiği, bilimsel ufku zayıf bir siyasetle yaşayamaz!
sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
