Çınar; “Gökgöl mağaranın önünde bir tanıtım merkezi oluşturacağız”

Zonguldak Valiliğinin düzenlediği “Zonguldak Mağaraları” adlı sempozyumda konuşan UNESCO Türkiye Temsilcisi Prof. Dr. Niyazi Kazancı, “Zonguldak dünya çapında jeopark olabilecek özelliklere sahip” dedi.

Zonguldak Valisi Ahmet Çınar öncülüğünde başlatılan; Zonguldak’ın doğal değerlerinin turizme kazandırılması çalışmaları kapsamında ‘Jeoparklaşma Sürecinde Zonguldak Mağaraları’ adlı sempozyum Cumartesi günü gerçekleştirildi.

Sempozyumda; mağaralarımızı yer üstünde bulunan doğal zenginliklerimizle buluşturmak, bütünleştirmek, ormanı, yaylası, kıyıları, şelaleleri, bölgemize özgü flora ve fauna türüyle geniş bir jeopark düşünmek ve değerlerimizi bütünleşik bir plan dahilinde ele almak, Zonguldak’ı ekoturizm alanında önemli bir destinasyon haline getirmek konusu işlendi.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan sempozyuma; Vali Ahmet Çınar’ın yanı sıra İl Emniyet Müdürü Ahmet Metin Turanlı, Bülent Ecevit Üniversitesi(BEÜ) Rektör Vekili Ali Azar, Belediye Başkan Yardımcısı Erol Yılmaz, TSO Başkanı Metin Demir, Orman Bölge Müdürü Ahmet Sırrı Beşel, İl Kültür ve Turizm Müdürü Zekai Kasap ve çok sayıda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

Vali Ahmet Çınar, sempozyum hakkında şu bilgileri verdi; “Bu şehrin turizm potansiyelini ortaya çıkarıp olanları daha doğrusu değerleyip öncelikleri belirleyip bu şehrin turizm yönünden kalkınmasını gerçekleştirmek üzere yapılması gerekenleri yamaya gayret edeceğiz. Nihayetinde bir hedefimiz var. Bu çağ profesyonellerin çağı. Sadece bir mağara, bir dağ, bir deniz ve bir parça ile bu iş olmuyor. Turizm top yekun bir mevzu. Kendi ihtisas alanım değil ama hepimiz gibi benimde bir takım bu konuda düşüncelerim var. Bu şehrin mutfağından, alışverişinden, eğlence merkezinden tabiat turizmine, demir ve kömür havzaları vs. topyekun hepsini, çok tarihi bir değerimiz yok birkaç tane var, hepsini düşünerek bir konsept belirleme suretiyle bir çalışma ile turizm yönünden kalkınabiliriz. Hali hazırda Gökgöl Mağarası dediğimiz bir 800 metre kadar içeriye uz anan aydınlatılmasında ufak tefek eleştiriler rağmen fena olmayan bir mağaramızı var. Ben de gezdim. Gerçekten güzeli. Gezmeyenler varsa gezmelerini tavsiye ediyoruz. Birinci önceliğimiz mağaralar konusunda mağaranın önünde bir tanıtım merkezi oluşturmak. Ama bu tanıtım merkezi sadece Gökgöl Mağarası’nı değil, şehrimizdeki tüm mağaraların tanıtımını sağlayacak bir merkez olacak. Ben sempozyumun verimli olmasını diliyorum. Bu çabalarınız neticesinde bir büyük fotoğraf ortaya çıkacak. Adımlar atacağız ve hızlı olmaya, kaliteli iş yapmaya çalışarak hedefe ulaşacağımıza inanıyorum.”dedi

Sempozyumda ayrıca şu görüşler dile getirildi;

MAĞARALARLA MADENCİLİĞİ BİRLİKTE ELE ALMAK GEREKİYOR

Sempozyumda ilk olarak projeyi yürüten Kivi Ajans yöneticisi ve Zonguldak Mağaraları Mastır Plan Koordinatörü Ömer Yılmaz söz aldı. Zonguldak’ın yeraltı zenginliklerinin çok önemli olduğunu söyleyen Yılmaz, “Mağaraları turizme kazandırma çalışmaları yaparken, Zonguldak’taki madencilik kültürü ile endüstri mirasını unutmamak gerekiyor. Mağaralarla madenciliği birlikte ele almak gerekiyor” dedi. Zonguldak’ta turizmi “Ereğli Zonguldak Kıyı Mastır Planı”, “Gümeli Eğerci Turizm Master Planı”, “Zonguldak Mağaraları Turizm mastır Planı”, “Filyos Vadisi Turizm Mastır Planı”, “Endüstri Mirası Mastır Planı” olmak üzere 5 fazda ele aldıklarını söyleyen Yılmaz, “Bugün burada mağaraları konuşacağız. Zonguldak mağaraları için devam eden çalışmaları, ‘Zonguldak mağaraları turizm mastır planı’, ‘Zonguldak mağaraları ziyaretçi merkezi’ ve ‘Zonguldak mağaraları jeoparklaşma süreci olmak üzere 3 alt başlıkta toplayabiliriz. Zonguldak yaylaları ve madenleri ile olduğu kadar mağaraları ile de zengin. İlde toplam 50’ye yakın mağaranın varlığı biliniyor. Bu mağaralardan 19’u MTA tarafından araştırılmış ve raporları hazırlanmış” dedi.

MAĞARA TANITIM MERKEZİNİN PROJESİ YAKINDA AÇIKLANACAK

Mağaralarla ilgili bilgiler de veren Yılmaz sözlerini, “Yaptığımız çalışmada, mağaralarda birinci odak Gökgöl mağarasını belirledik. Burası aynı zamanda turistik odak olacak ve hemen önünde planladığımı mağara tanıtım merkezinde tüm mağaraların tanıtımı yapılacak. Merkezle ilgili hazırladığımız projenin, önümüzdeki günlerde Zonguldak Valiliği tarafından kamuoyuna açılanmasını ümit ediyoruz. 2. odağımız Kızılelma-Cumayanı mağara sistemidir. Bu odak aynı zamanda ana jeoloji odağı olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin en uzun 2. mağarası olan Kızılelma –Cumayanı mağara sistemi eşsiz özellikleri ile turizm açısından büyük potansiyel taşıyor. 3. odak ise Çayırköyü mağarası. Burasını da pastoral odak olarak kurguladık. Bu mağara gerek ekolojik, gerek arkeolojik açıdan çok değerli. İçinde, onbinlerce yarasa yaşıyor. Biriuluslararası koruma altındaki tür olmak üzere 6 birey yaşıyor ki, uzmanları bunun çok ender görünen bir olay olduğunu söylüyor. Ayrıca Çayıköyü Mağarası antik su kanalları ve Roma dönemine uzandığı iddia edilen değirmenle büyük bir arkeolojik önem de taşıyor. Orada geliştireceğimiz projeyi tüm bu zenginlikleri dikkate alarak yapacağız. Zonguldak mağaralarıyla ilgili çok büyük bir veri tabanı oluşuyor. Bunu internette de erişime açacağız” dedi. Yılmaz ayrıca Filyos’ta bulunan bazalt sütunlar ve Çaycuma’daki Kadıoğlu mozaikleriyle ilgili olarak da proje hazırladıklarını sözlerine ekledi.

ZONGULDAK MAĞARALARINI İLK ARAŞTIRAN DR. TEMUÇİN AYGEN

Ardından söz alan ZOKEV Mütevelli Heyeti Başkanı Kürşat Coşgun “Zonguldak Mağaraları Jeoparklaşma Sürecinde Mevzuat” başlıklı bir sunum yaptı. Coşgun, “Türkiye’de mağaralarla ilgili ilk araştırmalar kendisi aslen bir Macar olan Dr. Abdullah Bey tarafından yapıldı. 1869 yılında Yarımburgaz Mağarası ile ilgili yaptığı çalışma alanında bir ilktir. Daha sonra G. Moratti’nin 1921 yılında Kocain mağarası için yaptığı çalışma gelmektedir. Bu araştırmacılar daha çok arkeolojik ve biyolojik amaçlı olarak yapılmaktaydı. Türkiye’de mağara araştırmaları Jeolog Dr. Temuçin Aygen sayesinde 1950’li yılların ikinci yarısından itibaren ivme kazandı. Temuçin Aygen’in 1964 yılında kurduğu, o günkü ismi ile Türkiye Mağara Araştırma Cemiyeti ya da bugünkü ismi ile Mağara Araştırma Derneği, yurdumuzun ilk mağaracılık kuruluşudur. İkinci olarak, 1973 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK) kurulmuştur. Zonguldak’ta ilk mağara araştırmasını yapan da 1952-54 yılları arasında Temuçin Aygen’dir” dedi. Mağaraların ekolojik, biyolojik ve jeolojik özelliklerinin korunmasına yönelik olarak Türkiye’nin başta Paris, Bern, Bükreş ve Floransa Sözleşmeleri olmak üzere pek çok uluslararası sözleşmeye taraf olduğunu söyleyen Coşgun, içinde doğrudan mağara sözcüğü geçmese de, ulusal mevzuatta da çok sayıda hüküm bulunduğunu söyledi.

MAĞARA ENVANTERİNİN TAMAMLANMASI GEREKİYOR

Mağaraların turizme kazandırılmasına yönelik yapılacak her çalışmanın, Kültür ve Turizm Bakanlığınca açıklanan “Türkiye Turizm Stratejisi 2023” belgesinde açıklanan hedeflerle de örtüştüğüne de dikkat çekenCoşgun, çalışmaların önündeki kısıtları da şu şekilde özetledi: “ Mağaralar ve mağara turizmi konusunda kamuda çok sayıda kurumun sorumlu ve yetkili olması, mevzuat takibi açısından sıkıntı yaratıyor. Zonguldak mağaralarının halen envanterinintamamlanması, sınıflandırılmasının yapılmaması bu mağaralarda yapılabilecek etkinlikler konusunda belirsizliğe neden oluyor. Ayrıca yerelde mağaracılık alanında yeterli sporcu, araştırmacı ve sivil örgütlenme bulunmaması da yapılacak çalışmaların geleceği konusunda soru işaretleri oluşturuyor.”

İNSAN DOĞA İLİŞKİLERİ ETİK DEĞERLER ÜZERİNE OTURMALIDIR

Sempozyumda, “Zonguldak Fosilleri ve Yerel Doğa Tarihi Müzesinin Önemi” başlıklı bir sunum yapan BEÜ Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Yeşim Büyükmeriç, Ekosistemlerde geri dönüşümü mümkün olmayan bozulmalar meydana geldiğini söyledi. “Büyükmeriç, “İklimsel döngülerde meydana gelen değişikliklerle çevre kirliliği ciddi çevresel tehditler oluşturuyor. Doğal alanları, doğal yapılar ve biyolojik çeşitliliği, doğal ve kültürel mirası bozulma ve yok olma tehditlerine karşı korumamız çok önemlidir. Bu açıdan da insan doğa ilişkileri bir takım etik değerle üzerine oturmalıdır” dedi.

DÜNYANIN 300 YIL GERİSİNDEYİZ

Doğa tarihi müzelerini “Doğaya ilişkin her türlü malzemenin sergilendiği yerler” şeklinde tanımlayan Büyükmeriç, “Bu alanda dünyadaki ilk müze Paris’te 1653’te kuruldu. Bizdeyse bu alandaki ilk çalışma MTA tarafından yapıldı. Türkiye Tabiat Tarihi Müzesi 1968 yılında kuruldu. Bu müze 2002 yılında yapımı, 2004 yılında da tanzim çalışmaları tamamlanan yeni yerine taşındı. Bu alanda ne yazık ki dünyanın çok gerisindeyiz. Dünyada yalnızca büyük merkezlerde değil köylerde bile doğa tarihi müzeleri bulunuyor. Yüksek çevre duyarlılığına sahip insan yetiştirmek istiyorsak buna önem vermeliyiz. İlla büyük müzeler kuracağız diye bir arayış içinde olmamalıyız. Dünyada birçok örneği olduğu gibi küçük müzeler de kurulabilir” dedi.

ZONGULDAK, DİNOZORLARIN BARINDIĞI YER OLABİLİR

Büyükmeriç sözlerini, “Batı Karadeniz Bölgesi, bitki ve hayvan çeşitliliği açısından çok büyük zenginliğe sahiptir. Zonguldak’ın ise apayrı bir yeri bulunmaktadır. Türkiye’nin en yaşlı kayaçlarıyla kömür yatakları Zonguldak’tadır. Ülkenin ilk sanayi kentidir. Almanya’daki kömür havzası ile Zonguldak aynı formasyondadır. Bu açıdan Zonguldak, 500 milyon yıllık bir tarihi mirasın üzerine oturmaktadır. Ancak üzerinde ciddi çalışmalara yapılmamıştır. Kayaçları iyi bir şekilde araştırabilirsek, Zonguldak’ın dinozorları barındıran yer olduğu keşfedilebilir.Yurtiçi ve yurtdışındaki akademisyen arkadaşlarımızla yaptığımı değerlendirmeler sonucunda hepimizde bu doğrultuda bir kanaat oluşmuştur. Bunu arıyoruz. Bulduğumuz zaman Zonguldak dünya çapında bir merkez olacak” diyerek tamamladı.

KARBONATLI KAYALARIN KAPLADIĞI ALAN BAKIMINDAN TÜRKİYE ÇOK ZENGİN

Sempozyumun bir diğer konuşmacısı mağara araştırmacısı Hamdi Mengi oldu. Mengi mağaraları, “Bir insanın girebileceği genişlikte ve yükseklikte yüzeye açılan yeraltı boşluklarıdır. Birkaç metreden, birkaç kilometreye kadar ulaşabilir” şeklinde açıkladıktan sonra, “Oluşum şekillerine göre mağaralar yapay ve doğal olmak üzere ikiye ayrılır. Yeraltı sularının karbonatlı, sülfatlı, klorlu kayaları eritmesi ya da aşındırması sonucu oluşan doğal mağaralara genellikle erimeye uygun kimyasal bileşimi ve bol çatlaklı yapısıyla kireçtaşlarında oluşur. Farklı ortam ve yapısal özelliklere sahip kayaçların bulunduğu ülkemiz, karbonatlı kayaların kapladığı alan bakımından Avrupa ülkelerinde ilk sıradadır. Kireçtaşı ve dolomitlerden oluşan karbonatlı kayalar Türkiye yüzölçümünün yüzde 35-40’ını kaplamaktadır. Çok geniş alanlar kaplayan karbonatlı kayalarda, yeraltı ve yerüstü sularının oluşturduğu doğal mağaraların olması kaçınılmazdır. Karstik bölgelerde yapılan araştırmalarla yaklaşık 30 bin doğal mağara bulunabilir” dedi. Mengi, Zonguldak’ın da bu açıdan çok zengin olduğunu ifade ederek mağaraların tek tek tanıtımını yaparak özelliklerini ve içindeki oluşumları anlattı.

YARASALAR EKOLOJİK DENGE AÇISINDAN ÖNEMLİ CANLILARDIR

Çankırı Karatekin Üniversitesi Fen Fakültesi-Biyoloji Bölümü Zooloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tarkan Yorulmaz ise “Zonguldak Mağaraları, Yaban Hayatının Gizemli Türleri Yarasalar (Mammalia: Chiroptera)” başlıklı sunumunda, Hayvanlaralemine ait Memeli (Mammalia) sınıfı içindeki gerçek uçuş özelliği gösteren tek takım olan yarasaları anlattı. Dünyada yaklaşık 1240 tür yarasa olduğunu, bunun 39 türünün Türkiye’de göründüğünü söyleyen Yorulmaz, “Yarasalar dünyadaki ekolojik böcek popülasyonunu dengeleyen en önemli canlılardır. Gündüzleri barındıkları yerlerden dışarı çıkmayan yarasalar, geceleri biz uyurken birçok böceği toplayarak insanoğlunun böceklerle yaptığı mücadeleye biyolojik destek sunmaktadır. Yarasalar hem tıbbi tedavi süreçlerinin gelişiminde, hem de süpersonik ses algılayıcı düzenekleriyle bilimsel gelişmelerde bizlere ilham kaynağı olmuştur. Ekolojik varlığının korunması ve tanıtılması gerekmektedir” dedi.

ÇAYIRKÖYÜ MAĞARASI EKOLOJİK, BİYOLOJİK AÇIDAN ÇOK DEĞERLİ

Zonguldak mağaralarındaki yarasa popülasyonuyla ilgili bilgiler de veren Yorulmaz, “Burada yaptığımız araştırmalarda, çok zengin bir yarasa varlığına rastladık. Hele Çayırköyü Mağarası bu açıdan çok özel. Burada 6 tür yarasa yaşıyor. Bu, mağaranın, 6 türün yaşayacağı ekolojik, biyolojik özelliklere sahip olduğu anlamına gelmektedir. Bu açıdan çok değerlidir. Mağaralarda yıl boyu gözlemlerimizi sürdürerek, bu konularda tam bir tespit yapacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

KARADENİZ’DE ÜZERİNDE MODERN YERLEŞİMİN BULUNMADIĞI TEK ANTİK KENT

Antik Tion kenti kazı başkanı ve Bartın Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şahin Yıldırım, “Zonguldak Mağaraları Sürecinde Arkeoloji / Filyos Vadisi” başlıklı sunumunda, “Günümüzde Türkiye’nin Karadeniz kıyısında yer alıp da üzerindemodern yerleşimin bulunmadığı tek örnek Filyos’tur. Yaklaşık 60hektarlık bir arazi üzerinde yer alan bu antik kent, aynı zamandaKaradeniz’in Türkiye kıyısında bulunan bütün antik yerleşimler arasında bilimsek arkeolojik kazısı sürdürülen nadir örneklerdendir. Bu bakımdan burada yürütülen kazılarda ortaya çıkan veriler,Karadeniz arkeolojisi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Karadeniz’de kurulan bütün kentler Miletos’tan gelen koloniler tarafından kurulmuştur. Burada yaşayan yerli halkın olduğu bir gerçektir. Helenler, buraları istila ederken yerli halkın direnişiyle karşılaşmış, bu nedenle Karadeniz’e ‘Konuk sevmez deniz’ adını takmıştır. Ne zamanki Karadeniz tümüyle Helenlerin eline geçmiş, adı da ‘Konuksever deniz’e çıkmıştır. Tios antik kentini önemli kılan limanıdır. Şu anda batık durumda olan liman, zamanın ölçülerine göre son derece büyük bir yapıdır. Bugün Filyos Vadisinde geliştirilen projenin bir örneği o zamanlarda hayata geçirilmiştir. Gökçebey’de Filyos Nehri içinde buluntularına rastladığımız antik limanın, Türkiye’de yapılmış ilk nehir limanıdır” dedi.

FİLYOS’UN ANTİK DÖNEMDE NÜFUSU 15 BİNDİ

Antik Tios kentinin önemine değinen Yıldırım, “Bugün 5 bin nüfusu olan kent, o zamanlar 15 bin nüfusa sahipti. Bunu sağlayan elbette yöreye yaşam kaynağı da sunan ve o zamanki adı Billaios olan Filyos Çayı idi. Tios, MÖ 2. yüzyılda Gerede’den Karabük’e, oradan Kocaeli’ne kadar etkisi olan bir kentti. Buralarda üretilen zeytinyağı, kereste, kurutulmuş balık, şarap gibi ticari mallar bu limandan sevk ediliyordu. Bu liman bir deprem ya da tsunami sonrasında, denizin onlarca metre dibine batarak yok oldu. Bu durum kentin önemini yitirmesine neden olurken bir ölçüde de korunmasını da sağladı” dedi.

SU KEMERLERİ BİR MÜHENDİSLİK HARİKASIDIR

Kente içme suyu sağlamak için Çayırköyü mağarasından su götürüldüğünü anlatan Yıldırım, “Kente temiz içme suyu, kuş uçumu 22-23 kilometre olan Çayırköyü mağarasından kıvrımlarıyla beraber 35 kilometre su kemerleri yapılarak sağlanmıştır. Kral Hadrianus döneminde yapılan bu su yapısı tam bir mühendislik harikasıdır. Her 400 metrede bir 4 metre alçaltılarak binde 4 eğimle, suyun basıncı ayarlanmış, çok zor bir coğrafyada çok başarılı bir mühendislik uygulaması hayata geçirilmiştir. Suyun taşınmasında, pişmiş toprağı basınçlı suyun patlatması üzerine bazalt taşlardan yapılmış sifonlar kimi yerlerde de kurşun borular kullanılmıştır. Su yapısı içinde birçok antik değirmen bulunmaktadır. Suyun kente ulaştığı noktada dinlendirme havuzu işlevi gören sarnıçlar halen ayaktadır. Liman açıklarında yapılan son çalışmalarla bulunan batık gemi sayısı 8’e ulaşmıştır. Tüm bu açılardan bakıldığında, Tion kazıları büyük öneme sahiptir” dedi

MAĞARALARIN TÜMÜNÜ 3 BOYUTLU OLARAK HARİTALANDIRABİLİRİZ

Bülent Ecevit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı, Geomatik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kutoğlu ise “Mağaraların Ölçülmesi” başlığıyla sunduğu bildirisinde mağaraların üç boyutlu olarak haritalanması çalışmasını yapabileceklerini söyleyerek Gökgöl Mağarası’nda yaptıkları 130 metrelik çalışmadan örnekler gösterdi. Zonguldak’ın turizm haritasını çıkardıklarını da söyleyen Kutoğlu, “Öğrencilerimize sosyal sorumluluk projesi olarak turizm haritasının çıkarılmasını sağladık. Bunu internette de aktif hale getirdik. Çalışmanın web adresine girdiğinizde, kentteki tüm turizm noktalarını görebilir, yol bilgisi alıp dilediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Bunu tüm kamu kurumlarının web sitelerine yerleştirmesi lazım. Bunu yaparsak kentte turizmin gelişimine hizmet edebiliriz” dedi.

MADEN ODAKLI BİR JEOPARK TÜRKİYE’NİN GURURU OLUR

Sempozyumda son konuşmayı, UNESCO Doğa Bilimleri İhtisas Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Kazancı yaptı yaptı. Kazancı, “Türkiye’nin Jeopark Tecrübesi” başlıklı sunumunda halen faaliyette olan Kula Jeoparkı ile kurulum çalışmaları devam eden Kızılcahamam Çamlıdere Jeoparkı çalışmaları hakkında bilgi verdi. Kazancı, “Gezdim gördüğüm bölümleriyle Zonguldak’ın dünya çapında bir jeopark olabileceği fikrine sahip oldum. Sunumları dinledikçe, çok daha büyük bir zenginliğe sahip olduğunu gördüm. Zonguldak’ta yapılacak bu çalışmaları yalnızca mağara odaklı olarak düşünmemek gerekiyor. Maden odaklı olarak düşünülecek bir jeopark Türkiye’nin gururu olur. Zonguldak’ta bu potansiyel fazlasıyla var” dedi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: