Kendini hesaba çekmek

Temmuzdan bu yana köşemde yazmadım.

Böylesi durumlarda her yazarın okuyucusuna bir hesap verme zorunluluğu olmalı.

Yazmadığım süre zarfında okuyucumdan müsaade istedim mi, seven- sevmeyen ne dedi, fikren bir ihtiyaç hâsıl oldu mu? Pek zannetmiyorsam da âcizane, düşünüp kendimi bir hesaba çekme ihtiyacı duymadım değil. Yazmamak için kendimce sebebim yok değil tabi ki.

Kısa süren bir rahatsızlığımı paylaştığım Sevgili Doktorum, yazılarımı göremediğini ve sebebini sorduğunda, mutlaka yazmalısın, genç kuşak geçmişle bugünün bağlantısını nasıl kuracak, dedi. Seksenle doksanları az çok yaşadık da yetmişleriancak yaşayan ve yazan sizin kuşaktan takip edebiliyoruz. Tarihe mal olan altmış sekiz kuşağının devrimci mücadelesiile dönemin ekonomik,sosyal, siyasal, sanatsal ve kültürel atmosferini yine bugüne sizin kuşak taşıyor. Yetmişlerin devrimci ruhuna bugün ne kadar da ihtiyacımız var değil mi, dedi.

Sevgili Doktorumun sözleri, bir özeleştiri yapmamı, büyük söz etmiş olmayayım da kendimi hesaba çekmemingerekli olduğunu düşündürdü bana. Her insanın belli alışkanlıkları, kendine önemsedikleri vardır, onusever vetakip eder. Bazılarıysa tersinden okur ve kendine öyle yol çizer. İşte benim de böylesinden ihtiyaç duyanlarım olmuş olabilir. Neyse!

İnsanın kendini hesaba (dara) çekmesi, vicdanıyla hesaplaşmasıdır. Çeperindekilerle birlikte yaşadıklarının bir bilânçosunu çıkartmaktır. Bugünün yalıtılmış insanı, buna ne kadar ihtiyaç duyuyor, kendini hesaba çeken kaç insan var ki bizçekelim, diyerek hesapsız kitapsız büyük kitlenin ve politik atmosferin ezici baskısı altında yalıtılmaya çalışılan bir avuç insanın kendini dara çekmesinin bir anlamı olur mu derseniz, yine olabilir demekten başka çare yok.

Sevgili doktorumun dediği gibi şöyle bir geriye dönüp arkama baktığımda, bugünün zorla yapılan yalıtılmış genç tüketim toplumunu değil, yoksul ama “imece” tarzı bir yaşamı görüyorum. Bırakın televizyonu, cep telefonunu, bir radyonun, telefonun bile zor bulunduğu, mektubun ancak okuryazar insan aranıp da yazdırıldığı, ama herkesinbirbirinin işine koştuğu, dostluğun ve duygusallığın öne çıktığı bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşıyorum. Altmış inkılâbı, Kore savaşı, gençliğin tahsil yapma arzusu, 68 kuşağının antiemperyalist sesi, 1969 TÖS grevi, DİSK’in kapatılmasına ve DGM’ye karşı verilen sınıfsal mücadele ve Süleyman Demirel’in 1971 de bir muhtıra ile hükümetten uzaklaştırılması zihinlere kazınan olaylardı.

Yetmişlerin Ecevit- Demirel atışmaları ile arada Türkeş ve Erbakan diyalogları halen daha kulaklarımı tırmalar. Uluslararası sermaye ve yerli işbirlikçilerinin gençliği sağ- sol diye ikiye böldükleri, Kenan Evrenkliğinin de ortaklığıyla sol- sağ çatışmalarında binlerce gencin öldürülmesi ile 12 Eylül darbesine hazırlık yapılması, Sivas, Maraş, Çorum gibi daha birçok ilde Alevilerin nasıl katledilmeleri bizim kuşağın gözleri önünden hiç gitmeyecektir. Yine 12 Eylül zindanlarında işkencelerden geçirilen sendikacılardan sonra sendikaların içinin nasıl boşaltıldığını, bıçak kemiğe dayanınca madencilerin Devrek- Mengen yollarına düşmeleri ile iktidarın Ankara’nın göbeğinde cezalandırdığı Tekel İşçilerini, memurların sendika hakkı için Ankara’nın göbeğinde Kızılay meydanını işgalleri ve bugünün arka bahçe sendikacılarını görüyorum. Demem şu ki, geçmişe dair herkes kendi sınıf tarihini yazarken bizim tarihimizin kimseden aşağı kalır yanı yoktu, hatta çok fazlası vardı.

Denebilir ki herkes kendini hesaba çekip de ne olacak? Belki hiç bir şey olmayacak! Belki de çok şey olacak! Karar insanımızın.

Biz, kendimizi bildiğimizden bu yana insanımız hep yüzünün güleceği günü bekledi, daha da bekliyor. Hepimiz, içine doğduğumuzbu toplumun birüyesi, ürünüyüz. Toplumsal yapı bizi nasıl bir atmosferde,hangi amaç ve hedefler için eğitti ise şimdi de bizden bir görev bekliyor? Bu anlamda her bir öğretmenimiz, polisimiz, mühendisimiz, hekimimiz, çöpçümüz, işçimiz, sendikacımız, hâkimimiz, medyamız, siyasetçimiz, bilim adamımız, içinde yaşadığı çevreye kendinden beklenenin ne kadarını verebildi, verebiliyor? Bizi bir adım ilerisıçratacak hamleyi ancak kendini dara çekenler yapabilir, diye düşünüyorum.

Bunun hesabını yapanlar elbette vardır, ne dersiniz!

Reklamlar

One comment

  1. Bilal Kara · · Cevapla

    Sevgili okurlarımdan, bir iki cümle de olsa, yazılanlarla ilgili düşüncelerini bekliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: