Yenel; “Kömürde Çözüm Kok Fabrikası”

24 Mart’ta CHP İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Enerji Politikaları” konulu Taşkömürü Çalıştayında Konuşma yapan TTK Eski Genel Müdürlerinden Ömer Yenel kente dair çözüm önerilerini sundu

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin “Enerji Politikaları” programı kapsamında Zonguldak’ta “Taşkömürü Çalıştay”ı düzenlendi. Çalıştaya CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Akademisyen, kamu ve özel sektör temsilcileri, sendikaların, meslek odalarının, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri kente dair,enerji ve taşkömürü üzerine, TTK’nın dünü,bugüne ve yarınan ilişkin farklı pencerelereden değerlendirme ve görüşleri öne sürdüler.

TTK eski Genel Müdürlerinden Ömer Yenel konuya farklı pencereden baktı.Özellikle TTK’nın ve kentin üretime,istihdama yönelik öneriler sundu.Bu öenrilerin belki en can alıcısı ise, üretimin yeniden canlanmasının can damarı KOK Fabrikasının kurulması gerektiğine dikkat çekti.

Yenel şu görüşleri dile getirdi, “Zonguldak Halkı isteyerek madenci olmadı. Jandarmanın dipçiği ile ocaklara atılıp madenci oldu ama daha sonra madencilik bir kültür halini aldı. Zonguldak’ta babadan oğula geçin bir madencilik kültürü oluşmaya başladı ve Zonguldak’ta insanlar madencilikten başka birşey düşünmemeye başladı. Hatta işçi alımlarında bir arakdaşımız bir mektup yazmıştı, çok enteresan bir mektuptu bu… “İşçi alınacak diye bekledik bekledik 32 yaş sınırı koydunuz, şimdi 32 yaşını geçtim işçi alıyorsunuz; bu ayıp değil mi?” yazmış mektupta. O hakkı, o mantığı hissedebiliyor yani; dolayısıyla bu bir kültürdür. Şimdi böylesine bir yörede böylesine bir kültür oluşturulmuş, insanlar madenciliğe zorlanmıştı.

“Madenciliği bırakıyorum demek devlet ciddiyetine yakışmaz”

Madencilik olmasaydı kömür ne olurdu? Trabzon olurduk, Samsun olurduk, Giresun olurduk yani ölmezdik. Fındık ekerdik, birini traş ederdik, elbise falan dikerdik. Ama bu halk madenciliğe zorlandı ve zorlanmış bu halk bu hale gelmişken ben bu işi bırakıyorum, madenciliği bırakıyorum demek devlet ciddiyetine yakışmaz. Yani “Saldım çayıra, Allah kayıra” diye bu politika işlenemez; bu devletin ciddiyetine ve devletin disiplinine yakışmaz. Dolayısı ile çözümün temel taşı olarak bir kez bunu ortaya koyacağız. Yani bundan sonra birşey üreteceksek bu sorumluluğun üzerine koyacağız, buna göre birşey üreteceğiz. Öbür türlüsü yani ilgisini keserek kendi kendine küçülsün ve kapansın gibi bir politika olmaz, buna karşı çıkmak lazım! Bu hak değil, ahlaki değil, etik değil; başka birşey demiyorum artık…

“Ben 20 yıldır Filyos Projesi dinliyorum”

Yaratacağımız çözümün sürdürülebilir olması gerekiyor. Dünyaya bakıyoruz, öyle sübvansiyon (devlet teşvif kredisi) ile sürdürmek de çok akıl karı değil. Yani sürdürülebilir olması da üretimin temel taşlarından birisi olmalı. Bundan sonrasında ise aklımızı kullanacağız, dogmalardan kurtulacağız ve aklımızı kullanacağız. Filyos Projesi falan ile avutmayalım kendimizi, ben 20 yıldır Filyos Projesi dinliyorum. Hayali bir proje veya Başbakanımızın söylediği gibi Mega Proje…

“Bizi öyle bir sektörün batağına çekmeyin!”

Bizim burada kömürümüz var, karıştırmayalım; koklaşabilir kömürümüz var. Mesele burada düğümleniyor; linyit değil koklaşabilir kömür… Öğleden önceki toplantılarda hep bunları konuştuk; enerjiyi konuştuk, taş kömüründen elektrik enerjisi elde etmeyi konuştuk. Yok; biz öyle bir sektörde olamayız, bizi öyle bir sektörün batağına çekmeyin! Biz enerji üretebilecek bir grup değiliz, bir kok kömür üretiyoruz; koklaşabilir bir kömür üretiyoruz, taş kömürü de değil. O zaman çözümü burada arayacağız, aklımızı kullanacaksak çözümü burada aramalıyız. Ne yapacağız? Buna göre enerjiye yönelim ne çıkarsa mantığı ile değil de daha ciddi, daha titiz bir işletmecilik yapacağız. Kömürü zahi etmeyeceğiz, bize düşen kömürü daha temiz çıkartmak olacak.

“Bu kömürü öyle santralde falan yakmak haksızlıktır”

Mesela Armutçuk’un sub külü maksimum 7-8’dir, biz oradan kömürü çıkarttığımızda dışarıda 25 zannediyoruz bu külü çünkü taş ve toprak karışıyor. Sonrasında lavuar’da yıkayıp 12’lik kömür elde ediyoruz. Bu o kömüre haksızlık… Ayrıca Armutçuk kömürü koklaşmaz ama kurabiye gibi bir kömürdür, sanayi çok ister o kömürü; üretime çok iyi gelir. Bu kömürü öyle santralde falan yakmak haksızlıktır. O zaman durumumuzu değerlendirip ne yapacağız? Eskiden olduğu gibi kok fabrika kuracağız! Niye kurmuyoruz şimdi biz bu kok fabrikamızı? İşte çözüm bu, hiç karıştırmayalım Filyos Projesi olursa şöyle olur diyerek. Zonguldak için proje bu! Kok fabrikamızı kuracağız. Hem dünya standartlarında ve hükmünde kuracağız, hem de yetmediğinde koklaşabilir kömür alıp kok elde edeceğiz. Demir-Çelik sanayinde demiyorum, koklaşabilir kömür bir çok sanayide kullanılabiliyor; bir tek demir çelik sanayinde kullanılmıyor. Demir-Çelikçiler kendileri getiriyorlar, koklaşabilir kömürden kok elde edebiliyorlar; bu ayrı bir meseledir. Ama sanayi kok istiyor, koku isteyen bir sürü sanayi sektörü var.

“Bizim termik santralle ne işimiz var?”

Kok fabrikası kurdunuz ama orada bitmedi, onun bir sürü yan ürünü-artısı var. Naftası var bir sürü yan ürün elde edilebiliyor, onları karıştırıp gübre elde edebiliniyor. Dolayısı ile Zonguldak için en şaşmaz proje bu olmalı. Enerji, enerji üreteceğiz deniliyorsa o kadar kullandıktan sonra kalan ne varsa enerji üretimine ancak onu verebiliriz ama esas amacımız bu anlattığım olmalı diye düşünüyorum. Eğer buna göre davransaydık bu gün yarım gün kazanmıştık; çünkü yarım gün enerji, santral, termik santral diye konuştuk. Bizim termik santralle ne işimiz var? Biz termik santrale kömürümüzün artığını göndeririz, o kadar… Yineliyorum, bir kok fabrikası ve pek çok artı ürünü ile bir şeyler yapabiliriz. Ama enerji batağına girersek orada 1100 Kalori linyitler var, onlarla elektrik üreteceğiz diyor son dönemin bakanı… Bu bahsettiğim en önemli hedefimiz olmalı. Bir dönemin çok önemli Amrikalı Senatörü varmış, bir kaç dönem de görev yapmış. Son döneminde kürsüye çıkıp “Ya bizim eyaletin orada bir baraj var. Baraj yıkılacak, oraya bir tedbir alınması lazım.” Deyip konuşmasını tamamlayıp kürsüden inmiş. İndikten sonra yakıştı mı sana diye sormuşlar. O da demiş ki “Ben ilk yıllarımda dünyayı kurtaracaktım, ikinci dönemde ise Amerika’yı kurtaralım bari dedim. Artık son dönem madem şu barajı halledelim” demiş. Biz de dünya enerji programını bırakalım da önce şu Zonguldak’ın kok fabrikasını kurduralım; burası özellikle koka dayalı sanayinin merkezi haline dönüşsün, artı değerler yaratalım. Oradan yan ürünler çıkıyor, ona bağlı ve ona ihtiyaç duyan sanayiler geliyor.

“Türkiye’de yer altı işletmeciliğine giren büyük sermaye var fakat yer altı deneyimi yok!”

Bir konudaki eksiğimiz de yetişmiş insan gücüdür. Biz şimdi koka dayalı, yoğunlaştırılmış üretim yaptığımız zaman bizim büyük de bir insan gücü kapasitesine ihtiyacımız var, böyle de bir potansiyelimiz var. Bir taraftan da Türkiye’de yer altı işletmeciliğine giren büyük sermaye var fakat yer altı deneyimi yok! Bu büyük bir risk, Soma olayında olduğu gibi ki Soma olayındakinin gene de biraz yeraltı deneyimi vardı. İşte biz burada TTK olarak o büyük yeraltı tecrübemizi, deneyimimizi bu büyük projelerde kullanabiliriz. Buralara hizmet vermek anlamında hatta sorumluluk alarak hizmet vermek anlamında bir deneyimimiz de var. Bu anlamda da bunun bizim projelerimizden biri olabileceğini de düşünüyorum.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: