Hayat felsefesi (25)

2013 yılının 27 Mayıs’ında İstanbul’da GEZİ direnişi başladı; Gezi parkına “Topçu Kışlası” yapılması isteğine karşı başlayan direniş halkı sokaklara dökmüş, Taksim eylemcilerle işgal edilmişti.

Gezi Direnişi tamda bu günleri anlatıyordu millete! Ekonominin çökeceğini, bilimin bir kenara atıldığını, doğal afetler için betonlaşmanın yaygınlaştığını, halkın mutsuzluğunu ve ümitsizliğini ve ruhumuzun, aklımızın ayaklar altına alınmaya çalışıldığını anlatıyordu.

Mutsuzluk ve ümitsizlik nasıl doğar? Özgürlüklerin, barışın, eşitliğin, demokrasinin ve adaletin ayaklar altına alınmasıyla…

Ama bu eleştiriyi, ikazı, ihbarı yapan Geziciler kötü ve düşman ilan edildiler, şehit edildiler, tutuklanıp hapis edildiler. Çünkü iktidar sahipleri yaptıklarının kötü, art niyetli ve sonuçlarının nereye varacağını biliyorlardı. Onun için korktular, onun için kızdılar!

Gezi’nin ekonomi ayağını bugün yaşadıklarımızla bir anlatmaya çalışalım bakalım:

  • Ekonomi OHAL altında yürütülmeye çalışılınca ve stres, baskı, ufuksuz olduğundan hastalandı,
  • Vergi gelirlerinin yüzde 70’i giderden alınınca halkın harcayacak parası kalmadı ve borçlanma batağı 18 kat arttı,
  • Türkiye ekonomisi avara kasnak gibi boşa/borca çalışan sanayi sistemine sahip ve bilişimde istihdamı olmadığından AR-GE harcaması ve bilgisayar kullanımında Avrupa sonuncusu(Avrupa- 4 Türkiye 0),
  • Son 15 yılda dış ticaret açığı 967 milyar dolar oldu. 1923-2002 yıllarında ise 247 milyar dolar. Cari açık ise 1951-2002 yıllarında 43,7 milyar dolarken sadece 2017 yılında 47,1 milyar dolar oldu,
  • Dış borçlar 2003 başında 129 milyar dolarken 2017 yılı sonunda 437 milyar dolara ulaştı, özel sektörün borcu 2017 yılı sonuna göre 316 milyar dolara çıktı,
  • Ekonomik büyümenin inşaatla sağlanması ve inşaat sektörünün yüzde 100-200-300 kârlarla çalışmasını dışarıdan alınan borçlar sağladı. Yani dış para/borçlar bir ganimet sayılıp arsa sahipleri, inşaat sektörü ve müteahhitler tarafından yağma edildi. Peki, bu banka borcunu kim ödeyecek? 100 bin liraya mal olan daireyi 300 bin liraya alan 200 bin lira da faiz ödeyecek zavallı işçi, memur ve esnaf!
  • Çalışan işçi ve memurlarla diğer az gelirliler geçimlerinin eksiğini sağlamak için bankalardan sürekli borç aldılar ve 2002 yılı sonunda 6 milyar olan banka borçları 450 milyar liraya çıktı ve reel olarak 18 kat artmış oldu,
  • Türkiye’nin son 15 yılda ödediği dış borç faizi 765 milyar lira,
  • Tarımda çalışan nüfus oranı 624 bin azaldı ama Türkiye nüfusu 71 milyondan 81 milyona çıktı,
  • Kamu Özel İşbirliği’lye yapılan yatırımlar 158’e değerleri 134,8 milyar dolara ulaşırken vatandaşın 25 yılında ödeyeceği 300 milyar doları bulacak,
  • Çalışma yaşında olup çalışamayanların oranı yüzde 50,
  • Türkiye gelir dağılımı bozukluğunda dünyada 3. ülke ve açlık sınırında yaşayanların oranı yüzde 20, yoksulluk sınırı altında yaşayanlarınki ise yüzde 60,
  • Son 15 yılda nüfusun yüzde 1’nin servet payı yüzde 38,5’ten yüzde 60’ çıktı,

Bu değerlere göre bu ülkede nasıl yaşanır? Nasıl mutlu olunur? Hemen her gün adaletsizlik artıyor, eşitlik bozuluyor, özgürlükler ayaklar altına alınıyor ve demokrasi yok edilmeye çalışılıyorsa ben bu ülkenin vatandaşı sayılır mıyım? Sayılmam! Vatandaş demek eşitlik, vatandaş demek özgürlük, vatandaş demek huzur, vatandaş demek sevgive vatandaş demek saygı demektir. Bunların bir tanesi yoksa vatandaşlık yok demektir.

Bunları sağlamayan hiçbir siyaseti ve partiyi tanımıyorum!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: