Anadol; ‘Kulağım Karadeniz’de’yi okurlarına imzaladı.

Yazar Kemal Anadol Antep’e gazi, yıllar sonra Urfa’ya şanlı, Maraş’a kahraman unvanı veren TBMM’nin Kurtuluş Savaşı’nın tek deniz zaferinin kazanan Ereğli ve Zonguldak’a hiçbir unvan vermediğini söyleyerek, bunda kendi dahil tüm siyasetçilerin payı olduğunu söyledi.

Zonguldak ve İzmir eski Milletvekili Kemal Anadol son kitabı ‘Kulağım Karadeniz’de’yi okurlarına imzaladı. Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı (ZOKEV) tarafından TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesinde yapıldı. Etkinliğe CHP Zonguldak Merkez İlçe Başkanı Fikret Zaman, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı, ZOKEV Mütevelli Heyeti Başkanı Kürşat Coşgun, duayen gazeteci Ali Bahadır, ZOKEV ve CHP üyelerinin yanı sıra ilgili bir okur topluluğunun katıldı. Anadol’dan önce bir sunum konuşması yapan ZOKEV Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Öztürk Anadol’u daha çok siyasi kimliğiyle tanıdıklarını, ancak kendisinin tıpkı babası gibi bir yazar olduğunu söyledi. Kemal Anadol’un Babası Zihni Anadol’u da saygıyla andığını söyleyen Öztürk, “Kemal Anadol geri planında Türkiye’nin tarihsel panoraması olan romanlar yazıyor. Daha önce yayımladığı ‘Filmi Geriye Sarınca’ adlı kitabında kentimizin yakın tarihine dair birçok bilgiyi paylaşan Sayın Anadol, bu kez bizleri 1919 ile 1923 yılları arasında, Karadeniz’de yolculuğa çıkarıyor. Kitapta Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında verilen mücadele anlatılırken, diğer yandan Türki Siyasal tarihi açısından son derece önemli olan Bakü’de 1920’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na da geniş şekilde yer veriyor. Kitabın kahramanları arasında bu kurultaya Zonguldak ve Ereğli’den katılan iki kahraman da bulunuyor” dedi.

Romanımı gerçek olayları kurgulaştırarak oluşturdum 

Daha sona “Bu kitabı niye yazdım?” diyerek sözlerine başlayan Yazar Kemal Anadol, “Bu kitabın geçtiği yerler; Zonguldak, Ereğli, Amasra, Bartın, İnebolu, Trabzon, yani Karadeniz. 1919- 1923 arasında Kuvvay-ı Milliye’nin romanı. Onun yanında belgeli olarak yazdım; Ereğli’den bir, Zonguldak’tan da iki kişinin hem Doğu Halkları Kurultayı’na, hem de Bakü’de toplanan TKP’nin Rus Kongresine katıldıkları sabit. Ben bunları romanımda kurgulaştırarak oluşturdum. Evvela şunu söyleyeyim. Kurtuluş Savaşı’mızla ilgili ülkenin çeşitli bölgelerinde kahramanlık ve yürek burkan birçok olaylar var. Batı Karadeniz Bölgesi’nde özellikle kadınlarımızla ilgili kahramanlı ve destansı düzeyde gerçekleşmiş olaylar var. Lise edebiyat hocam Fevziye Abdullah Tansel’in ‘İstiklal Harbindeki Kahraman Kadınlarımız’ diye bir kitabı var. Bu kitapların dışında kulaktan kulağa dolaşan efsaneleşmiş olaylar da var. Mesela hepimizin bildiği, kağnısına İnebolu’dan silahları yükleyen kadının kocası ya şehittir, ya da cephede savaşıyordur. Kağnılar kafileler halinde Kastamonu’ya oradan da Ankara’ya silahları taşıyor. Kışın ortasında kar yağmaya başlıyor. Kadın çocuğunun üzerindeki battaniyeyi, yorganı ne varsa alarak silahların üzerine koyuyor. Meclis cepheyi teftiş etmekle görevlendirdiği adam ‘Bu çocuk üşüyüp hasta olmaz mı?’ diye sorunca, kadın, ‘Bunlar milletin malı, savaşta daha çok lazım’ diyor. Şerife Bacı olayı var. Bu da yüzde yüz doğru, Kastamonu’da heykeli var şimdi. Yine sırtındaki cephaneyi sıfırın altındaki soğukta Kastamonu’ya kadar taşıyor. Kumandanlık karargahına silahları teslim edeceği zaman soğuktan donup ölüyor. Batı Karadeniz’de bunun gibi çok olay var. İşte benim bu kitabı yazış nedenim bundan sonra başlıyor” dedi.

Donanma beş tonun üzerinde yük taşıyan 28 tekneden ibaret 

Gazetecilerin, yakın tarih yazarlarının, televizyonlarda sohbet toplantılarında konuşanların ‘Bu silahları İnebolu’ya kim, nereden, nasıl getirdi?’ sorusunu sormadıklarını söyleyen Anadol, sözlerine, “Mütarekede Osmanlı Donanması’nda teğmenden amirale kadar 2000 bahriye zabiti var. Bunların içinden binbaşıdan teğmenine kadar 233 zabit, çoluk çocuğunu İstanbul’da bırakarak sonu belli olmayan kutsal isyana gidip Kurtuluş Savaşı’nın saflarına katılıyor. Ve Amerikan Hollywood filmlerine taş çıkartacak biçimde maceralarla oluşturdukları donanma ile cephane taşıyorlar. Donanma dediğimiz de takadan çektirmeye kadar beş tonun üzerinde yük taşıyan 28 tekneden ibaret. El konulan birkaç tane vapurla birlikte İstanbul’dan kaçırılan Alemdar Sancak gemisi de bunların içinde. Toplam taşıma gücü 7800 ton. Hepsi bu kadar. Bu tekneler Novorossiysk’ten, Tuapse’den, Batum’dan 300 bin ton silah ve cephane taşıyor. Bu bir mucize: Dün fırtına vardı. Bu Karadeniz’in meşhur Kestanekarası’dır. Bu aynı zamanda Alemdarın kaçırılıp Trabzon’a götürülmesinin yıldönümüydü. Neden Kestanekarası’nda oluyor bu kaçırma işi? Çünkü Karadeniz’de Yunan ve İngiliz savaş gemileri devriye geziyor. Savaş gemileri bu fırtınada denize açılmaz deyip hırçın dalgaların arasında ölümü göze alıp yola çıkıyorlar. Başta ilkokullar olmak üzere orta ve lise okullarında bu önemli bilgiler niye verilmiyor? Anlayabilmiş değilim. Bugün üniversitelerde kuşa döndürülmüş olsa da Atatürk Enstitüleri adı altında kürsü başkanları var. Onlarda da yok, bizim meşhur resmi tarihimizde de. Nedeni soğuk savaş. NATO ve Varşova Paktları oluşunca peydahlanan anti komünizm. Şimdi Fetö’nün Erzurum’da oluşturduğu Komünizmle Mücadele Derneklerinin ve CIA’nın faaliyetleri falan toplumda büyük bir baskı iklimi yaratınca gerçekler ancak uzmanların incelebileceği şekilde saklı kaldı” diyerek sürdürdü.

Ankara ve Moskova ilişkileri aşk değil mantık evliliğidir 

Anadol sözlerine, “23 Nisan 1920’de TBMM açılıyor, bundan üç gün sonra 26 Nisan 1920 de Mustafa Kemal Paşa, Lenin’e resmi yazı yazarak silah cephane ve para yardımı istiyor. O günkü koşullarda bu yardım gerçekleşmiş. Lenin, Stalin Troçki, gibi yöneticiler var o zaman. Özelikle Fransa, Yunanistan, İngiltere, Ekim Devrimi’ni başarıya ulaştıran Bolşeviklerin elinden yönetimi geri almak istiyorlar. Rusların en çok korktukları şey… Ruslar için kullanılan ayı sözcüğünü çok yanlış olarak onlara hakaret anlamında kullanıyoruz. Avrupalıların öyle bir derdi yok. Onlar Rusya’yı ayıya benzetirler. Ayının yumuşak karnı olarak Karadeniz’i görüyorlar. Tarihte görülmüştür ki, Napolyon orduları ile Moskova’nın içine girdiği halde savaşı kazanamadan geriye dönmüştür. Yıllar sonra Hitler orduları ile Moskova’yı kuşattıkları halde savaşı kaybetmiştir. Ama 1856’daki Kırım Savaşı’nda, Osmanlı Ordusu Karadeniz’den İtalyanlar, İngilizler ile birlikte Kırım’a girdiklerinde Çarlık Rusyası teslim olmuştur. Onun için o günkü devrimi gerçekleştiren Bolşevikler, Anadolu’ya İngiliz hakimiyetinin gelmesinden çok çekiniyorlar. Çünkü yeni kurdukları rejimleri tehlikeye girecek. Ankara’ya gelince, Mustafa Kemal’e herkes eşkıya diyor. Kurulan yeni TBMM Hükümeti’ni tanıyan yok. Mustafa Kemal ta Samsun’ da kumandanlarına ‘Kafkas seddi yıkılmalıdır!’ diye mesaj göndermiş. Çok ileri görüşlü bir strateji bu. Çünkü daha o zamanlar Sovyet Rusya’dan silah getirmeyi planlıyor. İngiliz ve Yunan donanmasının Karadeniz’de devriye gezmeleri nedeniyle deniz yolunun kullanılmasını çok tehlikeli buluyor. O zamanlar Azerbaycan’da İngiliz yanlıları iktidarda. Ermenistan’da İngiliz yanlısı Taşnaklar iktidarda, Gürcistan’da İngiliz yanlısı Menşevikler iktidarda. Mustafa Kemal Bu rejimlerin yıkılarak Bolşevik olmalarında yarar görüyor. Hatta Azerbaycan’daki devrimi desteklemek için kendisine tabi özel zabitlerini gönderiyor. Bir Fransız stratejist ve uluslararası ilişkiler uzmanı bu ilişkileri şöyle nitelendiriyor. ‘Ankara ve Moskova ilişkileri aşk evliliği değil mantık evliliğidir.’ Yani Rusya Türkiye’ye yardım etmeye hazır, Ankara hükümeti de yardımı almaya hazır. Yok öyle şey. Her iki ülkenin ilişkileri de her zaman inişli çıkışlı oldu. Ruslar, Ankara Hükümeti’nin Fransızlarla olan ilişkilerinden kuşkulanıyor. Ankara hükümeti de Fransızlar güneyimizi bir an önce boşaltsınlar da biz de tek cephede çatışalım diye bir beklentisi var. Dolasıyla Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’daki sosyalist hükümetler iktidara gelince stratejiler değişiyor. Bizim Bekir Sami Bey başkanlığında Rusya’ya gönderdiğimiz heyetimiz Ankara’dan Moskova’ya 69 günde gidiyor. Stalin soğuk savaş nedeniyle bize çok kötü tanıtılmıştı. Oysa Milliyetler Komiseri Stalin. Çiçeron da yedi dil bilen bir aristokrat ve Hariciye Komiseri yani Dışişleri Bakanı ve Ermenilerden yana konuşuyor. Van’ın, Bitlis’in Ermenilere verilmesini istiyor. Stalin bunu öğrenince Lenin’e yazılar yazıyor. Bunların hepsi belgeleri var. Moskova Anlaşmasında Ankara Hükümeti’ne çok önemli desteklerde bulunuyor. Bizler de dahil çoğu okumuş yazmış insanların dahi bu bilgilerden haberi yok. Bunlar sır değil üstü örtülmüş. Bunun birinci sebebi soğuk savaş olgusu. İkinci sebebi de benim görüşüm olarak, devlete ve orduya sırtını denize dönük, müthiş bir bahriye düşmanlığı hakim” şeklinde cümlelerle devam etti.

Ankara hükümetinin dolaylı olarak tanınmasını sağladı

Anadol konuşmasını, “Kuvayı Milliyeciler Alemdar’ı İstanbul’dan kaçırıyorlar. Gemi yolda yakalanıp Ereğli’de hapsediliyor. Bu aynı zamanda Kurtuluş Savaşının ilk deniz savaşıdır. Fransız gambotu -ki bizim Yavuz gemimiz ayarında büyük savaş gemisi- ‘Yüzbaşıyı ve altı eri vermezseniz Ereğli’yi topa tutarım’ diyor. Mustafa Kemal’e telsizle bildiriyorlar. Dayanabildiğiniz kadar dayanın diyor Şehri yakın köylere taşıyorlar. Sonunda Zonguldak mutasarrıfı Ankara hükümeti adına anlaşma imzalıyor Fransızlarla. Diplomaside dolaylı tanıma diye bir kavram var. Fransızlar ilk olarak Ankara hükümeti ile anlaşma yaparak bir biçimde Ankara hükümetini tanımış oluyor böylece. Yine soğuk savaşın etkisiyle hiç yazılmayan şeyler var. Bakü’de Sovyet rejimi özellikle İngiltere ve Almanya’da devrim bekliyorlar. Kendi anlayışları içinde bütün dünya sosyalist olacak ve dünyaya barış gelecek. Almanya’da Spartaküs hareketi başarılı olmuyor, İngiltere’de devrim gerçekleşmiyor, bu kez gözlerini İngiltere’nin doğudaki sömürgelerine çeviriyorlar. Burada Hindistan, İran var. Dolayısı ile Doğu Halkları Kurultayı’nı topluyorlar. Bu arada Enver Paşa’yı da yanlarına alıyorlar. Doğu Halkları Kurultayı nedeniyle İngiliz sömürgelerinde ayaklanma çıkacak, eski sömürge rejimleri yıkılacak. Stratejiyi batıdan doğuya kaydırıyorlar. O arada Bakü’den Mustafa Suphi Anadolu’ya geçerek Türkiye Komünist Partisi’ni kuruyor. Zonguldak’tan iki, Ereğli’den bir kişi olmak üzere Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı delegesi hem de TKP’nin Bakü’de toplanan birinci kongresinin delegesi. Ben onların belgeleri ve konuşmaları üzerinden bu romanı kurgulatarak yazdım” diyerek sürdürdü.

Rusya’da silah gelmeseydi savaş kazanılamazdı 

Romanındaki detaylarla ilgili bilgilerde veren Anadol, “Delegelerin birisi Ereğlili Kıvırcık Ahmet, sonra bunun lakabı Bolşevik Ahmet oluyor. Zonguldak’tan da Trabzonlu Ali Ahmet’ti. İsimlerin birbirine karışmaması için ona da Ali diyorlardı. Bu kişilerin nüfus kaydını çıkarmak istedim ama Ereğli’deki hükümet konağı iki defa yandığı için kütüklere ulaşamadım. Bu deniz mücadelesi Trabzon Nakliyatı Bahriye Komutanlığı, Ereğli Nakliyatı Bahriye Komutanlığı buradan alınıp Amasra’ya getiriliyor. Onun için zaferden iki sene sonra kurtuluş savaşını anlatırken ‘Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’daydı, kulağım İnebolu’da Karadeniz’deydi’ diyor. Çünkü oradan savaş ve silah malzemesi gelmese ne Sakarya kazanılır, ne büyük taarruz gerçekleşebilirdi, ne de Dumlupınar savaşı kazanılırdı. O gün olayları içinde roman kahramanlarını yerleştirdim. Biz burada yaşayan vatandaşlar olarak buradaki avantajımızı kullanamamışız” dedi.

Romanlarının yazılıp filmlerinin çekileceğini umuyorum 

Anadol sözlerini, “Antep 25 Aralık 1921 de Fransızlardan kurtulmuş ve TBMM Antep’e, 8 Şubat 1921 de, oy birliği ile buraya gazilik unvanı vermiş. Maraş 12 Şubat 1921 de kurtulmuş, ama yıllar sonra 20 Şubat 1973, de 52 yıl sonra önüne kahraman unvanı koymuşlar. Urfa 11 Nisan 1920 de Fransızlardan kurtulmuş ve 22 Haziran 1984 yılında isminin önüne şanlı kelimesini yazmışlar. Şimdi düşünüyorum da bizim vilayetimizde Tunalı Hilmi Bey birinci, ikinci mecliste lafı geçen bir mebusumuz. Zamanla buradan birçok mebus be başkan geçti ama ne böyle bir talep geldi ne de kimsenin aklından böyle şeyler geçti. İstiklal Savaşı’nın tek deniz savaşı olmuş ve tek deniz şehidi verilmiş Alemdar’ın bir madalyası bile yok. Zonguldak’ın, Ereğli’nin bir İstiklal Madalyası yok. İnebolu’da da kayıkçılara verilmiş bir istiklal madalyası var. Batı Karadeniz’de yaşanan bu gerçek olayların romanlarının yazılıp filmlerinin çekileceğini umuyorum” diyerek tamamladı. Ardından okurlarına kitaplarını imzalayan Anadol bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi.

Reklamlar

One comment

  1. Acının tarihi çok somut bu topraklarda…
    Kırılmalar, kıyılmalar, zulmün genişliği.Kişisel tarihimizin tanikliklariyla yazıyoruz yarını…
    Evet haksızlığı görerek hem şahit hem gözlemci hem de insan olmak ve kalmak için direnmek zor…

    Belli bir enlem ve boylam ölçeğinde, memlekette dağlar, ovalar, ırmaklar eylemini sürdürürken bir baba, yokluktan , yoksulluktan son verdi yaşamına…
    Taşlar bile nasiplendi bu acıdan…

    Ama korkuyorum sönmelerden, sessizlikten, payıma düşen ortaklıktan….
    Suçluyum çünkü…
    Sinmiş bir korkaklık benimki…

    Oysa ki yaşamak direnmektir ,
    Öyle direnmeliyiz ki, korkudan dili tutulmalı Tanrı’ ‘nın,
    Biŕ yoksul adamın gözyaşıyla yıkamalıyız memleketi, derdinizle kardeşim diyebilmenin özcesiyle, insancasiyla!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: