Bugünün sendikal çıkmazları

Geçen haftaki yazımda, küresel sermayeye eklemlenerek yeni bir yapılanma sürecine giren Türkiye Endüstrisinin, çalışma yaşamında yarattığı kapsamlı değişikliklerle, işçi sınıfını sendikalara yabancılaştırdığını yazmıştım. Yabancılaştırmanın, Bülent Ecevit Üniversitesi ile Türk İş arasında Kdz Ereğli’de yapılan kongrede, genç akademisyenler tarafından Çalışma Yaşamı ve Endüstri İlişkileri üzerine sunulan tezlerle de ortaya konulduğunu belirtmiştim.

Akademisyenler, sendikal yabancılaşmada temel nedenin, sendikal oligarşi olduğunu belirtmişler, bundan da işçi ve memur tüm çalışanların etkilendiğini belirtmişlerdi. Peki, neydi sendikal oligarşi, var mıydı örnekleri? Çevresindeki sendikaları gözünün önüne getiren herkes oligarşik yapının örneklerini rahatlıkla görecektir.

“Oligarşi iktidarda olan küçük ve ayrıcalıklı bir grubun, görevlerini genellikle bencilce ve kötüye kullanarak gerçekleştirdiği despotça bir yönetim şeklidir. Oligarşinin destekçisi kişi ve gruplara da oligark denir.” Vikiped. Oligarşik yapıların genel felsefesi, insanların üst düzey bilinç seviyesine gelemeyeceğini varsayarak siyasal gücü elinde tutarlar.

Kongrede özel kıyafetli Türk Metal’li gençler vardı ve özel kıyafetli gençler seksen öncesinin “bindirilmiş kıtaları”nı akla getiriyordu sanki. Sadece Türk İş Başkanı Halil Atalay konuşurken slogan attılar, sendikal tezler tartışılırken yoklardı. Türk Metal’in adeta zıhtan koruyucusu gibiydiler. Kongrenin Türk Metalli gençlerin, GMİS dışında sendika yöneticileri ve genç işçilerin ilgisini çekmemesi, bugünkü sendikal yabancılaşmanın gelecekte nerelere kadar uzanacağının işaretiydi. Ne demişti Prof Dr. Doğan Cüceloğlu, “Bugün çocuklarınızı nasıl yetiştirdiyseniz, onlar otuz ya da kırk yıl sonraki sizin aileniz olacak.”

Sendikal yabancılaşma, bugün hayatın her alanında kendini hissettiriyor. Biliyorsunuz AKP İktidarı, şeker fabrikalarını satarken en az beş yıl çalışacaklar demişti. Ne var ki buna inanmayan pancar üreticisi yine de AKP’ye oy vermişti. Olabilir, siyasi tercihtir. Ama durum şimdi öyle bir noktaya geldi ki özelleştirmeden en az işçiler kadar pancar üreticileri etkilendi. “Muş şeker fabrikası özelleştikten sonra, randevulu sisteme geçti, üretimi düşürdü, pancarı almayarak üreticiyi kapının önüne koydu. Çiftçiler de pancar yüklü traktör ve kamyonlarla fabrika bahçesindeki yolları trafiğe kapattı. Çiftçiler “onların istediği gibi getirdik, yine de 48 saattir bekliyoruz. Bantlar boş duruyor ve çalıştırılmıyor, bu sistemle dört bine yakın çiftçinin pancarı tarlada kalacak” diyor. (Sözcü Gazetesi, 11 Ekim 2018).

Muş’ta çiftçiler pancarını fabrikaya veremezken “Şeker İşçileri Sendikası Başkanı İsa Gök, 1 Milyon TL’lik lüks makam aracı alıyor. Soranlara da ‘ne gerekiyorsa o yapıldı, bu konulara mı kalındı’ gibi bir pişkin yanıt veriyor. Şeker fabrikalarının satışına seyirci kalan ve “iş güvenceniz olacak” diye işçilerin kandırılmasına ortak olan İsa Gök, kısa sürede başlayan işçi kıyımlarında kılını kıpırdatmadı. Çok hareketli ve emek yoğunluklu sendikacılık yaptığını iddia edecek kadar kendinden hoşnut ‘Ağrı’ya, Kars’a, Muş’a, her yere gidiyorum’ der. (Evrensel Gazetesi, 11.10.2018).

Türkiye’de çok sancılı dönemler yaşayan sendikal hareket, 12 Martın baskısını DİSK ile atlatabilirken 12 Eylül, sendikaların üzerine ölü toprağı serpti. İktidarlar sendikal hareketin alanını yasalar ve uygulamalarla daraltırken, buna seyirci kalan ve iktidarlara yandaşlık yapan sendikacılar esas ölü toprağını serpmiş oldular. Yandaşlıkta sınır tanımayanlar tabanlarını, işçi sınıfı asıl kendi ideolojisine yabancılaştırarak, etnik, dinsel ideolojiyle donatmış ve emeğin işçiye geri döndürülmesini engellemişlerdir. Bugün durum atlatılmış değildir.

Aziz Çelik (Kocaeli Üniversitesi) “Sendikal mevzuat, sendikal statüyü koruma üzerine kuruludur. İşçinin iradesi ikinci plandadır. İşçinin iradesi hukuk labirentlerinde iğdiş edilir. Mesele sendika içi demokrasi ve sendika seçme özgürlüğü sorunudur. Mesele sendikal oligarşiye karşı, sendikal demokrasiyi kazanma iradesidir. Bu kangren meseleyi iyileştirmenin yolu referandum ve işyeri delege seçimlerine yargı gözetimi getirilmesidir.” (Sendikal Oligarşi mi, Sendikal Demokrasi mi, Birgün, 4 Mart 2016).

Çalışma yaşamı, emeği bu labirentlerden çıkaracak sendikacıları bekliyor

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: