Politik yozlaşma (Kleptokrasi) ve ülkemizin başına gelenler

“Güç Yozlaşma Doğurur, Mutlak Güç, Mutlak Yozlaşma Demektir.”

Lord Acton, 1887 

Politik karar alma mekanizmasında rol alan aktörlerin (seçmenler, politikacılar, bürokratlar, baskı ve çıkar gurupları) özel çıkar” sağlama gayesiyle toplumda mevcut hukuki, dini, ahlaki ve kültürel normları ihlal edici davranış ve eylemlerde bulunmalarına “politik yozlaşma” denir.

Politik yozlaşma, politik süreçte rol alan kimselerin (politikacılar, bürokratlar, baskı ve çıkar gurupları, seçmeneler) birbirileriyle olan ilişkilerinde, daha doğru bir ifadeyle “politik mübadele (değiş tokuş)” içerisinde kendini göstermeye başlar. Karar verme yetkisine sahip olan kimseler de sahip oldukları kamusal yetki ve gücü, mevcut yasa, norm ve ahlak kurallarına aykırı olarak kullanmaya başlarlar, kendilerine ve/ veya yakınlarına bir ayni ve/ veya nakdi menfaat sağlarlar. Bu durum  “kamu zararına özel çıkar sağlama” girişimlerinin yayılmasını ve hızlanmasını sağlar.

Politik yozlaşma, zaman içerisinde devletten dışarıya çıkarak toplumun tüm kesimlerine yayılma özelliği gösterir. Özellikle ekonomik yozlaşma, akademik yozlaşma (bilimde yozlaşma), dinde yozlaşma vb. devletin kilit noktalarına doğru sinsice yayılır ve sömürmeye ve kemirmeye başlar.

Politik yozlaşma ile demokratik kurumlar da zaman içerisinde işlerliğini kaybeder. Çalmayı ve hırsızlıkları örtbas edebilmek için, kanunların değişimiyle demokrasi “Baskı ve Çıkar Grupları Demokrasisine dönüşür, Politik Yozlaşmanın en can alıcı sonucu budur.

Devlet, baskı devletine doğru dönüşüme başlar. Sonuçta halkın oluşan tepkisini durdurabilmek için geçerli tek yol olan “faşist bir “devlet yapısına başvurulur. Bizde bu oldukça açıklığıyla sırıtmakta, neredeyse tepe noktaya doğru kaymaktadır. Bu gelişmenin tepe noktası, kitle katliamlarına varan devlet terörüdür.

Bizde bu sürecin başlangıç noktası Cumhuriyetin Kuruluş ilkelerinden  olan “Devletçilik” ilkesinin terk edilmesidir. Bunun başlangıç tarihi de 24 Ocak kararları ve bu kararın ana amacı olan “Liberal ekonomiye” geçe bilmek için 12 Eylül Faşist darbesinin yapılmasıdır.

Devletçi Politikalarla yetişen bürokratlarda bu politikaya uygun yetiştirilmiş ve buna göre hizmet etmişlerdir. Her şeyden önce “devlet çıkarlarının” gözetilmesi ana gaye olmuştur. Bu sorumluluk namus ve namussuzluk, şeref ve şerefsizlik göstergesiyle kıstas tutulmuştur.

Liberal ekonomiyi ise Baban Zade Şükrü, şu şekilde tanımlamaktadır: “Herkes kabiliyetine, dirayetine, zekâsına, kurnazlığına, hilekârlığına, dürüstlüğüne, hüsnüniyetine veya habasetine[1], yalancılığına, sermayesine veya sermayesizliğine göre kazanır kaybeder. Belki en dürüst ve namuskârlar altta kalır, en düzenbazı üste çıkar. Halkın en önemli ve yaşamsal ihtiyaçları karşılanmaz ve üretilmez, fakat ona karşılık önemsiz fakat paralı zümrelerin istedikleri fantezi şeyler istihsal elde edilir. Bu yolda birçok milli kudret israf ve heba olur. Amerikalıların dedikleri gibi “alttakiler şeytana” sözü ile karşılanır.” 

İşte bu tanımlama bizde son zamanlarda fazla hırs ve kar amacıyla yapılan talanların ve peşkeşlerin nedenini ve devletin çöküş sürecini açık açık açık ortaya koymaktadır.

Politik yozlaşma ile sosyo-ekonomik yapıdaki değişme ve gelişme, bir diğer deyişle modernleşme ile politik yozlaşmaların yaygınlaşması ve hızlanması da şu şekilde açıklanmaktadır.

Modernleşme, bir anlamda sürekli olarak toplumda yeni kaynakların ve fırsatların yaratılması demektir. Toplum, içinde ortaya çıkan bir takım yeni guruplar ve örgütler söz konusu kaynak ya da fırsatları kullanmak için politik karar alma sürecinde faal olmaya çalışmaktadırlar.  Bu ülkemizde dinci ve ırkçı sosyal katman olarak görülmektedir.

Politik kurumlar ve kurallar (Kanunlar, yönetmelikler vb.) sürekli olarak değişmekte ve sistemin kontrol yapılarında boşluklar meydana gelmektedir. Dolayısıyla politik karar alma sürecinde rol alan aktörler bu boşluklardan yararlanmayı fırsat bilmektedirler.

Bu fırsatları artırmak ve pekiştirmek için; Yürütme, Yasama ve Yargı denilen kuvvetler ayrımın ortadan kalkması ve üstüne üstlük tekelde toplanıp tam yetkili bir kişi tarafından kayıtsız şartsız kullanılması yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik bir yapı içinde en tepedekinin aslan payını alması koşuluyla aşağılara doğru talanın yaygınlaşması da bir meşruluk kazanmış oluyor.

İktidardaki paylaşım gittikçe hızlanmakta dolayısıyla alt gelir guruplarında şiddetle artan ve belirginleşen bir hak gaspı görülmekte, alt gelir gurupları açlık ve sefalete doğru hızla itilmektedir. Asıl tehlikeli kalkışma burada olgunlaşmaktadır. Sonuç olarak sınıf çatışmasına dönecek bir iç savaş kaçınılmazdır.

Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden, Devletçiliğin 30 yılda yıkılması ve bütün sanayi tesislerinin talan edilip peşkeş çekilmesiyle, diğer kuruluş ilkeleri olan; “Laiklik, Cumhuriyetçilik, Devrimcilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve İnkılapçılık doğal olarak tükenmiş ve lağvedilmiştir. Bu koşullarda ülkemiz kökünden kesilmiş ağaç misali ayaklar altına alınmış ve doğal olarak beden gücüyle yaşayan bir hasta gibi ölüm aşamasına gelmiştir.

Ülkemizde bu ilkelerin yerine yerleşecek olan şey ise; “Dinci ve Irkçı bir Şeriatçılık” veya tek kelimeyle, “Tayyiphan” cılık gibi söylemlerle ifade edilen “Amerikancı Bir Sömürge” olunacaktır. Çünkü Ülkemizin başına gelen şey; Bir ülkenin iç ve dış kaynaklarının talan edilip, içinin boşaltılarak çökme raddesine getirilmesidir.

Olay sadece çalmak veya hırsızlıkla ifade edilemeyecek kadar küçük bir olay değildir.

Bu bilinçli yapılan büyük bir “Uluslar Ötesi Sermaye” tuzağıdır. Uluslar Ötesi Sermayenin vatanı, ırkı, dini ve dili yoktur. Bu nedenle bizde de bunları uygulayanların ve bunların ortaklarının da vatanı, dini ve ırkı yoktur. Bunlar bir hainler güruhudur.

Bunda suçlu sadece Tayyip Erdoğan değildir. Suç hepimizindir. Bunun nedeniyse; yazmak gerektiğinde yazmamamız, konuşmak gerektiğinde konuşmamamız ve korkak davranıp mücadele etmememizdir. Oysa korkunun ecele faydası yoktur.

31 MART’IN SONRASINDA İKİ SEÇENEK VAR. “YA MARTIN SONU BAHAR OLACAK” YA DA “DİNCİ VE IRKÇI BİR FAŞİZM”LE UYANACAĞIZ.

[1] Kötülük, alçaklık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: