Yerel adaylar, sokağa inmeye başladılar. Ama cadde ve sokaklar sakinliğini koruyor sayılır. Adaylar seçmenle sıcak ilişki kurmak için daha çok mahalle ve ev ziyaretlerini tercih ederken bir yandan yerele ilişkin projeler ortaya koymaya çalışıyorlar. Ama diğer yandan da genel merkezlerin söylemlerinin uzağına düşmemek için temkinli olmak zorundalar ve bu da onların elini kolunu bağlayan bir durum yaratıyor.

Otuz bir Mart seçimlerinin gündemi vatandaş açısından işsizlik, pahalılık, ekonomik kriz, enflasyon, tanzim satışlar, emeklilikte yaşa takılanlar, memurlara ek gösterge konuları iken iktidarın seçim gündemi terör ve beka sorunu oluyor. Özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir adayları, yerellerine dair pek söz söylemezken seçmenleri terörle tehdit etmeye çalışıyorlar.

Zonguldak ve ilçelerindeki adaylara gelince, hepsinin kente dair projeleri var mutlaka, ama onlar da genel siyasetin dışına çıkmakta zorlanıyorlar. Ancak unutulmaması gereken de bir şey var ki, adaylar kent yaşayanlarının nasıl bir üretim ve tüketim ilişkisiyle yaşamlarının rahatlatılabileceği üzerine projeler üretmek ve geliştirmek zorundadırlar ki projeleri ile halkın karşısına çıkabilsinler.

Her seçimde olduğu gibi Zonguldak ve ilçelerinde çeşitli sorunlara parmak basılır, alınması gereken önlemlere konuşulur. Bunların başında geçim kaynaklarının geliştirilmemesi ve nüfusun başka illere göçü ile kent kimliğinin kaybedilmesi gelir. Şimdi akademik bir gözle bir kentin kimliği nedir, bir irdeleyelim:“Kentlerin tarihleri, coğrafyaları, jeopolitik konumları ve iklimleri, ekonomileri, sosyal yapısı ve kültürel değerleri, kentlerin ruhunu, kişiliğini ve kimliğini oluştururlar. Günümüz insanı, modern yaşamın etkisi ve tek kültür egemenliğinde bir dünyada, özgünlükten uzak, kimliksiz kentlerde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Hal bu ki bir insan kendine özgü bir nitelik ve özellikleriyle belirli bir kişi oluyor, diğerlerinden farklı özel hale geliyorsa, bir kent de kendisini diğer kentlerden farklı kılan özellikleri ile özel bir yer olabilir, olmalıdır.” (Yrd Doç Dr, Murat Sezik, Adıyaman Üni).

İhsan Aktaş da “Kentler, kimlikleri ve ruhları olan mekânlardır” diyor ve “büyüklü küçüklü her kent, kendine bir kimlik inşa etmiştir. İçinde yaşayan insanlarsa, bu kimliği bilir ve kente dokunurken ne yaptıklarının farkındadırlar. Sanayi devrimi ile birlikte kentler, her yıl yüz binlerce nüfusun akınına uğramış, gelen insanların yeni ihtiyaçları için barınma, yeme içme, alışveriş mekânları, yeni yollar derken kentler kontrolsüz şekilde büyüdü. Yaşanan sıkıntılar, kentleri çarpık hale dönüştürdü. Kent ile insan arasında kopmaz bir bağ vardır. İnsanlar yaşadığı kente dinlenmek için parklar, bahçeler, meydanlar, çeşmeler yaparak kimlik inşa eder ve kentin o ruhaniyeti ile yaşarlar. Elleriyle kimlik kazandırdıkları kent, bu sefer onlara kimlik kazandırmaya başlar ve kent onların kimliği olur. Kişilerin kimlikleri, kentlerin kimlikleri ile özdeş olur. Yani İstanbullu, Ankaralı olur (iaktas@genar.com.tr). Biz de Zonguldaklı, Devrekli, Bartınlı, Kozlulu, Alaplılı, Çaycumalı, Ereğlili olduk.

Kömürün bulunuşu ile Anadolu’nun farklı il, ilçe ve köylerinden madene gelenlerimiz, emekleriyle bu kente kazandırdıkları “Madenci Kimliğini”, sonra dönüp gittikleri yerlerde yaşatmaya devam ediyorlar. Son kırk yılın yerel yöneticileriyse, madenci kimliğini yok etmek için kentin ortasına gökdelenler dikiyor, ya da devasa bina ve gökdelenlere izin veriyorlar. Tabi ki bunda GMİS yöneticilerinin duyarsızlıkları da var. GMİS yönetimleri işçi sınıfı adına yerel yönetimler üzerinde ne bir baskı aracı oluyor, ne de kente dair bir söylemleri oluyor.

Bir madenci kimliğiyle gözlerini dünyaya açmış her birimiz, ölen madencilerimizin yasını tutarken, onların canı pahasına yarattıkları bu kentin kimliğini koruyup, kollamak başta belediyelerimizin, GMİS’İN ve hepimizin görevi olmalıdır. Hayatta olanlar, kentin en güzel caddesini, en güzel müzesini aydınlatan bir madenci feneri gördüklerinde, inanılmaz heyecan yaşıyorlar. Zonguldak’ın, Kozlu’nun, Kilimli’nin caddede ve sokaklarında yürürken elini değdirdikleri yerde kendi parmak izlerini görüyorlar ve bu da onları çok mutlu ediyor.

Yok etmek, var etmekten çok kolaydır. Yerel adaylara, hatırlatmanın belki bir yararı olur, dedim.