Kendi Kendine Sahip Olabilen Çocuklar

Gazetelerde bir haber: Türkiye 23 Nisan’da TBMM’nin açılışının 100.yılını kutlarken, sosyal medyada bir videoda üç çocuğa hilafet çağrısı yaptırıldı. “Biz 23 Nisan’ı kutlamıyoruz. 23 Nisan bizim bayramımız değil. Bizim bayramımız hilafetin gelmesi ile olacak. Demokrasi onların, hilafet bizimdir” sözleri söyletildi. Çocukların istismar edildiği videoya, sosyal medyadan tepkiler gösterildi ve suç duyuruları yapıldı. (ABC Gazetesi, 25 Nisan 2020).

Bu tip haberler Türkiye’de ilk değil, son da olmayacak. Türkiye cemaatleşme menziline gireli çok oldu, hatta Cumhuriyetle birlikte bu menzilden hiç çıkmadı dersek daha doğru olur. 15 Temmuz sonrası FETÖ’ den boşalan yerleri Ensarcılar mı, Süleymancılar mı, Nakşibendîler mi, İsmail Ağa mı, Menzilciler mi, Işıkçılar mı dolduracak haberleri ayyuka çıktı. Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın Menzilcilerin eline geçtiği (Borsa Gündem Gazetesi, 27 Ekim 2019) günlerce yazıp çizildi. Konsessus Araştırma Şirketi’ne göre, Türkiye’de en çok cemaat mensubu %9 ile AKP’de, %4,5 ile MHP’de bulunuyor. Türkiye’de cemaatleşme oranı ise %6,2 ve cemaatleşme oranı Doğu’ya doğru gittikçe %10 oranında artarken, Batıda 5,2 ve Orta Anadolu’da %4 olduğu görülüyor. (Türkiye’nin En Büyük Cemaati Hangisi, Haber Türk 22.06.2011).

Laik, bilimsel ve aydınlanmacı adımlar, Köy Enstitüleri döneminde bir miktar ete kemiğe büründüyse de 12 Eylülle birlikte yerle bir edildi. Altın tepside iktidar sunulan Turgut Özal dönemi FETÖ’ nün devlete çöreklendiği dönem oldu. Aynı FETÖ’ nün 2002’de AKP’ye iktidar ortağı olduğu ve 15 Temmuz’da darbeye kalkıştığı, birlikte yaşanan yakın bir süreçtir.

Ailelerinden koparılan çocukların cemaat yurtlarında başlarına nelerin geldiği günlük gazete manşetlerinden hiç düşmedi. Esas olarak anlaşılması gereken, çocukların ailelerinden hangi şartlarda koparıldıkları ve yoksul ya da aldatılmış anne babaların kendi ulaşamadıkları iyi eğitim şartlarına, çocuklarının bu gibi yerlerde ulaşabileceklerini umut ederek iyi niyetiyle gönderdikleridir. Eğitim, herkesin bir ucundan tutup çekiştirdiği, üzerinde binlerce araştırma yapılmış ve yapılmaya da devam edilecek bir konudur. Radikal Eğitimcilerden, Özgür Eğitimi savunan Joel Spring, ideolojik anlamda zorunlu eğitimin, tam olarak neye karşılık geldiğini, nasıl bir tasavvuru kurduğunu ve devletin hizmetine nasıl sunduğunu” söyler. “Kilisenin yerini alan okulun, daha sonra endüstriyel toplumun ortaya çıkışıyla, sorgulamadan itaat eden bireyi, koşulsuz şekilde hem devlet otoritesi, hem sanayinin hizmetine hazırladığını vurgular. J Spring, mevcut düzende okul yapısının bireyi, kendisini gerçekleştirmekten uzaklaştırdığını, yok saydığını, onu küçük bir alana sıkıştırarak, yeteneklerinin farkında olmayan, kendinden habersiz bir nesneye dönüştürdüğünü, gözler önüne serer. (J Spring Özgür Eğitim, Ayrıntı Yayınları, Ayşe Alan).

Radikal eğitimcilerden Stirner de eğitim, “Kendi kendine sahip olmayı” hedefleyen önemli bir kavramdır, der. Özgürlük düşüncesini, yasa önündeki politik özgürlük ve eşitlik şeklindeki bildik anlamın ötesinde, kişinin kendi inançları ve eylemleri üzerindeki denetimi, olarak görür. “Bir bireyin eylemlerine, kaçışı olmayan içselleşmiş bir otorite kılavuzluk ediyorsa politik özgürlüğün çok az anlamı kalır. Bu içselleşmiş otorite bir dinin, bir eğitimin ya da bir çocuk yetiştirme sürecinin ahlaki dayatımının sonucu olabilir. Kuşkusuz, bir eğitim sisteminin amaçlarından biri inançların içselleştirilmesi, varolan toplumsal yapıyı sorgusuzca destekleyecek bir vicdanın geliştirilmesidir. Kendi kendine sahip olma arayışı, içselleştirilmiş otoriteden ve ideolojik tahakkümden kurtulmayı sağlayacak bir eğitimi bulmayı amaçlaması gerektiğini söyler.

Eğitimin bireysel inanç sistemine izin vermesi gerekiyordu. Bu kendini özel bir düşünce ve inançtan kurtarma yeteneğiydi. Stirner’e göre “kişinin kendini kurtaramadığı, yani bireye sahip olan ve kafasından atamadığı düşünce, kafadaki tekerlekti. Kişiye ne yapılması gerektiğini söyleyen ahlaki buyruk, birey tarafından kullanılmaktan çok iradeyi kontrol eden düşünceydi ve birey için kendine sahip olma, kafadaki tekerleklerin ortadan kaldırılması idi.”

Şartların bu kadar ağır olduğu bir zamanda kafadaki tekerleği atmak kolay mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: