Diz Çöküp Nefes Aldı

Nefes almak, hele de rahat nefes almak, insanı ne kadar da rahatlatır, değil mi? İnsanın zor bir sıkıntıyı atlatıp arkasını yaslandıktan sonra, oh be! deyip keyiflenmesi mutlulukların en büyüğü olsa gerek. Her insanın başından geçmiştir mutlaka böylesi durumlar.

ABD’nin Minneapolis kentinde Siyahî George Floyd, ırkçı bir polis tarafından elleri kelepçelenerek yere yatırıldı, boynuna basıldı ve nefessiz bırakılarak öldürüldü. Öldürmeye tepkiler ciddi boyutlara ulaşınca Miami polisi bulundukları bölgede dizlerinin üzerine çökerek özür diledi. Protestocu gruplar da dizlerinin üstüne çöken polislere katıldı ve gergin havayı az da olsa yumuşattılar. Bu görüntüler Floyd’u geri getirmeyecek belki ama protestocular, poliste küçük de olsa bir değişimin başladığına inanmak istediler.

Karşılıklı bir özür dileme, bizde de gösterilebilir mi günün birinde diye umut etmek istiyor insan. Özür dilemeyi, erdemlilik olarak kabul eder bizim toplumumuz. Erdemlilikse, “ahlaklı olmanın gerektirdiği doğruluk, yardımseverlik, bilgelik, alçakgönüllülük, ölçülülük” TDK sözlüğüne göre. Sözlükte, erdemlilik ile ahlak arasında bağ kurulmaya çalışılmış, iyi ahlak sahibi olmak gibi. 1970’lerin başlarında Necmettin Erbakan tarafından, ideolojik bir söylem olarak öne çıkarılan ahlak üzerinde tam bir mutabakat sağlanmış değil. Bugün için kimin ahlaklı, kimin ahlaksız olduğu suçlamaları, özellikle siyasi platformlarda havada uçuşur halde. HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşine sosyal medyadan, iktidar yanlısı olarak gösterilen bir kişi tarafından gönderilen cinsiyetçi mesaj, ahlaksızlığın en büyük kanıtı.

ABD’deki polis baskısından hareketle Bir Gün Gazetesi’nde (11.06.2020) Feray Aytekin Aydoğan (Eğitim Sen Genel Başkanı) imzalı “Nefes almak istiyoruz” başlıklı bir yazı okudum. Yazdıkları kendi kişisel görüşleri mi yoksa sendikanın mı, onu bilemiyoruz.

“Nefes alamıyoruz. Boynumuzun üzerine çökmüş olan o “diz” nefes almamızı engelliyor. Nefes almak istiyoruz” diyor, Doğanay. Son yıllarda bu çığlığın yarattığı duyguyu o kadar çok yaşadık ki… Demokrasinin, özgürlüğün, eşitliğin nefes almak kadar değerli olduğunu iliklerimize kadar yaşadık”, diyor ve eşitlik, adalet ve iş güvencesi için çalışanları ve diğer sendikaları demokrasi mücadelesine davet ediyor. “Eğitim ve okul, kapitalizm için gerekli emek gücünü ve kapitalist toplumsal ilişkilerin sürdürülmesini sağlayacak değerleri öğretiyor. Eğitim, din, aile, medya, partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri vb devletin diğer ideolojik aygıtları da egemen sınıfın ideolojisini zihinlere yerleştirilmesinin sağlıyor” diyor. “Müfredatın omurgasını oluşturan değerler eğitimi, itaat, şükür, ibadet ile öğretim programları piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda yapılandırılmış bilinçli ideolojik bir tercihtir.”

Çok anlamlı ve yerinde tespitlere katılmakla birlikte iktidarın biatçı uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlayan meslektaşlarımızın varlığı ile onları buna yönelten sendikaların körlüğü, insanı acze düşürmüyor değil. Yapılacak tek şey, her ağacın kurdu kendindendir, deyip sistemin yanlışlarına ve sömürüye karşı daha çok mücadele etmeyi anlayabilmektir.

“Covid–19 pandemisinde, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri yok sayan devletin tüm ideolojik aygıtları, çarklar dönsün diye emekçiler artan vakalara rağmen çalıştırıldı, izole çalışma kampları kuruldu. Kamu ve özelde güvencesiz çalışan eğitimciler esnek çalışmaya, ücretsiz izine, borçlanmaya ve kısa çalışma ödeneğine mahkûm edildiler.”

Doğanay “Adana’da Asiye ve Berivan ikiz kız kardeşiyle birlikte hem tarlada, hem çadırda çalışarak üniversiteye hazırlanırken, ‘uzaktan eğitim üzerinden yaratılmaya çalışılan başarı hikâyesi çökmüştür.’ O ‘diz’ memleketin her yerinde emekçi, yoksul, dışlanmış, genç, kadın, karanlığa teslim olmayanların yıllardır boynunda. Eşit, özgür, laik, demokratik ve barış içerisinde bir ülkeyi birlikte kurmak için ses yükseltmenin tam zamanıdır” diyor.

Eğitim Sen, eğitim çalışanlarının özlük hakları ve “özgür birey için özgür eğitim” şiarıyla kurulan ilk sendikadır. Sendikal hakları tırnakları ile kazıyarak elde ederken sermaye ise boş durmadı. Etnik, milliyetçi, ulusalcı, ümmetçi ne kadar sendikacılıktan uzak anlayış var ise hepsine sendikalar kurdurdu, sendikacılığı kendine yedek güç yaptı. Şimdi bunun maliyeti eğitim çalışanları ile birlikte halka çok ağır ödetiliyor

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: