Çok geç olmadan

Bir bildiri yayınlandı ve çok farklı tepkiler geldi. Bildiri gayet açık ve sarih olarak ülkenin bir çıkmaza doğru sürüklendiğiniyazmış.

Herhangi bir konuda görüş belirtmek ya da eleştiri yapmak için kimsenin önceden bir izin alma zorunluluğu yoktur. Bu hakyurttaş olmanın doğal hukukudur. Tehdit, tutuklama, hak mahrumiyeti gibi hükümet tedbirleri sistemin bir yansıması sayılır.

Bildiri emekli deniz subaylarından değil de başka bir guruptan gelseydi, iktidar yine bundan istifade edip “darbe teşebbüsü” sayardı.

Bildiri muhalefeti, iktidar ortaklarından daha fazla tedirgin etti.Çünkü bildiri onları ikinci plana attı.

Bugünkü mücadele, ŞeriatçılarınHilafeti geri getirebilmek için Türkiye Cumhuriyetini yıkma planlarına karşı, laik cumhuriyetçilerin büyük bir kıyama ve kıyıma doğru yol alabilecekkavgası olarak yansımaktadır. O nedenle bu bildiri bir öngörü ve uyarı olarak kabul edilmelidir

AKP, 15 Temmuz FETO tezgâhından beri sürekli oy kaybetmektedir. Çünkü FETO’nun en büyük ortağı olmaları, halkın gözünde 15 Temmuz olayında baş suçlu olarak kabul edilmektedir.

Siyasi olarak; Selahattin Demirtaş(Haklı veya haksız olarak) düşman ilan edilip,HDP’nin kapatılması isteminin yanında, Osman Öcalan’ın Cumhur İttifakı lehine oy istemesiKürtlerde aptal yerine konulduğu duygusu yaratmaktadır.  Eskiden AKP ye giden Kürt oylarında büyük oranda düşme hissedilirken MHP’nin bu konuyla ilgili oylarının da arttığını söylemek saflık olur.

Artık tesettürlü bayanlarda protestolarda oldukça kalabalık şekilde görülmektedir. AKP ye oy verenlerde de eski kararlılıkyoktur. Çünkü yoksulluk ve açlık insanın aklını başına getiren en etkili bir uyarıcıdır. Son günlerde hızla yayılan salgın hastalık için haklı olarak (AKP kongrelerindeki vurdumduymazlık nedeniyle) Başkan Tayyip Erdoğan suçlanıyor. Bu şimdi açıkça söylenemezsede, ölümler artıkçayakılan ağıtlarda mutlaka yansıyacaktır. Artık AKP’yi ne mağduriyet oyunları ne de darbe çığırtkanlığı kurtarır.

Bir Başkan, bütün yetkileri kendinde topladıktan sonra ülke yönetmeyi faydacı ve eksantrik yöntemlere indirger, bir gün önce konuştuğunu veya imzaladığını bir gün sonra reddederse sonuç ancak bu kadar olur. Kendini beğenmişlik, şişinme ve hanedanlık öykünmesi iyi şeyler değildir.Aslında geçerli olan şey insanın kendisiyle, ilgili yapmış olduğu “Kıyas Düzeyi Ölçüsünün” tutarlı olup olmamasıyla ilgilidir. Yanlış kıyaslama zamanla kimlik sorunu da yaratır.

Tayyip Erdoğan tipi başkanlık kolay bir şey değildir. İnsanı bütün cürümlere karşı tek sorumlu yapar. AKP’nin bütün yöneticileri bu sistemde “emirkulu” hükmündedir. Çünkü devran birden bire değişir, hesap verme süreci başlarsa kendilerini öyle savunacaklardır. Bütün sucu Başkan olduğu içinTayyip Erdoğan’ın üzerine atacaklardır.

Geçmişten bir ders çıkarmak adına bir alıntıyı yansıtmakta yarar gördüm.

“İnönü gidişatı iyi görmüyordu. 3 Temmuzda toplanan Parti VIII. Kurultayında, şöyle konuşacaktır:

Mücadele ettiğimiz cereyanlar hesapsızdır.İktidarla – Muhalefet arasındaki münasebet, şuursuz bir çekişme ve dalaşma halinde soysuzlaşırsa, Demokratik Rejimin geleceğiyoktur.

Menderes’in; 13 Haziran 1950’de İnönü’yü, Demokrat Parti grubunda, işin mahiyetini dahi bilmeden, nasıl Hükümet Darbesi tertibi ile suçladığını biliyoruz. Karakteri ve maksadı belirsiz bir albayın ihbarına dayanışarak yapılan çıkış dayanıksızdı. Ama buna rağmen bir kısım yüksek rütbeli ordu büyüklerinin yerleri değiştirilerek,daha pasif hizmetlere atanmaları, 15 generalle, 150 albayın da kısa zamanda emekliye sevk edilişleri, Menderes’in, orduda iyi tesir yapmayan ilk müdahalesi oldu. İnönü’nün mukabelesi şuydu:

Orduyu kendinin zanneden, kendi kendini aldatır. Ordu, kendi kanunları içinde yaşar…

Bir süre sonra Milli Savunma Bakanlığına getirilecek olan ve Kurmay Yarbaylıktan gelen Seyfi Kurtbek, ordu hakkında özel görüşlere sahipti:

“Milli savunmayı her şeyden önce, siyasi olarak teşkilatlandırmalıdır”.

Daha sonrası olup bitenler için bir şeyler söylemeninanlamı yoktur.Bu gün her şey malum. 27 Mayısı, 12 Martı ve özellikle 12 Eylülü fiili olarak yaşamış bir insan olarak çekindiğim konu bir askeri darbe olmasıdır. Çünkükendi tespitlerime göre halk askeri darbeden korkmuyor. Artan sefalet ve yolsuzluklar, işsizlik, insan kayırmalar, halkla alay eder gibi yapılanpolitikalar, halkı canından bezdirir duruma gelmiştir. Aynı 12 Eylül öncesi gibi halk kurtarıcı arıyorsa asıl tehlike budur.

Ben İlker Başbuğ’un dediğine katılıyorum. Darbe mi? Erken seçim mi? İkilemi doğmuştur. Çok geç olmadan elbette ki erken seçim istiyorum. Tarih tekerrür etmesin.

Erol Çatma/05316728615

alayli.yazar@gmail.com `

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: