Yaşadığı en olumsuz koşullarda bile gereğinde hayatla dalga geçen, her fırsatta egemen güçlere kafa tutan sevgili Can Yücel bu günleri görseydi neler söylerdi acaba?

Evet içinde bulunduğumuz ekonomik, sosyal ve siyasi ortam; halkı öylesine derinden etkiledi ki artık işçi de memur da emekli de köylü de gençler de özellikle de kadınlar itirazlarını yüksek sesle haykırmaya başladı.

Daha da önemlisi işçi olmak için fabrikada çalışmak gerekmediğini anladı insanlar.

Sermaye karşısında emeğiyle kazanan, hakları için mücadele eden kol emekçisi de kafa emekçisi de mavi yakalısı da beyaz yakalısı da “zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan işçi” olduklarının farkına vardılar.

Ülkemizde sendikal mücadelenin cılız, sendikal hakların çok sınırlı olduğunu hepimiz biliyoruz.

1960 sonrası oluşan kısmi özgürlük ortamında filizlenmeye başlayan işçi sınıfı hareketi 70’li yıllarda önemli bir ivme kazanmasına karşın 12 Eylül faşist yönetimi tüm örgütlü kesimleri olduğu gibi sendikal mücadeleyi ve işçi sınıfı hareketini de işlevsiz hale getirdi.

20 yıllık AK Parti iktidarı döneminde sermayeyle uyumlu, iktidar yanlısı bir sendikacılık hakim kılınmak istendi.

İşin doğrusu AKP bu konuda hayli başarılı da oldu.

Ancak son günlerde yaşadığımız ekonomik sıkıntılar, hukuksuz uygulamalar, haksız, adaletsiz yönetim anlayışı giderek hayatı çekilmez hale getirdi.

Bir dönem Erdoğan’ın şahsında toplumda karşılık bulan iktidar, kimi popülist projeleriyle ayakta kalmayı başarsa da özellikle de son yerel seçimlerdeki beklemediği yenilgiyle şok oldu.

“İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” diyen Erdoğan ve adamları bir panik havasıyla daha otoriter, daha baskıcı daha kutuplaştırıcı tutum ve davranışlarıyla toplumda elde ettikleri tüm sempatiyi yitirdikleri gibi kendi tabanlarını da kontrol edemez hale geldiler.

Dumanı dağıtacak yıldız, poyraz başladı

Bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı

Bu fırtına yarın ki sütlimanlara bedel

Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Boşuna değil moto- kuryelerin çabaları, tekstil işçileri boşuna direnmiyor.

İkizce de İkizdere’de köylülerin nöbeti boşuna değil.

Boğaziçi’nde boşuna değil öğrencilerin hak arayışları

Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark

Ve durdu muydu bir gün bu kör, avara kasnak

Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak

Sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel

Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Her ne kadar örgütsüz, lideri olmadan, kendiliğinden gelişen tepkiler gibi görünse de sonuçları itibariyle, kazanılan haklar dikkate alındığında iktidar mücadelesi veren muhalefet partilerinin çıkaracakları çok dersler var.

Trabzon’da 10 yaşındaki bir çocuğun eline mikrofon tutulup ana muhalefet partisi liderine “hain” diye bağırtılmasına karşı harcayacağınız enerjiyi kendilerine yol arayan, ancak şimdi işçi olduklarının farkına varan bu emekçilerin mücadelesine destek olmaya harcasanız daha iyi olmaz mı?

Şu günlerde yaşanan enerji krizi ve vatandaşa ödettirilen yüksek faturalara karşı yarın iktidar olursanız nasıl bir enerji politikası uygulayacağınızı anlatsanız daha iyi olmaz mı?

Köylükler uykusunda döndü dönüyor sola

Güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla

Başaklar gövderdi bak başkoydular bu yola

Şaltere uzanıyor allaha açılmış el

Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel

Görünen o ki, önümüzdeki günler havalar da siyasette ısınacak.

Bugün elektrik, doğalgaz faturalarını yakanlar, önümüzdeki günlerde araçlarına akaryakıt alamayacaklar, köylüler tarlasını işleyemez, emekli kirasını ödeyemez, işçiler evlerine ekmez götüremez hale gelecekler.

Öte yandan iktidar, yönetemediği ülkeyi daha çok yasak, daha çok baskı ve otoriter yöntemlerle yaşanmaz hale getirecek.

Oysa bizim başka gidecek bir yerimiz yok.

Onlar şimdiden yurtdışına para transferlerini yaptılar, başka ülkelerde mülkler edinerek vatandaşlık hakları elde ettiler.

Ama bizim için, emeğiyle geçinenler için, işçiler için başka Türkiye yok.

Şimdi zaman Türkiye’ye sahip çıkma zamanı.