Mevsimsel geçişinde içinde olduğumuz, kış şartları ülkenin neredeyse tamamın da etkili oldu.

Buna bağlı olarak gerek altyapı elektrik-doğalgaz, su, ulaşım ve iletişim olmak üzere yaşamı derinden etkiledi.

İsparta’da neredeyse 5 gündür şehir karanlığa, dona teslim oldu. Basın yansıyan haberlerden can kayıplarına kadar vardı.

İktidar bu çözümsüzlük karşısında İsparta Valisi’ni görevden almak durumda kaldı.

Kentte ulaşımda-yatırımda Kilimli Sahil yolu bağlı olarak tüneller gecikmeli hizmete girdi.

Tüm bu karşılaş tığımız sorunları sadece doğal afete bağlamanın, geleceğimiz açısından hiç de hayırlı bir iş olmadığını, sahil yolu dolgu palanlarının, kamusal harcamaların doğru noktalara harcanmadığını geçtiğimiz haftalarda hepimize gösterdi.

Açılışı yapılan tüneller ve karayolu Karadeniz’in doğal dalgaları nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılışı gecikmeli ancak online yapma olanağı yarattı.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu yana çevre sorunları insanlığın geçmişte tanık olmadığı boyutlarda şiddetlenmiş ve son yıllarda dünya, küresel bir ekolojik krize sahne olmuştur.

Ekolojik kriz, üretim, biriktirim ve tüketim sistemindeki çarpıklıklar ile doğal kaynaklar üzerindeki anti- demokratik karar alma ve yönetim mekanizmalarından kaynaklanan tutumlar sorunların çözümü yalnızca çevresel duyarlılığın artırılması ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ile değil, siyasal, sınıfsal, toplumsal ve ekonomik girdilerin tümünü kapsayan geniş perspektifli bir yaklaşımın ortaya konmasıyla mümkün olabileceği dile getirilmektedir.

Kentimizin Batı’sından, Doğu’suna, Güney’inden, Kuzey’ine kadar bütün alanlarda bir anlamda çevre krizi yaşanıyor.

Önceki gün, Çaycuma Organize Sanayi Bölgesinin doğu kısmında kalan 230 dönüm arazi Çağ Çelik tarafından hurda eritme tesisi yapılmak üzere kamulaştırma çalışmaları ile ilgili olarak vatandaşlar tepkilerini dile getirdi.

Yöre halkı adına, açıklama yapan, Ecder Dombaycı Birincisi mahallemizin sahip olduğu son ve en değerli arazilerimiz elimizden alınmak istenmekte, mahalleye yaşam hakkı tanınmak istenmemektedir.

İkincisi mahallenin büyümesi ve genişlemesi imkanı kalmayacaktır. Üçüncüsü mahallemiz, Organize Sanayi Bölgesi ile eski Çaycuma -Perşembe yolu arasına sıkıştırılacaktır.

Dördüncüsü Filyos Endüstri Bölgesi yapılarak bölgenin cazibesi artacağından, genişleyen sanayi ile birlikte mahallemizin de bir gün kamulaştırılmayacağını kimse garanti edemez.

Beşincisi özellikle pandemi döneminde gördük ki, insanlar büyük şehirleri terk etmekte, doğal hayat sürmek için köylerine, memleketine dönmektedir. Şehirde yaşayanlar, şehirden kaçarken, bizler mahallemizin yanındaki bu tarla ve arsaların fabrika ve binalarla doldurulmasını istemiyoruz”dedi.

Geçtiğimiz haftalarda TMMOB Maden Mühendisleri Kongresi’nde konuşma yapan Çevre Derneği Başkanı Ahmet Öztürk’te aynı noktalara dikkat çekmiş ve TMMOB bileşenlerini (Çevre Mühendisleri Odası-İKK)’ı göreve çağırmıştı.https://youtu.be/zyXdTpE7Xtk

Yine son günlerde basına yansıyan, Kdz Ereğli, Kıyıcak –Kavakderesi’nde Eski bir taş ocağına Zonguldak İl Özel idaresi 24.5 Hektarlık bir alanı içine alacak şekilde Ruhsat verdi.

Bölgede 75 Hektarlık bir alan maden sahası ilan edilmiş. İl özel idaresi tarafından ruhsatlandırılan alanda içinde Kıyıcak Mahallesinden özel Arazileri de kapsadığı ve Kıyıcak Mahallesi sakinleri , Ereğli Çevre yolu projesini , su kuyularını, Tarım arazilerini ,Kavakdersini içine alan Taş ocağı Ruhsatın iptali için Zonguldak İdare Mahkemesine dava açtıklarını öğreniyoruz.

Tüm bunları incelerken aklıma bu kentte Çevre Mühendisleri ne yapar, bunca çığlığa rağmen o sıcak koltuklarından neden kalkmazlar diye merak ettim doğrusu.

Bülent Ecevit Üniversitesi’nin Çevre Mühendisliği Bölümünü inceledim, isimlerinin önlerinde Prof.Dr. vb takıları olan öğretim görevlileri, bölüm başkanlarını gördüm.

Sonra Belediyeleri, İl Çevre Müdürlükleri, DSİ,TTK gibi kamu kurumlarında hepsinde çevre mühendisleri olduğunu gördüm ama bir şeyi göremedim.

TMMOB’a bağlı Çevre Mühendisleri Odası-temsilcisini, merak ettim ilgili dostlarımıza sordum.

Bu görevi İKK üzerinden yürütüldüğünü öğrendim.

Yıllardır bu kentte, denizlerin hafriyatla, ormanların kesilerek katliama uğradığını, toplumun her geçen gün kanser oranlarının artmasına neden olan Termik santrallerin, çevreyi kirleten birçok üretim tesisinin neden rahat hareket ettiğini anlamış oldum.

Bu konu TMMOB’un buyun borcudur.

Nasıl ki maden alanında bir omurga oluşmuş ise, denizi, ormanı, suyu, doğal yaşam alanları ile bu güzelim kentte Çevre Mühendisleri Odası’nın örgütlenmesi, aktif hale gelmesi zorunluluktur.

Bu hem bugünün hem de geleceğimizin sorunudur. Bugüne kadar bu görevi en fedakarca yürüten, Başta TEMA ve Çevre Derneği başkan ve üyelerini tebrik ediyorum.Ama geleceğimiz için bu çabanın da yeterli olmadığını hepimiz biliyoruz.

Çevre Mühendisleri bir anlamda vebal altındadır.

Meslek etikleri olarak yaşadığımız kentin can alıcı sorunlarına mutlaka müdahil olmalıdırlar.

Bilim insanları kentin geleceği konusunda mutlaka öncülüğü üstlenmelidirler.

Vatandaş daha ne yapsın?