Devlet iktidarını bir darbeyle ele geçirdikten sonra diktatörlük kurarak düzeni değiştirme fikri, François-Noël Babeuf’e atfedilir. Baböf, jakoben eğilimin en radikal sözcülüğünü yapmıştır.

Baböf çizgisini, daha sonra ütopik sosyalist Louis-Auguste Blanqui devam ettirmiştir. Blanki’ye göre, sosyalizmi kurmak için, bir darbeyle devlet iktidarını ele geçiren devrimci öncünün diktatörlüğü altında halkı eğitmek gerekir.

Engels, Blanki’nin darbeci zihniyetini şöyle eleştirir:

“Blanki’nin küçük bir devrimci azınlığın ani bir darbesiyle devrim yapılabileceği varsayımından çıkan sonuç, girişimin başarısından sonra bir diktatörlüğün kurulması gerekliliğidir. Şüphesiz ki bu, devrimci sınıfın, yani proletaryanın bütününün diktatörlüğü değil, fakat ayaklanmayı gerçekleştiren ve bizzat kendileri de bir ya da birkaç kişinin diktatörlüğü altında örgütlenen küçük bir azınlığın diktatörlüğüdür.” (F. Engels, “Blankici Komün Mültecilerinin Programı”, 1874, MESE, İng. c. 2, s. 381.)

1847’de kurulan Komünistler Ligi’nin Fransa kanadını Blanki taraftarları oluşturuyordu. Marks, aynı çatı altında buluştuğu Blanki taraftarlarının zihinsel dünyasına bir yol açıp onları etkileyebilmek için Blankici literatürdeki diktatörlük lâfzını şerh ederek ödünç aldı.

Marks’ın zamanında diktatörlük kelimesi, bugünkü gibi, despotik yönetim anlamına gelmiyordu. Diktatörlük, olağanüstü zamanlardaki geçici yönetim demekti. Marks, Blankici literatürde seçkin azınlığın yönetimi anlamında kullanılan diktatörlük lâfzını, muazzam kalabalıkların yönetimi olarak şerh etti.

Marks, Blankici harekete, küçük bir liderler grubunun değil, fakat sınıfın bütününün yönetimi anlamına gelmek üzere “proletaryanın sınıf diktatörlüğü” fikrini önerdi:

“(Fransa’da – YZ) proletarya gitgide devrimci sosyalizmin çevresinde, bizzat burjuvazinin Blanki adını taktığı komünizm çevresinde toplanıyor. Bu sosyalizm, devrimin sürekliliğinin beyanıdır, genel olarak sınıf farklılıklarının ortadan kaldırılmasına, sınıf farklılıklarının dayandığı bütün üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılmasına, bu üretim ilişkilerine tekabül eden bütün toplumsal ilişkilerin ortadan kaldırılmasına, bu toplumsal ilişkilerden doğan bütün düşüncelerin devrimcileştirilmesine zorunlu geçiş olarak proletaryanın sınıf diktatörlüğüdür.” (K. Marks, “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri”, 1850, MESE, İng., c. 1, s. 282.)

Şimdi Lenin’in Marks’ı nasıl revize ettiğine bakalım:

“Tek parti diktatörlüğü kurmakla suçlandığımızda … diyoruz ki: ‘Evet, tek parti diktatörlüğüdür bu! Bunu savunuyoruz ve bu pozisyonu değiştirmeyeceğiz. Çünkü bu parti, on yıllar içinde, bütün fabrika ve sanayi proletaryasının öncülüğünü kazanmıştır.’” (V. İ. Lenin, “Birinci Rusya Eğitim ve Sosyalist Kültür İşçileri Kongresi’ne Hitap”, 31 Temmuz 1919, TE, İng., c. 29, s. 535.)

“İşçi sınıfının diktatörlüğü Bolşevik parti tarafından, ta 1905’de, hatta daha öncesinde devrimci proletaryanın tamamıyla iç içe geçip birleşen parti tarafından yürütülüyor.” (V. İ. Lenin, “Kolçak’a Karşı Kazanılan Zafer Münasebetiyle İşçi ve Köylülere Mektup”, 24 Ağustos 1919, TE, İng., c. 29, s. 559.)

– “İşçi sınıfının diktatörlüğü Bolşevik parti tarafından … yürütülüyor”.

– Niye?

– Çünkü Bolşevik parti, “devrimci proletaryanın tamamıyla iç içe geçip birleşen parti”dir.

– İç içe geçtiğini nereden biliyoruz?

– Çünkü Lenin öyle söylüyor!

Yer, on birinci parti kongresi. Sanki Zati Sungur, zihinleri hipnoz sarkacına bindirmiş akort ediyor. Matruşka bebek içinden matruşka bebek çıkıyor:

“Bu toplumda devlet burjuvazi tarafından değil, fakat proletarya tarafından yönetiliyor. (Gelgelelim – YZ) ‘devlet’ dediğimiz zaman kendimizi, proletaryayı, işçi sınıfının öncüsünü kastettiğimizi anlamak istemiyoruz. … devlet … işçilerdir, işçilerin ileri kesimidir, öncüsüdür. Biz devletiz.” (V. İ. Lenin, “On Birinci Parti Kongresine Rapor”, 27 Mart 1922, TE, İng., c. 33, s. 278.)

Devleti işçiler yönetiyor… O halde devlet işçilerdir… Devlet işçilerin ileri kesimidir… Devlet işçilerin öncü kesimidir… Zihinler böyle kıvama getirildikten sonra bakla ağızdan çıkıyor ki, tutmayın bre, biz devletiz, devlet biziz! Hurraa, alkış kıyamet!

Lenin’in kurguladığı bu zihinsel girdap, “devlet genel sekreterdir”e kadar gitmiştir. Ortamlarda sen yine Stalin’e ah et!

Devir cahiliye devri. Zihinler çorba. Her nabza göre şerbet veren kokteyl teoriler imal ediliyor. Blanki şerbeti, o dönemki kurtuluş reçetelerinde pek muteber. Bolşevik kokteylde de bolca Blanki var. Darbeci halaskâr damarın Osmanlı’daki temsilcisi ise İttihat ve Terakki.

“Leninizm yolumuzu aydınlatıyor”! Eline tutuşturulan o fenere iyi bak! O fenerde Blanki var, Enver var, Talat var!

https://marksistelestiri.net/author/yusuf-zamir/