İngiltere’de yayınlanan günlük Morning Star gazetesi yazarı ANDREW MURRAY, Rusya’nın savaşçı bir askeri güç olarak yükselişinin Sovyetler Birliği’nin hedefleriyle hiçbir ilgisi yok – şu anda ne kadar uzak görünse de, savaş karşıtı, enternasyonalist ilkeye bağlı kalmalı ve hem NATO’ya hem de Putin’e karşı çıkmalıyız, diye yazıyor

9 Mart 2022

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali şok edici, ama şaşırtıcı değil. Yıllar öncesinden bir savaş telgrafı çekildiyse, o da bu savaştır.

Köşe yazarınız 1997’de bir kitap yayınladı ve üçüncü dünya savaşı çıkarsa bunun Ukrayna’nın içinde ve üzerine olacağını öngördü. Bu tür uyarılar ciddiye alınmadı, çünkü dünya o zamanlar kapitalizmin zaferinin ve onun yeni bir dünya barış düzenine dair sahte vaadinin tadını çıkarıyordu.

Rusya, 1919 Versailles barışından sonra Almanya’ya benzer bir konumdaydı – kargaşa içindeki ekonomisi küçülmüştü ve ABD tarafından küçümsenmekteydi.

Rusya’nın boyun eğişinin sonsuza kadar sürmeyeceğini ve emperyalist Batı’nın liderlerinin, SSCB çökerken askeri güçlerini doğuya doğru genişletmeme konusundaki vaatlerini tutmadıkları için pişmanlık duyabileceklerini görmek kolaydı.

Ama bu tek kutuplu anın zirvesiydi. ABD görünüşe göre istediğini yapabilirdi. 2003 Irak işgalini destekleyen ve sonunda organize eden kişiler olan Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi, ABD politikasının temel hedeflerinden biri olarak, Rusya’nın büyük güç statüsünü yeniden kazanmasını engellemek üzere eski “Sovyet alanı”nın yeniden bütünleşmesinin önüne geçme yoluna başvurdu.

ABD’nin sadık İngiliz satrapı tarafından desteklenen küresel hegemonyası için pek çok şey denebilirdi ama bugün sürekli kullanılan tabirle “kurallara dayalı bir düzen” denemezdi. Sırbistan, Irak veya Libya halkına sorun.

Versay’ın adaletsizlikleri Hitler’i mazur göstermediği gibi, ABD gücünün aşırılıkları da Putin’in bugünkü savaşını haklı çıkarmaz (Nazi diktatörüyle karşılaştırmalar kaçınılmaz olsa da çocuksu bir savaş propagandası mecazıdır).

Ukrayna’nın işgali, savaşın olağan dehşetlerine yol açtı – sivil ölümler, harap edilmiş şehirler, paramparça edilmiş altyapı, devasa mülteci kuyrukları. Ukraynalıların ve Rusların, büyük ölçüde geleneksel Rus topraklarında yaşayan tek bir halk olduğu gerekçesiyle Ukrayna devletini sona erdirme tehditleri de dahil olmak üzere, küstahça emperyalist olan argümanlarla mazur gösterildi. Bu, ABD önderliğindeki dünya blokunun emperyalizmi olmayabilir, ama imparatorluğun mantığıdır.

2014 Maidan darbesinden sonra kültürlerini ve kimliklerini giderek daha fazla inkar eden ve bunun yerine Nazi işbirlikçilerini ve Holokost (Yahudi soykırımı) tacirlerini kutlayan bir Ukrayna’da hapsolan Rusların kendi kaderini tayin hakkı da dahil olmak üzere sahip oldukları haklar diye bir sorun var. Ancak Rus sosyalisti Boris Kagarlitsky’nin bilgece belirttiği gibi, Harkov’daki birçok insan Ruslar tarafından yönetilmekten belki mutlu olabilir ama onlar tarafından bombalanmaktan değil.

Putin’in motivasyonuna dair daha kesin ipuçları arayanlar için, Sovyet anayasasında kendi kaderini tayin etme ilkesini benimsediği için Bolşevizme ve Lenin’e yönelik kapsamlı saldırısı yeterince açıklayıcı olmalıdır.

Ukrayna’nın tarafsızlığına yönelik talep güçlü bir taleptir. NATO, son çeyrek yüzyılda, yalnızca ABD gücünün bir aracı olmakla kalmayıp, 1999  Yugoslavya olaylarından itibaren saldırgan ve yasadışı savaşlarda kullanılabileceğini de kanıtlamıştır. Ne kadar demokratik olursa olsun, hiçbir Rus hükümeti, NATO’nun kendi sınırlarına doğru genişlemesine kayıtsız kalamaz. Ancak, şimdiki çatışma muhtemelen NATO’nun elini Avrupa genelinde siyasi olarak güçlendirecektir.

ABD’nin baskısı altında olan ve neo-faşist milliyetçilere rehin düşen Ukrayna hükümeti, bir tür güvenlikli tarafsızlık yolunu benimseyip ülkenin doğusunda özerkliğe izin vererek (şimdiki) savaşı önleyebilecek basit adımları atamadı. Ama bu, sorunların savaşla çözümlemesi için iyi bir gerekçe olmamalıdır.

Putin’in bugünkü eylemleri, 2008’de Gürcistan’daki çatışmanın ve 2014’te Kırım’ın ilhakının aksine, pek tepkisel olarak görülemez. Birinci savaş Gürcistan’ın Güney Osetyalılara saldırmasıyla, ikincisi ise Kiev’de seçilmiş cumhurbaşkanının devrilmesiyle başlamıştı.

Bugün ise, Putin diplomasinin beceriksizliğinden bıkmış ve bunun yerine şiddete başvurmuş gibi görünüyor.

Hedefleri kesinlikle Sovyetler Birliği’ni yeniden tesis etmeyi içermiyor. Rusya cumhurbaşkanı bunu yapmak istiyorduysa, işe en başta Rusya’daki oligarşik mülkiyeti kamulaştırarak başlayabilirdi. Bu, Boris Johnson’ın kokuşmuş hükümetinin İngiltere’yi küresel süper zenginler için bir cehennem haline getirmesi, ya da mülteciler için misafirperver hale getirmesi kadar muhtemel görünüyor.

Savaşa karşı gösteri yapan on binlerce cesur Rus da muhtemelen SSCB’yi yeniden kurmak istemiyor. Ama oligarşik rejimin “yurdu” talan etmesine karşı, barış için mücadele ediyorlar. Ve bu bir başlangıç. Bizim kendileriyle dayanışmamızı hak ediyorlar.

Bizim düşmanımız da içeridedir. İngiliz diplomasisi, Fransa veya Almanya hükümetleriyle karşılaştırıldığında bile, durumun bu hale gelmesine çok katkıda bulundu ve sorunun çözümü için hiçbir şey katmadı. Bugün, (başbakan) Johnson veya (dışişleri bakanı) Liz Truss, Putin’in “kaybetmesi gerektiğini” söylediklerinde, kendi emperyalist gündemlerinin peşinde Ukraynalıların kanının son damlasına kadar savaşmaya hazır olduklarını açıkça ortaya koyuyorlar. Onlar bugün sadece Irak işgali zamanından da kötü bir savaş psikozu yaratmaya yeteneklidirler.

Biz bu politikaya ve onun iki taraflı (Muhafazakar ve İşçi Partili) savunucularına meydan okuyarak barışa katkıda bulunuyoruz. Savaş karşıtı hareket, Rus birliklerinin derhal geri çekilmesi talebinin yanı sıra, NATO’nun genişletilmesine son verilmesini ve askeri-politik gerilimin azaltılmasını talep ediyor.

Ancak barış, İşçi Partisi’nin gündeminde değildir. (Parti genel başkanı) Keir Starmer ayrıca kendisine yerli bir düşman buldu:  İngiliz sosyal demokrasisinin Afganistan ve Irak üzerindeki yalanlarını ve yanılsamasını doğru bir şekilde sergileyen savaş karşıtı hareket! Böylece İşçi Partisi’nin otoriter emperyalist liderliği daha fazla haklı çıkartılacak.

Bu, işçi sınıfının yenilgisinin enkazı üstünde oluşan bir savaştır. Avam Kamarası Savunma Komitesi’ne başkanlık eden Tory savaş tellalı Tobias Ellwood, bugünün saldırganlığını 1991 hiç yaşanmamış gibi “Kızıl Ordu”ya bağlayan bir makale kaleme aldı.

Kızıl Ordu 1944’te savaşarak Ukrayna’ya girdiğinde, saflarında tekil askerlerden, çavuşundan generaline kadar yüzbinlerce Ukraynalı vardı. Bir kurtarıcı olarak selamlandıydı. Sancaklarında Putin’in nefret ettiği Lenin’in imajı vardı.

Aynı nehirde iki kere yüzemezsiniz. Bugün mevcut krize en iyi yanıt olarak işçi sınıfı enternasyonalizminin ve sosyalist iktidarın yeniden canlanmasını teşvik etmek ütopik görünüyor. Ama açıkçası, ondan daha iyi bir seçenek yok.

Yukarıda Türkçe çevirisini yayınladığımız metnin İngilizce orijinalini de aşağıda veriyoruz.

The cold war is back but the USSR is not

The rise of Russia as a belligerent military power has nothing to do with the goals of the Soviet Union — as far-fetched as it may seem right now, we must stick to anti-war, internationalist principle and oppose both Nato and Putin, writes ANDREW MURRAY (Morning Star)

RUSSIA’S invasion of Ukraine is shocking. But it is not surprising. If any war has been telegraphed for years in advance it is this one.

Your columnist published a book in 1997 predicting that if a third world war were to break out, it would be in and over Ukraine. Such warnings were not taken seriously, since the world was then basking in the triumph of capitalism and its fraudulent promise of a new world order of peace.

Russia was in a position similar to Germany after the 1919 Versailles peace — diminished, in economic turmoil and treated with scorn by the US.

It was easy to see that Russia’s prostration would not last forever and that leaders of the imperialist West might come to regret their casual breaking of promises not to expand their military power eastwards as the USSR collapsed.

But that was the peak of the unipolar moment. The US could apparently do as it pleased. The Project for a New American Century — the people who promoted and eventually organised the 2003 Iraq invasion — set about ensuring there was no reintegration of the former “Soviet space” as one of the key objectives of US policy, lest Russia regain great power status.

The global hegemony of the US aided by its faithful British satrap was many things but it was not a “rules-based order,” to use the phrase continually invoked today. Ask the people of Serbia, of Iraq or Libya.

The injustices of Versailles did not excuse Hitler. Nor do the excesses of US power justify Putin’s war today (although comparisons to the Nazi dictator are an infantile if inevitable trope of war propaganda).

The invasion of Ukraine has led to the usual horrors of war — civilian deaths, ruined cities, shattered infrastructure, huge columns of refugees. It has been justified by arguments that are brazenly imperialistic, including threats to terminate Ukrainian statehood on the grounds that Ukrainians and Russians are one people, living in large part on traditional Russian lands. This may not be the imperialism of the US-led world bloc, but it is the logic of empire.

There is certainly an issue concerning the rights, including the right to self-determination, of Russians caught in a Ukraine which after the 2014 Maidan coup has increasingly denied their culture and identity and celebrated Nazi collaborators and Holocaust-mongers instead. But as Russian socialist Boris Kagarlitsky sagely noted, many people in Kharkiv may be happy to be governed by Russians, but not to be bombed by them.

For those seeking more conclusive clues to Putin’s motivation, his extended attack on Bolshevism and Lenin for enshrining the principle of self-determination in the Soviet constitution ought to be sufficient.

The demand for Ukrainian neutrality is a firmer one. Nato has proved over the last quarter century that it is not only an instrument of US power, but that it can be deployed in aggressive and illegal wars, from Yugoslavia in 1999 onwards. No Russian government, however democratic, could be indifferent to Nato’s expansion to its borders. But this conflict is only likely to strengthen Nato politically across Europe.

The Ukrainian government, under pressure from the US and hostage to neo-fascist nationalists, failed to take the simple steps that could have averted war, by embracing some form of secure neutrality and permitting autonomy in the country’s east. That is no good reason for solving the problems by war, however.

Unlike the conflict in Georgia in 2008 and the annexation of Crimea in 2014, Putin’s actions today can hardly be seen as reactive. The former war began with Georgia assaulting the South Ossetians and the latter with the overthrow of the elected president in Kiev.

Today, Putin appears to have simply become exasperated by faltering diplomacy and turned to violence instead.

His objectives certainly do not include restoring the Soviet Union. If the Russian president wanted to do that, he could start by nationalising oligarchic property in Russia. That seems about as likely as Boris Johnson’s rancid government making Britain either inhospitable to the global super-wealthy or hospitable to refugees.

The tens of thousands of brave Russians demonstrating against war probably don’t want to restore the USSR either. But they are campaigning for peace against the depredations of the oligarchic regime “at home” and that is a start. They deserve our solidarity.

Our enemy too remains at home. British diplomacy has contributed much to this demarche and nothing to its resolution, even compared to the governments of France or Germany. Today, when Johnson or Liz Truss say that Putin “must lose” they are making clear that they are ready to fight to the last drop of Ukrainian blood in pursuit of their own imperialist agenda. They are skilled only in their manufacture of a war psychosis, worse today than at the time of the Iraq invasion.

We contribute to peace by challenging that policy and its bipartisan proponents. The anti-war movement demands an end to Nato expansion and a military-political de-escalation, alongside the immediate withdrawal of Russian troops.

Peace is not Labour’s agenda, however. Keir Starmer has also found an enemy at home — it is the anti-war movement which correctly exposed the lies and illusions of British social democracy over Afghanistan and Iraq. There will be a further vindication over the authoritarian imperialist leading Labour.

This is a war which stands on the ruins of working-class defeat. Tory war hawk Tobias Ellwood, who chairs the Commons defence committee, penned an article attributing today’s aggression to the “Red Army” as if 1991 had never happened.

When the Red Army had to fight its way into Ukraine in 1944, it numbered hundreds of thousands of Ukrainians in its ranks, from private soldiers to generals. It was hailed as a liberator. It had on its banners the image of the Lenin who Putin despises.

You can’t cross the same river twice. It seems utopian to urge a revival of working-class internationalism and socialist power as the best answer to the present crisis. But there is not an obviously better one.