“DİLAVER PAŞA NİZAMNAMESİ

Osmanlı döneminde Zonguldak Kömür Havzasında ki madenlerde çalışanlarla ilgili düzenlemeler getiren, 1867 de çıkartılıp 1921 ‘ e kadar yürürlükte kalmış yönetmelik. Adı Ereğli Madeni Hümayunu İdaresinin Nizamnamesi olup, hazırlayanın adıyla Dilaver Paşa Nizamnamesi veya kısaca “Teamülname” olarak bilinir.

Osmanlı Devletinin 19’uıncu yy’lın ortalarına kadar madende çalışanların hakları Şer’i hükümler ile düzenleniyor, ücretler fermanlar ile belirleniyordu. 1858 de çıkartılan “Arazi Kanunnamesi” ile madenlerin mülkiyeti; 1867’ de çıkartılan Dilaver Paşa Nizamnamesi ile madenleri çalışma ve işletme koşulları düzenlendi. 1869 da çıkartılan “Maadin Nizamnamesi” ile zorunlu çalışma yasaklandı.”5

“Zorunlu çalışma” aynı ansiklopedide şu şekilde tanımlanıyor.

“Tanımdan anlaşılacağı üzere, zorunlu çalışma köleliğin izlerini taşımaktadır. Kişi, karşılık olarak ücret alsa bile, gönülsüz bir şekilde çalıştırılmaktadır. Çalışma, iş görme, kişinin serbest iradesiyle yüklendiği bir yüktür. Bu yükün kişiye zorla kabul ettirilmesi, kendisinin iradesi dışında bir faaliyette bulunmaya mecbur bulunması hem kişi hürriyetiyle bağdaşmayan bir husustur, hem de bu duruma sokulan kişi için bir eziyet teşkil eder.

Zorunlu çalışma devletlerin idari sistemleri ile yakından ilgilidir. Genellikle çoğulcu demokrasi rejimleriyle idare edilen ülkelerde hiç görülmezken, otoriter rejimlere bilhassa kollektivist otoriter rejimlere doğru kayıldıkça, zorunlu çalışma bilhassa devlet eliyle yürütülür. Yöneticiler, zorunlu çalışma sistemini tam istihdamı sağlamada bir iktisat politikası aracı olarak kullanmakta, insanlar devletin tayin edeceği işte ve yerde çalışmaya mecbur tutulmaktadır. Havzada yürürlüğe giren Dilaver Paşa Nizamnamesi zorunlu çalışmayı da içermektedir. 1869 da çıkartılan Maden Kanunu Havzada zorla çalıştırmayı yasaklamıştır.”6

Yukarıdaki tespitler yanlıştır. Yanlışlığın nedenlerini anlatabilmek için, Kömür Havzasında böyle bir nizamnameye niçin ihtiyaç duyulduğuna açıklık kazandırmak gerekmektedir.

Resmi Tarihçilere göre Havza’da ilk kömür 1848 yılında üretilmiştir. Havza 1864 yılına kadar Hazine-i Hassa tarafından yönetilmiştir. O dönemlerde Osmanlı İmparatorluğunun savaş ve ticaret gemileri ile demir yolu ulaşımı buhar enerjisi ile çalışır duruma gelmiştir. Ayrıca savaş sanayi ve diğer sanayi kolları da buhar enerjisine bağımlı hale gelince İmparatorluğu yönetenlerin dikkatleri Kömür Havzasına çevrilmiştir.

1864 yılına gelindiğinde Havzanın idaresi Abdülaziz tarafından Bahriye Bakanlığına devredilir. Bahriye Bakanlığı ihtiyacı olan kömürü kendisi üretecektir. 1864 yılı Havza için bir dönüm noktası olur.

Kaptanı Derya Ahmet Vesim Paşa 10 Şubat1280 (1864) tarihinde Kömür Havzasının tek sorumlusu olur. Dilaver Paşayı Ereğli Liva Kaymakamı ve Madeni Hümayun Komutanı olarak Kömür Havzasına tayin eder.

Dilaver Paşanın kömür üretimi için karşılaştığı en büyük engellerin başında işgücü açığı gelir. Hıristiyan dinini benimseyen ülkelerden farklı olarak, İslam Dininden kaynaklanan etkilerden dolayı madenlerde kadın işgücü de kullanılmamaktadır. Ayrıca yöre halkı tarımcılık, hayvancılık, denizcilik ve ormancılık gibi uğraşılarla geçimlerini çok rahat sürdürmektedirler. İnsanlar içinde bulunmuş olduğu Feodal Üretim ilişkilerinden memnundurlar.7

Maden ,işçiliği ise çalışma koşullarının zorluğundan ve düşük ücret nedeniyle cazip gelmemektedir. Bu nedenlerle Dilaver Paşa işgücü açığını kapatmakta oldukça zorlanmaktadır, bu problemi aşmak için hazırlamış olduğu nizamnamede “Zorunlu Çalışmayı” esas alır.

Dilaver Paşanın hazırlamış olduğu nizamname öncelikle üretimi hedefleyen belirli oranda da sosyal politika içeren bir nizamnamedir. Bu nizamnamenin en önemli maddeleri “Zorunlu Çalışmayı” içerenlerdir. Nizamnamenin zorunlu çalışmayı içeren bu maddeleri oldukça sert yaptırımlarla uygulanırken, sosyal politikaları, içeren maddelerin uygulandığını söylemek oldukça zordur.

Bu nizamnamenin en önemli özelliğinden birisi de 26 Nisan 1867 de yayınlanmasın rağmen Danıştay ve Bakanlar Kurulundan geçirilerek padişah imzasıyla onaylanmamasıdır, yani kanun değildir. Bu nizamname yöresel bir özellik taşıyarak etkilerini günümüze kadar sürdürmüştür.. Bir anlamda “Teamülname” (İş, bir işin oluşu, öteden beri olagelen muamele, yerleşmiş olan örf adet)veya “Örfü Hukuk” olarak ta ifade edile bilinir.

Bu nizamnameyle başlayan zorla çalıştırma Havza da Birinci Dünya Savaşında ilan edilen Seferberliğin kaldırıldığı 31 Ekim 1923 tarihi ile “Milli Koruma Kanunu” nun ilanı olan 18.1.1940 tarihleri arasında geçen zaman hariç 1947 yılına kadar sürmüştür.

18.1.1940 yılında MKK ile başlayan zorunlu çalıştırmada Dilaver Paşa Nizamnamesi’nin omurgası üzerine oturtulmuştur. (İşçi ve işyeri tasnifi, Direk Mükellefiyeti Vb. gibi )

Milli Koruma Kanunu, yürürlükten 1960 yılında kaldırılmasına rağmen, İkinci Dünya Savaşının bitiminde Dünyada olan sosyal değişiklikler Zonguldak ta da etkisini göstermiş maden işçileri üzerine yapılan “Zorla çalıştırma” ile ilgili baskılar giderek sönmeye başlamıştır. Bunda bir anlamda 1946 seçimlerinin etkisi de söz konusudur.

Mükellef olarak çalıştırmanın ortadan kalkmasına rağmen Devlet bundan doğan işgücü açığını katabilmek için bir takım sosyal politikaları uygulamaya koyarak maden işçiliğini cazip hale getirmeye çalışmıştır. Buna rağmen de Havza’da fazla çalıştırmalar belirli zorlamalarla devam etmiştir.

Dilaver Paşa Nizamnamesi yürürlükten kalkmasına rağmen, Dilaver Paşa Nizamnamesinin yaratmış olduğu sosyal etkiler günümüze kadar devam etmiştir.

Nizamnamenin “Zorunlu Çalışma” yı içeren maddeleri 21 inci maddeyle başlayıp 36 ıncı maddeye kadar sürmektedir.

Özellikle 21 inci ve 24 üncü maddeler ana konumuzu içerenlerdir.

“ Madde 21

Maden ocaklarında çalıştıracak işçi (kazmacı, küfeci ve direkçiler) Ereğli sancağında bulunan 14 ilçe halkına özgüdür. Bu ilçelerin yeni nüfus kayıtlarına göre 13 yaşından 50 yaşına kadar olan erkeklerden hasta ve sakat olanları ayrılarak sağlamları kayda geçirilip aşağıda ki yönteme göre işe alınırlar.’’

Bu maddede sözü edilen ilçeler şunlardır:

1-Oniki Divan (Bartın) 2-Viranşehir (Eskipazar) 3-Akçaşehir ve Karasu 4- Taraklıborlu (Safranbolu) 5-Zerzene (Perşembe) 6-Ulus 7-Amasra 8-Tefen 9-Benderliereğli 10 -Kocanaz (Horcanaz)11-Yenice 12-Devrek 13-Aktaş (Karabük’ün üzerinde bulunduğu yerleşim alanı) 14-Eflani

Madende zorunlu çalışacak ilçeler belli olduktan sonra, zorunlu çalışacak işçilerinde tasnifi de 24 üncü madde de şu şekilde yapılmaktadır.

“21 inci madde de belirlenen üç sınıf işçiden ocağın içinden dışarıya küfe ile kömür taşıyan ve yerinde işçi denilen küfeciyan topluluğundan bir köy defterinde ne kadar küfeci bulunursa bunlar ikiye bölünerek ayrıldıkları ocağa sıra ile gelirler, ocakta çalışma süresi 12 gündür. Nöbeti gelen gurup işbaşı yapar ,İş başından ayrılan gurupta köylerine dönerek ev işlerine ve ekin işlerine bakarlar.’’

Bu maddelerdeki zorunlu çalışmanın kaldırılması 1869 tarihinde yürürlüğe giren Maden Kanunu’nun 61 inci maddesine dayandırılmakta ve araştırmacılarında birbirinden alıntı yapmasıyla bu hata zincirleme olarak devam etmektedir.

Benim tespitlerine göre ise durum daha farklıdır.

1869 tarihli kanunun söz konusu olan 61 inci maddesi şu şekildedir.

‘’Ve Maadin imalinde ahaliden istihdam olunacak amele ücret-i layıka ve kendi rızasıyla kullanılıp bu yüzden kimseye bir güna zarar ve hasar vukua getirilmemesine Vali-i Vilayet ve mühendisleri tarafından daima tekayüd (özen) ve itimam (dikkat) olunacaktır.’’

Bu kanun Dilaver Paşa Nizamnamesi’ n den sonra yürürlüğe girdiği için 61 inci maddeye dayanılarak zorunlu çalıştırmanın kaldırıldığı iddia edilmektedir. Yanılgı tam da bu noktadadır;çünkü, 1869 Maden Kanunu, Osmanlı İmparatorluğunun ilk maden kanunu değildir.

9 Muharrem 1861 yılında yürürlüğe giren bir maden kanunu daha vardır. Bu kanunun 25 inci maddesi de zorla çalışmayı yasaklamıştır. Bu madde de şu şekildedir.

“ ve maadin imalinde istihdam olunacak amele ücreti layıka ve kendi rızasıyla kullanılıp ve bu yüzden kimseye bir güna zarar ve hasar getirilmemesine Vali-i vilayet ve mühendisleri tarafından daima takayüd ve itimam olunacaktır.’’ Yukarıda belirtildiği gibi 1869 tarihli maden kanununun 61 inci maddesi ile

1861 tarihli maden kanununun yasaklamış olduğu zorla çalıştırmayı uygulayarak ihlal etmiştir. Dilaver paşa nizamnamesi kanunlaşmış olsaydı birbirini ihlal eden iki kanun yürürlükte olacaktı, oysa Dilaver Paşa Nizamnamesi “Yöresel” ’bir “Teamülname”’dir. Havza dışında bir geçerliliği yoktur. Kopya olarak alınıp uygulamaya konulan 1861 maden kanunundan önce Osmanlı İmparatorluğu’nun maden kanunları ve fermanları (fermanda kanun hükmündedir.) yöresel olarak hazırlanmışlardır. Her yörenin özelliklerine uygun kanunlar yapılmıştır. (Saplana Maden Kanunu – Kratova Maden Kanunu vb. gibi) Havzada yapılan uygulamada aynısıdır. Havzada üretilen kömürün stratejik önemi nedeniyle Osmanlı imparatorluğu böylesi bir yaptırım uygulamıştır. Önceki uygulamalardan farklı olarak, madenlere ayrılan zimmi taifesi (İslam Devleti tebaasından olan ve haraç veren Hıristiyanlar, Yahudiler) yerine, zimmi olup olmadığına bakılmaksızın, Havza etrafındaki 14 ilçenin 13 ile 50 yaş arasındaki erkekleri mükellef (bir şeyi yapmak zorunluluğu olan) olarak madenlerde zorla çalıştırılmışlardır.

Yukarıda sözü edilen zorla çalıştırılmayı 25 Ağustos 1887 tarihli maden kanunun 72. maddesi de yasaklamıştır. Bütün bunlara rağmen havzada zorla çalıştırılma devam edilmiştir. Arşivimdeki yazışma tutanaklarında 1908 Meşrutiyetinin ilanından sonra 18 yaşından küçüklerin maden ocaklarından çalıştırılmasının engellenmesi için yazışmalar varsa da aynı şekilde buna uyulmadığını hatta Cumhuriyet dönemi denilen “Tek Parti Diktatörlüğü” n de bile “Amelebirliği Kanunu” na rağmen 18 yaşından küçük erkeklerin 1950 yılına kadar madenlerde çalıştırıldığına dair yazışmalarda mevcuttur.

Dilaver Paşa Nizamnamesi uygulanmaya başlandıktan sonra, zorla çalıştırmaya tepki olarak işçiler maden ocaklarından firar etmişler, Bahriye Bakanlığı’ da firarları engellemek için mükellef işçileri asker statüsüyle çalıştırmıştır.

Firar eden işçiler üzerinde militer hukuk (Bir ülkede ordu gücünün aşırı ağır basması .Bütün yurt sorunlarının yalnız ordu gücüyle çözülebileceğini savunan görüş )hakim olmuş, firardan caydırıcılığı bu şekilde sağlamaya çalışmışlardır. 1869 ve 1886 da yapılan düzenlemelerle askerlik süresi 20 yıla çıkartılmış 6 yıl nizamiyeden sonra 6 yıl redif 8 yılda mustahfaz (40 yaşını aşmış yurttaşların, muvazzaf ve rediflikten sonraki askerlik hizmeti ) olarak

madenlerde asker statüsüyle çalıştırılmışlardır.

Arşivimdeki belgelerden bazılarını yansıtmamız konuya açıklık getirmek için faydalı olacaktır.

1- Madeni Hümayundan Kastamonu Vilayeti Celilesine (telgraf )

30 Temmuz 1293 (1876) Ereğli ve Bartın kaymakamlıklarından tertip olunmuş maden amelesi öteden beri yerel yöneticiler marifetiyle tertip ve sevk olunduğundan maden idaresi hangi ocağa ne kadar amele lazım olduğunu bildirmiştir. Mahalli yöneticiler tarafından sevk olunan amelenin de divanları tarafından nüfusa bildirilmesi mecbur olduğundan, ameleden olup madene sevki buyrulan efradı müstahdeminde künye ve isimlerini içeren üç kıta mazbatanın (tutanak) hazırlanması hakkında . 2- Madeni Hümayundan Çarşamba (Çaycuma) Nahiye Müdürlüğüne

13 Ağustos 1293, (1876) Kilimli mevkiinde madenci Salih efendi ocağına Günyüzü divanından 3000 adet ve Değirmenüstü divanından 1500 maden direği tertip olunmuş ise de şimdiye kadar değirmen üstünden 319 maden direği nakil olarak geri kalan miktardan herhangi bir nakliyat yoktur. Adı geçen ocak direksizlikten tatil edilecektir. Diğer ocaklarında durumu aynıdır. Gereğin yapılması hakkında

3- Madeni Hümayun Ereğli Kaymakamlığına

20 nisan 1926(1879) Madenci Hacı Emin Ağa’nın Camlı ocağına tertip olunan Alaplı’dan Kurtlar, Topallı, Çatak, Yolcuk, Tekke-i sagir ve Kulcak, Ereğli’den, Ömerli ve Kilise divanı amelelerinden kimlerin olduğu bildirilmiştir. Bu ocak ihaleyle çalıştığından adı geçen amelelerin bir an önce yerlerine gönderilmelerinin arzına dair.

4- Hamidiye Kazası Kaymakamlığına

3 sefer 1314 (1896) Tersane-i Amirece

kömüre çok fazla ihtiyaç vardır. Limandaki vapur ve yelkenlilerin bir an önce kömürle yüklenmesi Bahriye Nezareti tarafından emredilmektedir. Madeni Hümayun ocaklarında yazılı amelenin düzenli olarak gelip gitmemeleri, ihtiyaç olan kömürün tedarik edilmesinde ve nakliyesinde zorluk çıkartmaktadır. Kozlu mevkiinde İhsaniye ocağı amelesinden olup ilişik pusla da künyesi yazılı amelenin ocağa sevk olunması hakkında emrin şiddetle verilmesi ve maden ocaklarına yazılmış diğer divan amelelerinin de sevki hususunda alay kumandalığının ve kaymakamlıkların masraflarının da yazılmak suretiyle emrin acele verilmesi hususunda emri ferman

5- Ereğli Kaymakamlığına

8 Temmuz 319 (1903) Sadetli Abit ve Şakir Beylerin Kozlu ve Alacaağzı ocaklarına mürettep amelenin sevkleri için Başoğlu Mahmut’un memur tayin edildiğine dair

6- Ereğli Şirketi Direktörlüğüne

29 Temmuz 319 (1903) Madencilerin başka ocaklara mürettep olan ameleleri işe almamaları hakkında

7-Ereğli Kaymakamlığına

14 Ağustos 319 (1903) Gürcü Kumpanyasına amele gelmediğinden süratle sevkleri

8-Bahriye Nezareti Celilesi

Temmuz 2001

Midilli Bankası umumisi tarafından çekilmiş telgrafla, üretimi aksatmak için Zonguldak’ta Fransız Şirketi diğer madenlerdeki ameleyi almakta olduğundan icra-i icabı

8 Ağustos 319(1903) tarihli ve 95 numaraları emirname nezareti Penahiyelerinden işar buyrulmuştu. Ereğli Madeninde Fransız Şirketi namıyla ocak olmayıp mezkur ocaklar Gürcü Pano Efendinin ve Ereğli Osmaniye Şirketi unvanıyla atüfetlü Panciri Efendiler namına kayıtlı ve ol cihetle muamele ve muhabere cereyan etmekte bulunduğu mahsubdan (büyük bir zata mensup kimse) ifade olunmuş ve amelelerinde mürettibin usulüne tevfikan icra edilmekte bulunduğu ol bab da emri ferman efendimimdir.

17 Ağustos 319 (1903)

9- Ereğli Kaymakamlığına

26 Ağustos 319 (1903) Bahriye Nezaret celilesinin de 25 Ağustos 319 tarihli emirnamesi mucibince amelelerin sevkleri hakkında

10- Ereğli Kaymakamlığına

18 Eylül 319 (1903) Abid ve Şakir Beylerin ocaklarına mürettep amelenin sevkleri hakkında

11- Ereğli Kaymakamlığına

11 Kanunuevvel 319 (1903) Maden ocaklarına muktezi amelenin zaptiye mahsusa ile sevkleri hakkında.

12- Hamidiye – Zonguldak – Bartın – Ereğli Kaymakamlıklarına

18 Mart 320 (1904) Amelelerin süratle sevkleri hakkında

13- Ereğli Kaymakamlığına

Abit ve Şakir Beylerin Kozlu ocakları mürettebatından olan amelelerin zaptiye mahsusa ile celbi 13 Mayıs 320 (1904)

14- Alacaağzı memurluğuna

Halil Bey ocağı mürettebatından Bayat Terzi, Üçköy karyelerine asker çıkarılarak amele mürettibin süratle irsali

3 Haziran 320 (1904)

15- Ereğli Kaymakamlığına

Alaplı’ nın, Kurtlar divanından Hacı oğlu Abdul ve Müderis divanından Selahattin oğlu Kara Hamidten başka amelelerin geldiği Halil Bey tarafından bildirilmiştir. 6 Temmuz 320 (1904)

16- Alacaağzı Memurluğuna

Gülsatan amelesinin de Kandilli ocaklarında çalıştırılması hakkında

17 Ağustos 320 (1904)

17- Bartın ve Hamidiye kaymakamlığına

Şirketi Osmaniye ocaklarına gerekli amelenin sevkleri hakkında

13 Mart 321(1905)

18- Komisyon Riyasetine

Mazlumcu oğlunun 158 numaralı ocağına mürettep Sekidli, Şemler, Hasan Kethüda karyelerinden ceman 90 amelenin celbi

11 Temmuz 321 (1905)

19- Ereğli Kaymakamlığına

Kozlu’da kain mazlumcu oğlu ocağına Sekitli Kariyesi amelesi mürettep iken Abid ve Şakir Beyler ocağına gönderilmiş olduğundan iadesi hakkında

30 Temmuz 321(1905)

20- Hamidiye Kazasına

Gürcü Kumpanyasının amelelerinin sevkleri hakkında

11 Ağustos 321(1905)

1906 yılında bir takım aksaklıklar Havza üretimini olumsuz şekilde etkilemiştir. Özelikle madenciler arasındaki itilaflar ve geçimsizlikler had safhadadır. Bu dönemde Sarıca Zade Ragıp Paşa’ da Havzada çok güçlü olarak yer almaktadır. Deniz seviyesinden aşağıdaki kömürü üretmek şartıyla bazı maden sahaları devlet tarafından kendisine verilmiştir. Ragıp Paşa Abdülhamit’in Baş Mabeyincisidir. Kendi namına çocukları Abit ve Şakir Beyler Havzadaki işleri yürütmektedirler. Bunlar işgücü yetersizliğinden olan sıkıntıları aşabilmek için madenciler arasında rekabet yaratıp nüfus ve ekonomik güçlerini kullanarak Müretteb olan işçilerin düzenlerini alt üst ediyorlar. Daha fazla ücret vaat ederek işçilerin büyük çoğunluğunu ve kazmacıları bünyelerinde topluyorlar. Bunu da yasallaştırabilmek için mükellef sistemi sabit kalmak koşuluyla işçilerin kayıtlı olduğu yani çalışmağa mecbur olduğu ocaktan başkasına gitmeyi sağlıyorlar. Bu duruma çözüm olarak Ereğli Şirketi Osmaniyesi de bu rekabete katılmak mecburiyetinde kalıyor. Böylesi bir rekabette ekonomik yönden güçsüz olan şirketleri etkiliyor, rekabete dayanamayan ocaklar o zamanki söylemle “Tatil” ediliyor. 1906 yılında Dilaver Paşa Nizamnamesinin kaldırıldığı dolayısıyla zorla çalıştırmanın da son bulduğu görüşleri de yanlıştır. Dilaver Paşa Nizamnamesinin sadece 21 inci ve 24 üncü maddesi kısa bir dönem yok sayılıyor. Buna bağlı olarak ta zorlan çalıştırılmaları kısa bir dönem durduruluyor. Bu uygulama aşağıda izah ettiğim huzursuzluklara neden oluyor. 8 numaralı belgede Midilli Bankasının yapmış olduğu şikayet yansıtılmaktadır. Böylesi bir çok şikayet yazışmalarda mevcuttur.

Şikayetler oldukça etkili olacak ki 19 Kanunuevvel 1322 (1906) tarihinde Sadrazamlıktan Kastamonu Vilayeti Valiliğine Havzadaki huzursuzluğun nedenleri ve ne gibi uygulama yapıldığı soruluyor.

Ereğli Madeni Hümayun Müdürlüğünden yukarıdaki yazıya cevap olarak gönderilen yazıda problemler şu şekilde anlatılıyor.

“Madencilerin, temini menfaati dolayısıyla çalıştırdığı amelenin her bir ocakta kendi isteği ile çalışmaları ve hükümeti seniyece cebren (Zorla ) emri sevkleri hakkındaki muamelenin de dahi refi (Lav etme-Yok sayma) ve izalesiyle (Yok etme) maden nezaretince de Müretteb bulunduğu ocaklardan diğer ocaklara gidememek üzere cereyan ettirilmiş tertip usulünün refi’ yle (Kaldırma- yok etme) amele merkumenin de arzularına bırakılmıştır. Bu durum daha çok muhannete (İhanet eden, hain, alçak kişi) faydalı olmuştur. Şöyle ki; bir küçük madenci ve bunun biraz farklıcası amale mürettibi ile ocağı işletebilmekte olup büyük madenciler ve şirket ve kumpanyaların ameleye ziyade ihtiyaçları bulunmak nedeniyle, kuvve-i nüfus ve nakitle (Nüfus ve Para Kuvveti) kafesini (Tamamını) kendilerine celbiyle (Çekme-çekiş-Kendine çekme) diğerlerinin de birer birer tatil-i ameliyata mecbur kalacakları istihbar kılınmıştır.”

Yazışmada problemler bu şekilde anlatıldıktan sonra; çözüm olarak, Amele Müretteb bulunduğu ocaktan gayrısına gitmemek şartıyla Havza genelinde bir ücret baremi uyguluyorlar. Müretteb usulünün kati olarak uygulanmasıyla problemlerin çözümleneceğini bertip 30 Kanunuevvel 1322 (1906) tarihinde yazılı olarak Kastamonu Valiliğine bildiriyorlar.

Ayrıca Havzada artan ocak sayısına 21 inci maddedeki sınırlamadan dolayı mükellef olan kazaların işçileri yeterli gelmiyor, işgücü açığı da gittikçe artıyor, bu nedenle de 14 ilçenin dışından olanlarında da kazmacılık, küfecilik yapması sağlanıyor. Bu dönemden sonrada Sivas’tan ve Trabzon’dan metal madenlerinde çalışan bir çok işçi Kömür Havzasına akın ediyor. Bu gelen işçiler Havzada tam proleter olarak çalışmaya başlıyorlar Yaşamaları için madende çalışmalarından ve emeğinden başka satacak bir şeyleri yoktu. Bu işçiler ileriki tarihlerde Kömür Havzasında ekonomik ve demokratik taleplerin gündeme gelmesini sağlayarak bunun için direnişler örgütlüyorlar ve bunun öncülüğünü yapıyorlar.

1906 yılında bazı hesaplarla ara verilen “Zorla çalıştırma” ve “Müretteb” uygulaması fazla uzun ömürlü olmuyor. İşler aksayınca tekrar eski yöntemleri yürürlüğe koyuyorlar.

1908 Meşrutiyet Devriminden sonra Havzada sadece Fransız Şirketini hedefleyen iş bırakmalar başlıyor. Kömür Havzasında “Yabancı İşçi” veya “Laz Amale” söylemiyle ifade edilen Zonguldak’ın dışından gelen “Daimi İşçiler” bu grevler zincirine öncülük edip ekonomik ve demokratik taleplerin gündeme gelmesini sağlıyorlar. İttihat Terakki Hükümeti grevlerden çok fazla rahatsız olunca “Ta’til-i Eşgal Kanunu” ile 1909 yılında grev hakkını sınırlıyor.

Trablusgarp, Balkan Savaşı dönemlerinde yoğun baskılarla madenlerde zorla çalıştırma devam ediyor. Birinci Dünya Savaşında bir çok asker işçi madenlerden cephelere sevk ediliyor.

Bu dönemle ilgili bazı yazışma tutanakları aşağıda yansıtılmıştır.

21- Havza-i Fahmiye Müdürlüğünden Bütün Mutasarrıflara Telgraf 9 Mart 329 (1913) Kömürkeş amelenin süratle tedariki ve sevkı hakkında.

22- 5 Teşrinisani 329 (1913) Ocaklarda müstahdem amele mükellefinin hizmeti, askeriyeden terhisleri nedeniyle amele tedariki için yerel yöneticilere müracaat edilmesi hakkında.

23-Havza-i Fahmiyeden Harbiye Nezaretine

12Ağustos 1330 (1914) Maden Amelesinin ocaklara hemen gönderilmesi konusunda Bahriye Nezareti Celilesinden Bartın, Devrek, Ereğli, Çaycuma Ahz-ı Askerlik şubelerine emir verilmesinin arzı.

24- Askerlik Şubelerinden Bahriye Bakanlığına

28 Ağustos 330 (1914) Zonguldak ve Devrek Kazası ahalisinden olan maden amelesinden kendilerine havi tanzim ve ihzar (Hazırlama-Hazır etme) 164 kariye ye ait defterlerin tamamının bütün askerlik şubelerine gönderilmesi ve Ereğli ile Bartın’a ait amele defterlerinin bire kaç güne kadar hazırlanacağına dair.

25- Bahriye Bakanlığından Havza-i Fahmiye Müdürlüğüne 23 Teşrin-i Sani 330 (1914) Bilumum ocaklara ihtiyacı kadar amele gönderilmesi ve yevmi (Günlük) 2500 ton kömür istihsalinin temini hakkında.

Havzada ki zorla çalıştırma Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde de devam etmiştir. İşçiler gerektiğinde madende gerektiğinde de alelacele cephelere sevk edilmişlerdir. Bu dönemler özel dönemlerdir. Maden işçileri hem madenlerde hem de cephelerde ölerek milli görevlerini yerine getirmişlerdir. Ürettikleri kömür Sovyet Rusya’ya gönderilerek bazen para bazen de silah karşılığı satılmıştır.

Bu dönemle ilgili birkaç yazışma örneği de şu şekildedir.

26- 8 Şubat 337 (1921) Maden amelesi olduklarından askerlikten ayrılmaları için Zonguldak’ta bir heyet ve bir askeri teşkilatında vazifelendirilmesiyle meselenin hallolacağının ve gereğinin yapılması hakkında.

27- 31 Nisan 337 (1921) Askerlikten tecille madenlere terk edilen tekmil madenkeş efradın Ereğli Askerlik şubesinde toplanmış olduğundan adı geçen askerlerin sürekli tecil edilmesi için gerekenin yapılması ve neticenin bildirilmesi hakkında

28- 30 Haziran 337 (1921)Madenlerde müstahdem amelenin askerlik durumlarını tespit etmek üzere mutasarrıflık riyaseti başkanlığı altında teşekkül eden komisyon ikinci defa toplanarak gerekli olan miktarı tespit etmiştir. Tanzim edilen miktar posta ile arz edilecektir. Madenkeş amelenin listesi 226 numaralı dosyadadır Maden işçileri cephelerdeki duruma göre bazen alelacele cephelere sevk edilmekte bazen de kömür ihtiyacının karşılanması için geriye çekilip madene sokulmaktadır. Burada şu ikilemle karşı karşıya kalabiliriz, madende çalışmak mı, cephede savaşmak mı yani halk deyimi ilke “Kırk katır mı kırk satır mı”. Her ne koşulda olursa olsun her ikisinde de maden işçileri belirli bir zorlamayla karşı karşıyadır. Askere gidersin tehdidiyle Redif Askerini madene sokmak baskı ve zorlama sayılır. Ulusal kurtuluş savaşında milli bir görev olarak savaşmak veya kömür ihtiyacı için madene girip çalışmak buda ayrı bir sorundur. Önemli olan bağımsızlık mücadelesi içinde ihtiyaç hissedilen kömürün çıkartılması veya bu uğurda ölünmesi değildir. Bu bir milli görevdir. Esas olan şey Kurtuluş Savaşı mücadelesinden sonra olanlardır. Kurtuluştan sonra bir takım insanlar köşe dönücülük için her türlü yolsuzluğu yaparken maden işçileri de diğer işçiler gibi “ Takriri Sükun Kanunu” nun gadrine uğrayıp sindirilmişler ve vahşice sömürülmüşlerdir.

Resmi Tarihin etkisinde kalarak yine yanlış bir tespitle, Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde ilk defa gündeme geldiği iddia edilen 10 Eylül 1921 tarihli “Ereğli Havza-i Fahmiyesi’ n de ki Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” , maden işçilerine bir takım haklar sağladıysa da gerçekler resmi tarihçilerin yazdığı gibi değildir. 151 sayılı kanun sosyal bir politika olmaktan çok öncelikle Ankara Hükümetinin otoritesini Havzada sağlama ve ileriki dönemlerde işçiyi denetim altında tutup (Ehlileştirme politikası da diyebiliriz) ekonomik ve demokratik taleplerin engellenmesi görevini de yapmıştır.

31 Ekim 1923 de Seferberliğin kaldırılmasıyla Havzada zorunlu çalışmada son bulmuştur.

18.1. 1940 tarihine kadar maden işçileri madenlerde serbestçe gelip gitmeye başlamıştır. Ücretlerin düşük olması ve sosyal politikaların yeterli şekilde gelişmemesi, iş kazaları ve hastalıklar nedeniyle maden işçiliği çevre halka pek cazip gelmemiştir. 1925 yılında yürürlüğe giren Takrir-i Sükun Kanunu ile ekonomik ve demokratik talepleri engellenmiştir. Ücret devletin ve “Amelebirliği”nin insafına kalmıştır. Bu durum Havza’da proleter (Daimi çalışanlar-Madende çalışmaktan başka bir işi ve geliri olmayanlar) olanların zor günler geçirmesine neden olmuştur. Çoğu birkaç ay çalışıp ya köylerine gitmişler veya başka işler aramak için maden bölgesini terk etmişlerdir. Çevre halktan madenlerde çalışanlarda özellikle hasat zamanı madenlere gelmemekte feodal üretim ilişkilerini sürdürme gayreti ile ziraat yapmaktadırlar. Çünkü madenden aldığı ücret yaşamlarını idame ettirmekte belirleyici olmadığından tarımsal faaliyetlerle daha sıkı bağlantı kurmaktaydılar. Buda proleterleşmeyi engelleyen bir unsur olarak Havzadaki işçi sınıfı hareketine sekte vuran ara bir sınıf karakteri yaratmaktadır. Bu başlı başına bir uzmanlık ve araştırma konusudur.

Devlet artan işçi sıkıntısına çözüm bulmak için belirli anlaşmalarla ve Ceza yasası hükümlerine göre mahkumları hapishaneden çıkartarak madenlerde çalıştırmayı da sağlamıştır. 1937 den 1950 yılına kadar süren bu uygulama da işgücü problemine kesin bir çözüm sağlayamamıştır.10

1940 yılında İkinci Dünya Savaşı koşulları hakim olur. Devlet artan işgücü sıkıntısını aşmak için iyi bir fırsat yakalamıştır. Devlet istediği zorunlu çalıştırmayı 18.1.1940 tarihinde yürürlüğe koyduğu 3780 sayılı Milli Koruma Kanunu ile sağlar. Bu tarihten sonra Zonguldak Havzasında Dilaver Paşa Nizamnamesinden daha baskıcı ve daha aşağılık yöntemler geçerli olur. (Bu iki dönem mükellefiyet uygulaması ileriki tarihlerde belgesel olarak yayınlanacaktır.)

1990 lı yıllarda Havzada her şey tersine dönmüştür. Bir dönem uygulanan zorlan çalıştırma yerine “Resen Emeklilik” adı altında “Zorlan işten atma” uygulanmaya başlamıştır. Çünkü, Yeni Dünya Düzeni veya Globalleşme şekliyle de ifade edilen özü itibariyle Emperyalizmin direktifleri hayata geçirilmektedir.

“Zorla çalıştırmakla” başlayan Zonguldak Maden İşçileri tarihi “zorla işten atmakla” son bulacaktır.

Erol Çatma-Kasım 2001

Zonguldak Nostalji

1-Türkiye Sendikacılık Hareketi içinde Zonguldak Maden işçileri ve Sendikası

2-Zonguldak Havzası – Uzun Mehmet’ten bu güne kadar ,

3-Zonguldak Havzasında İşçi Hareketlerinin Tarihi 1848/1940),

4- Ücretli İş Mükellefiyeti ve Zonguldak Havzası Uygulaması, İ.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Ekim 1993 – Not-Yayınlanmamıştır.

5- Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Cilt 1. Sayfa 306, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfının ortak yayınıdır

6-A.g.ans. Cilt 3 sayfa 564)-

7-Bu durum ülkenin başka bölgelerinde daha farklı olabilir, bu tespit sadece kömürden önce zamanlarda Zonguldak Havzasıyla ilgilidir).

8- Erol Çatma- Asker İşçiler-Ceylan Yayıncılık 1998

9- Mesut Gülmez – Türkiye’de Çalışma ilişkileri (1936 Öncesi) 2. Bası. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü . Ankara 1991 Sayfa 464.)

10-Erol Çatma Zonguldak Madenlerinde Hükümlü İşçiler. KESK – Maden-Sen Zonguldak Şubesi Yayını No. 1 Kasım 1996