1 Mayıs İşçi Sınıfının Birlik-Mücadele-Dayanışma Günü Zonguldak Madenci Anıtı’nda gerçekleşti, gerçekleşmesine ama tartışmalar devam edeceğe benziyor.

Zonguldak’ta kutlanan 1 Mayıs’ın genel içeriği, yığınsallığı, devrimci coşkusu, katılımı konusunu bir başka değerlendirme konusu olmak kaydı ile, bu 1 Mayıs’ta yaşanan Zonguldak ‘Kadın Platformu’ üyesi bir grup kadınının , yine 1 Mayıs’ın yürütücü-pratik aktivitesinde (Kürsü görevlisi) kadın arasında yaşanan ‘Faşist’ nitelemesi.

Konu farklı taraflar, farklı açıklamalar yapılsa da derli-toplu olması açısından önem verdiğimiz iki değerlendirmeyi (KESK Dönem Sözcüsü İsmail Sefertaş ve 1 Mayıs’lara farklı dönemlerde yaşamı buyunca emek vermiş, dostumuz, Çevre Derneği Başkanı Ahmet Öztürk’ün sosyal medya da paylaştığı yorumu sizlerle paylaşıyoruz.

KESK Dönem Sözcüsü; İsmail Sefertaş

1 Mayıs alanında yaşananlara dair KESK olarak tavrımızı açıklama gereği duyuyoruz.

Sürece ilişkin meşru protesto hakkını kullanan KESK’li kadınlar kürsünün emeğin sesi olduğunu açıkça ifade ederken bazı işçiler tarafından fiziki ve sözlü saldırıya maruz kalmıştır.

 Biz KESK olarak arkadaşlarımıza yapılan saldırıya karşı alanı terk etme kararı almayı yine demokratik bir protesto olarak gerçekleştirdik.

Dokuz kişilik 1 Mayıs tertip komitesinin organize ettiği ve ilerlettiği toplantılarda alınan kararlara uyulmamıştır. Demokrasi Platformu toplantısında tertip komitesi oluşturulmuş, komite eylem toplanma saatini 11.30, yürüyüş saatini 12.30, konuşma başlangıcını 13.00 olarak karara bağlamıştır. Buna rağmen yürüyüş komite kararı yok sayılarak 11.30 da başlatılmış ve 1 Mayıs Bayram kutlaması oldu bittiye getirilmek istenmiştir.

 KESK’in önerdiği ismin kürsüye çıkması ve mevcut sunucunun kürsüyü kullanmasının istenmemesi belirtilmişse de bugün kürsüde toplantılarda adı bile geçmeyen kadının kürsüyü kullanması demokratik işleyişi baypas eden bir girişimdir. Kürsüde olması istenmeyen ismin kürsüye taşınması yıllardır bu kentte verilen kadın mücadelesini yıpratmaya dönük tavırları emek mücadelesi veren örgütlü hiçbir kadının ve hiçbir örgütün kabul edemeyeceği bir dayatmadır. Yapılan toplantılar ve görüşmeler ışığında KESK’in sözü ve kentin demokratik işleyişi ve teamülleri görmezden gelinmiştir.  Emek ve Demokrasi mücadelesinde bu kentte en önde olan KESK iradesi hiçbir gerekçeyle yok sayılamaz.

Bu kentteki  emek örgütlerini karşı karşıya getiren, bir arada dayanışmayla direnişi örgütlemesi gereken bu yapılardan birini diğerine düşman gösteren akıl bugün faşizme karşı kuracağımız tüm birlikteliklere düşmandır..

1 Mayıs alanına gelen herkes bilmelidir ki KESK emeği, barışı, yoksulluğa karşı mücadeleyi, sömürüye itirazı güçlendirerek sürdürecektir. Bu zeminde mücadele eden işçilerle dayanışmanın da on yıllardır ön safında yer alan KESK fiili saldırıyı görmezden gelmeyecektir. Konuya ilişkin irade ortaya koyamayan, demokratik bir protestoyu bile şiddetle bastırmaya çalışan kişi ve kurumlar kimdir ya da kimlerdir? Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için mücadele eden kadınları tehdit ve saldırıyla sindirmeye çalışan kişiler ve onların kışkırtıcıları Zonguldak demokrasisine karşı baskı, zorbalık ve faşizmin tarafında yer aldığının farkında olmalı ve buna ilişkin duruşunu açıkça ilan edebilmelidir.

Tüm kamuoyu bilmelidir ki KESK sürecin takipçisi olacaktır.

Çevre Derneği Başkanı Ahmet Öztürk:

Yaşanan olayın öncesinde alınan kararları ve durumu özetleyen Öztürk, kadınların bu eyleminin 1 Mayıs etkinliklerini provoke etmek olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
Eski coşku ve görkeminden uzak da olsa epey bir aradan sonra 1 Mayıs alanındaydık. Her zamanki gibi kortejin sonlarında, dostlarımla sohbet ede ede yürürken, köprünün üstünde uzun süre bekledik. Öndeki grupların gösterilerini abartarak bizi beklettiğini düşünüyor, öfkeleniyorduk. Yo hayır beklemekten değildi kızgınlığımız, hep olduğu gibi kortejin sonu girmeden başı alandan çıkacak, büyük fotoğrafı veremeyecektik. Çok sonra öğrendik ki, bambaşka şeyler oluyor, KESK’li kadınlar Sunucu Gülhan Çetin’i protesto ediyorlarmış meğer.

Çaycuma’da yoğun mesai harcadığım için kentteki tartışmalara katılamıyorum maalesef. 1 Mayıs öncesi yaşanan tartışmalardan da bihaberdim. İçinde KESK temsilcisi 2 kişinin de bulunduğu Tertip Komitesi’nin GMİS’te yapılan son toplantısında sunuculuğun Engin ve Gülhan tarafından yapılmasına karar verilmiş. Kimsenin de itirazı olmamış buna. İtiraz bir süre sonra KESK’li kadınlardan gelmiş. Kadın Platformu’ndaki tartışmalar sırasında, dile getirdiği görüşlerle, Gülhan’ın, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine hizmet ettiğini düşünüyorlarmış. Üyesi olduğu dernek, İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasına da onay vermiş ayrıca. Bu nedenlerle kürsüde yer alması doğru değilmiş…

Sonrası ayrı bir hüzün, tartışmalar, restleşmeler yaşanmış. Gülhan’ın yerine başka bir isim önerilmiş. O ismi “deneyimsiz” diye Engin istememiş, tek başına sesinin yetmeyeceğini ifade ederek deneyimli birisini istemiş yanına. İtirazı olanlar Tertip Komitesini toplantıya çağırıp, konuyu, enine boyuna tartışmayı seçmemiş. Telefon trafiğinden de sonuç çıkmayınca, gerilim daha tırmanmış şekilde alana taşınmış. Aklıselim kaybolup sözüm ona feleğin çemberinden geçmiş onca insan sorun çözme kapasitesini sıfırlayınca sözcüğün tam anlamıyla kaotik bir durum çıkmış ortaya…

Kendimi kimseye anlatacak halim yok. Bunca eşitsizliği kabul etmem mümkün olmayacağı için kadın olsam, “anarkofeminist” olurdum büyük ihtimalle. Erkeklerin kadın sorununun başaktörü olduğunu düşündüğüm için Kadın Platformu’ndaki tartışmalarda, kesinlikle, KESK’li arkadaşlarımın yanında olurdum. Ama hazırlık kurulu içinde olup, tüm süreçlerine katıldığım 1 Mayıs alanını provoke etmeyi de düşünmezdim. Onun anlamı da, değeri de bambaşka çünkü.

O meydanın insicamından hepimiz sorumluyuz ayrıca. KESK’li arkadaşlarıma alanı provoke etmekten daha çok, bir açıklama yaparak 1 Mayıs Tertip Komitesi’nden çekilip, alan gitmemek yakışırdı. Şayet tartışmalar içinde olsaydım, onlara bunu önerir, belki bende onlara katılır, 1 Mayıs’ı başka türlü kutlamayı seçerdim.

Ama sağduyu kayboldu, hırslar aklın önüne geçti ve bu kötü fotoğraf çıktı ortaya. Ayrıca bilgi kirliliği de vardı ortada. Gülhan’ın İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasını onayladığı doğru değildi. Tam da arkadaşların itiraz ettiği nedenlerle genel merkezle tartışmaya girmiş, derneğin Zonguldak Şubesi’ni o nedenle kapatmıştı. Bu bilgiye Google’a iki kelime yazıp ulaşmak mümkündü… Ama yapılmadı ne hikmetse. Yapılmayınca hepimizi üzen sonuç ortaya çıktı.

Burada en büyük sorumluluk Tertip Komitesi’nin KESK’li üyelerinde bence. Olayı boyutlarıyla düşünecek basireti koyamadılar ortaya. Hal böyle olunca önlemler alınamadı, alanın da, KESK’li kadınların da güvenliği tehlikeye düşürüldü. Sözde eylemci olarak alana gelmiş lümpenler kadınları taciz edecek cesareti buldu sonuçta. Toplumsal muhalefetin tamamı alandan çekilince son yılların en kötü 1 Mayıs’ı çıktı ortaya. Gelişmeler, ilerideki yıllara doğru da sonuçlar da doğurdu üstelik…

O andan beri soruyorum kendime. Neden her sorunu krize dönüştürüyoruz biz? Neden çözüm odaklı düşünmüyoruz? Neden coşkudan, başarıdan değil de krizden, gerilimden besleniyoruz? Neden çok boyutlu düşünme yetisine sahip değiliz? Neden uzlaşma yerine dayatmayı, empati yerine egolarımızı tercih ediyoruz? Neden düşmanız birbirimize bu kadar? Neden sevginin bunca uzağındayız? Neden? Neden? Olmadı… Yakışmadı… Üzgünüm… Koskocaman bir dal kırık içimde