Hafta sonu tüm Türkiye CHP’nin İstanbul Mitingine kilitlenmişti. Dost, düşman mitingin ne anlama geldiğini, bundan sonra çizilecek yol haritasının ne olacağına kafa yormaya başladı.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Yargıtay 3. Dairesi’nin beş ayrı suçlamadan verilen mahkumiyet kararının üçünü onamasıyla 4 yıl 11 ay 20 günlük hapis cezası kesinleşti, Kaftancıoğlu’na siyasi yasak getirildi. Kaftancıoğlu, CHP içinde bir rol model aslında. Partinin ideolojik hattının en önemli aktörü. Sadece en büyük metropol İstanbul’u yönetmesinin ötesinde partinin, programının ,siyasal hattının nereye evirilmesi, nerede durması gerektiğininde aslında işaret fişeğiydi.

Kaftancıoğlu, demek, sosyal demokrasi ilkelerinin yaşama geçmesi, çağdaş demokratik ülkenin de yaratılmasında politik hattının pratikte uygulanmasının önemli aktörüydü.

Kaftancıoğlu ve birlikte yürüdüğü ekibi, CHP’nin özellikle, emeğe, laik demokratik devlete yönelik adımlarda ki özel çıkışları, Mustafa Kemal Atatürk’ü değerlendirirken, ‘Askeri değil, Yoldaşıyım‘ kavramını kullanması, Alevilerin, Kürtlerin, gayri Müslimlerin, kadınların, LGBT’lilerin, gençlerin ülkede daha özgür ve birlikte yaşamı savunması yönünde ki çabaları, hem kişisel fikri, hem de parti hattının bu noktaya gelmesi konusunda ki tutum ve davranışları sadece parti dışında değil, parti içindeki kastları siyasi rakiplerini oldukça rahatsız etti.

Kaftancıoğlu, geçmişten gelen sosyalist-devrimci kimliğiyle, CHP’nin Sol’a, sosyalistlere (kuramsal olarak sosyaldemokrat fikrin-İkinci Enternasyonal’in fikrinin) CHP’de yerleşmesi, köklerine sahip çıkması, kendi ülke coğrafyasının hangi geleneğin üzerinde yükselmesi gerektiğine vurgu yapan söylemleri, önemli ve değerli konulardı Tıpkı Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün geçmişte kendisininde içinde yer aldığı daha sonra ayrıştığı İttihat ve Terakki Partisi ve liderlerinden Talat, Enver, Cemâl Paşa’lar gibi bugünde adları farklı niyetleri aynı olan yeni yeni kadrolar oluştu. Bugün bu kadrolar neredeyse her partide gelişti, kök saldı. Tarihteki bu kavganın fikri zemininin yerini, bugün daha çok da, kişisel hırs ve bunun yarattığı rant aldı, koltuk kavgaları, temel toplumsal sorunların önüne geçti.

Bu kavganın yerele, taşraya gittikçe bu kişiselleşmiş, babadan oğula geçer gibi hal almış parti kadroları, zamanla sosyal demokrasinin nereden geldiğini bırakın öğrenmeyi, Sosyalist Enternasyonal’in ne olduğunu bilen bir elin parmaklarını geçmez duruma geldi.

Bugünkü siyasal kadrolara Karl Marks’ı , Karl Kautski, (sosyaldemokrat fikrin, İkinci Enternasyonal’in Fikri otoritesi) desen korkan, yanından geçmeyen insan toplulukları halini alan partiye dönüştü. Karl Marks, Karl Kautski’yi tanımaz isek, Marksizmin, fikri zenginliğinin dayandığı, Hallac-Mansur’un dinsel karanlığı yırtan “En’el-Hak” haykırışı, Alamut Kalesi, Babai isyanları, Hacı Bektaş’lar, Dede Sultanlar, Şeyh Bedreddin’ler, Pir Sultan’lar, Fransa’da engizisyon ateşine yakılmaya “hepimiz kardeşiz” diye ilahiler söyleyerek yürüyen Kathar’lar, Almanya’da papaz Münzer’in ayaklandırdığı köylüler.

Bugünkü mücadelenin arkasındaki bu koca tarihi bilmek, hissedemez isek Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı aday olup olmayacağını, CHP’nin ve ülkenin içinden geçtiği süreç ve Kaftancıoğlu’nun CHP’de bu çizgisi neyi ifade ettiğini anlayamayız.

Şimdi diyeceksiniz ki, Kaftancıoğlu’nu anladık anlamasına da yazının başlığında ki ‘CHP’de derin ekip Turpçu, Furat, Akın’ la ne alaka? İşte taşra dediğimiz, fikri zenginlikten uzaklaştıkça, yerelde, yakın tarih olarak CHP’nin son 25-30 yılına damga vuran üç isim. Harun Akın, Halil Furat, Şerafettin Turpçu. Bugün yaşamın bir yerlerinde de olsalar da, CHP’nin yerelde ki kadrolarının yetişmesinde, bugünkü kadroların varlığında büyük pay sahipleri.

Son 25-30 Yılında başarı ve başarısızlıklarında imzaları olan, İl ve İlçe Başkan ve yönetimlerinde halen görevde olan bu üç isim imzalarını taşıyor. Türkiye yeni bir dönemece giriyor. Bir yanda Millet İttifakı, diğer yanda Cumhur ittifakı ve Üçüncü yol olarak da HDP’nin başını çektiği devrimci-demokrat-sosyalist blog.

Kavga siyasal-ideolojik olarak sertleştikçe, kavganın şekli, şemali de değişiyor.

Ama ne hikmetse Zonguldak bu gidişata daha çok, parti kadrolarının kavgalarıyla, ihraçlarıyla, İl binasından yeniden taşınan Merkez İlçe’nin durumunu konuşarak, kavga ederek ilerliyor.

Parti gündeme sürekli, ya polemiklerle, ya gençlik kolları, kadın kolları kavgaları, ya ihraçlar, disipline vermeler ya da yeni dönemde kim belediye başkanı olur, kim İl, İlçe Başkanı olur, kim Milletvekili olur? Kim kiminle ittifak yaparak bu makamları alır tartışmalarıyla uğraşıyor.

Kısaca Merkezi Politika Mersin’e giderken, Zonguldak yine tersine gidiyor. Günlük ve genel siyaset aynı zamanda fikri zenginlikle, kendine güvenle, halkın bugün en çok çektiği sıkıntıların asıl kaynağına inmeyle başarıya ulaşır, geleceği yeniden kurabilir, yoksa dün belediye seçimlerini kaybeden ekip bu kez belki 2 vekilliğin birini kaybedecek.

Çünkü artık kentte matematik sadece CHP-AKP arasında değil, daha geniş yelpazede yürüyor. Dengeler değişiyor, yeni yeni aktörler sahada yer alıyor. Anlayacağımız Turpçu, Furat, Akın dönemi artık geleceği değil, geçmişi ifade ediyor. Bakalım yeni dönemin aktörleri, geleceği kimler yeniden kuracak hep birlikte göreceğiz.

 Sağlıcakla

Reklam