Alnımıza yazılmış kaderimizin ortağı… Korkularımız, mutluluklarımız, paylaştıklarımız, bazen en son haber verdiğimiz. Ama dağımız, yolumuz, güvendiğimiz. Bize hayatı öğretenimiz, bizi hayatta destekleyenimiz. (Tabii annelerimizin katkısı asla göz ardı edilemez ama bu hafta özel olarak babalardan bahsetmek gerek, malum babalar günü haftası).

İşin şakasını bir tarafa bırakacak olursam eğer bırakın bir gün hatırlamayı her günümüzü geçirdiğimiz, gün sonunda yapılan uzun veya kısa konuşmalarla bizim içimizi rahatlatan, halledemeyeceğim herhalde dediğimiz yerde destek olanlarımız…

İlk adımlarımızı attığımızda, bütün o ‘ya düşerse, canı yanarsa’ korkularına rağmen elimizden tutup yürüten, ilk bindiğimiz bisikleti bizden daha heyecanla bisikletçiden satın almaya giden, mezun olduğumuzda bizden daha çok sevinen ve hatta gururlanan, genelde kız çocuklarına daha düşkün ama asla çocuklarına olan sevgisini birinden daha üstün tutmayan, şimdiye kadar edindiği hayat tecrübelerini bize en güzel dille aktaran, yeri geldiğinde kendi yaşını bizim yaşımıza indirgeyip ona göre bizimle sohbet eden, bize öğrenmenin sonu olmadığını gösteren o insanlar.

Evet babalarımız. Hakları elbette ki ödenmez. Yaşımızın verdiği düşünceyle yanlış yaptığımızda bile ‘olsun, bak bu da sana tecrübe oldu’ diyebilen ve anlayabilen… Bu liste uzar gider. Daha yazsam neler neler çıkar.

Kendi hayatıma bakıp, ona göre bir yorum yapacak olursam eğer; ailemin en çok mücadelesini sevdim. Hep çok takdir ettim. İlk gençlik yıllarından itibaren mücadele ile geçmiş bir hayatı olmuş babamın, annemin(ve hatta arkadaşlarının). Şimdi bana ve abime ilk gençlik yıllarındaki siyasi mücadelelerinden bahsederken bazen gülüyor, bazen derinlere dalıp o günlere sanki tekrar gitmiş gibi anlatıyor.

Biz sadece arada sorular soruyoruz ve dikkatle dinlemeye devam ediyoruz. ‘Vay be’ diyorum mesela ben, ne cesaret.

O döneme göre ne büyük cesaret. Ama ne kadar güzel insanın inandığı şeyin peşinden gitmesi, yolundan vazgeçmiyor oluşu. Daha 18 yaşında bir ideolojisinin olması. Ve 60 kusür yaşına gelip hala inandığı şeyi savunuyor olması. Bana ailemden, babam[1]dan kalan şey de mücadelem oldu. İnandığım şeylerden vazgeçmemek, peşinden gitmek oldu.

İçimdeki kocaman sevgi oldu, ‘her ne olursa olsun, hangi şartlar yaşanırsa yaşansın ailenin en kıymetli şey’ olduğunu öğrenmem oldu. İşte bu yüzden sadece babalar gününde değil, her gün, hayatta olduğum her an teşekkürü ona borç bilirim. Bir yazıda okumuştum; ‘Evler babaların yokluğunda göçer’ diyordu. İnsanın yaşı biraz büyüyünce daha iyi anlıyormuş bu cümleyi.

Doğru, evler babaların yokluğunda göçer. Velhasıl, yeryüzünde ve gökyüzünde, yanımızda veya hayattan göçüp gitmiş, bizleri her an gizli bir göz gibi izleyen, çoğu zaman onlardan sakladığımız şeyleri (daha doğrusu sakladığımız sandığımız) bildiği halde bilmemezlikten gelen, düşsek kaldıran, mücadele etmeyi öğreten bütün babaların babalar günü kutlu olsun…

kokturkcagla@gmail.com