İki gün önce sosyal medyadan bir çağrı yapmıştım.

“Satacak fabrika, kurum- kuruluş kalmayınca şimdilerde toprak ve vatandaşlık satmaya başlayan iktidar sonunda gözünü Bodrum’un eşsiz güzellikteki Cennet Koyuna dikti.

Cennet koyu doğal güzelliklerinin yanında tarihi ve kültürel değerleri açısından da bırakın satmayı, satılmasının düşünülemeyeceği yerlerden biridir.

Ancak her zamanki pervasızlığıyla iktidar, bu güzelim koyu yandaş sermaye Cengiz Holding’e üstelik de değerinin çok altında bir fiyatla peşkeş çekti.

Bu duruma tepki koyan yurtsever insanlar sözlü tepkilerini dile getirdiler.

Ancak bildiğiniz gibi bu iktidar sözden, uyarıdan anlamıyor.

“Sattırmayız, Cengiz’e vermeyiz” diye bağırıp çağırmakla bir şey elde edemeyeceğimiz de ortada.

Hukuksal anlamda her türlü girişimin yapıldığını, yapılmaya devam edileceğini de biliyoruz.

Yarın Muçep’in bir basın açıklaması yapacağı duyuruldu.

Bence artık sözden çok eylem zamanı.

Eğer Cennet Koyunu korumak istiyorsak tüm demokrasi güçlerinin katkı ve destekleriyle koyda bir direniş çadırı kurup, nöbete başlamak gerekir.

Yasal haklarımız içinde yer alan direnme hakkını kullanmak üzere; başta Millet İttifakı bileşeni siyasi partiler olmak üzere duyarlı tüm Sivil Toplum Kuruluşları, Meslek Odaları ve barışsever yurttaşların bu eyleme katılmasını, katkı koymasını sağlamak da örgütlü yapılara düşer.

Cennet Koyu kamuya aittir, satılamaz diyorsak; gidip orada çadır kurup tatil yapmak da bizim en doğal hakkımızdır.

Gelin hep birlikte Cennet Koyunda tatil yapalım…”

Bu çağrıma Bodrum’dan olduğu kadar ülkenin farklı yerlerinden olumlu destek mesajları geldi.

Ancak görünen o ki, yaptığım çağrı kimi çevrelerce pek anlaşılamamış.

Bu sabah Muğla Çevre Platformu öncülüğünde yine her zaman olduğu gibi adı geçen bölgede yaklaşık 40-50 kişinin katılımıyla bir basın açıklaması yapıldı.

“Sen ben, bizim oğlan” hesabı her etkinlikte görmeye alışık olduğumuz yüzler ve yine eylemsizlik içeren bir tepki.

Yarın da İYİ Parti Bodrum İlçe örgütü aynı yerde bir basın açıklaması yapacak.

Kollektif karar alma ve ortak eylem yapma kültürünün gelişmediği toplumda sonuç almaktan öte görevini yerine getirme anlayışı ve yarın oluşabilecek eleştirilerin önünü almaya yönelik, günü kurtarmaya yönelik girişimler.

Sakın ola yapılan etkinliği küçümseme ya da itibarsızlaştırma gibi alınmasın bu sözlerim.

Elbette haksızlığa, hukuksuzluğa, yağmaya, talana karşı atılan her adım, verilen her tepki, yapılan her tür mücadele anlamlı ve önemlidir.

Ancak sonuç almak istiyorsak eğer, yeni yaratıcı eylem biçimleri geliştirmek zorundayız.

O yüzden yukarıdaki çağrıyı yapmıştım.

Sürdürülebilir ve kalıcı, sonuç alıcı eylemler yapılmadan, kendimizi tatmin etmek için yapılan bu tür iyi niyetli basın açıklamaları, söylemler bu gözü doymaz, vahşi soyguncuları pek fazla etkilemiyor.

“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim/akar suyun, meyve çağında ağacın/serpilip gelişen hayatın düşmanı”

Nazım’ın yaşadığı dönemde bile bu kadar acımasız, bu denli gözü kara değildi sermaye.

Bugün yalnızca ümidimize, hayallerimize değil, ormanlarımıza, kıyılarımıza, koylarımıza, zeytinlerimize göz diktiler.

Yakında bir karış ekilecek toprak, altında soluklanacak tek bir ağaç, mavi sularında serinleyeceğimiz denizimiz bile kalmayacak.

“Vatan ki bu insanların evidir, sevgilim onlar vatana düşman/ Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına/çürüyen diş, dökülen et/ bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler/ ve elbette ki sevgilim elbet/dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya/ dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle/ işçi tulumuyla bu güzel memlekette hürriyet.”

Öylesine somut eylemlerle ortaya çıkmalı ki muhalefet, iktidarı destekleyen yurttaşlar bile karşı duramamalı.

Çünkü her gün biraz daha yoksullaşan ülkemizde onlarda aynı sıkıntıları yaşıyorlar.

Topraklarımız, ormanlarımız, koylarımız, yeraltı ve yer üstü tüm zenginlik kaynaklarımız, tarihi ve kültürel değerlerimiz bizlere atalarımızdan miras kaldı.

Bu miras insanlığın ortak değeridir ve bizler bu değerleri gelecek kuşaklara teslim etmek zorundayız, çetelere değil.