“İşte meydan, haydi ne marifetin varsa göster!”

Komünal insanlığa geçiş, mevcut insana aykırı dünyanın yığınsal-pratik eleştirisi içinde insanın kendisini dar’a çekeceği, kendisiyle ve geçmişiyle hesaplaşacağı, binlerce yıldır zihinlerde biriken parçalı, fantastik, mistik bilinç formlarıyla boğuşacağı, insanı parçalayan iş bölümünün, özel mülkiyetin, metaın, değerin, paranın, pazarın, ücretli emeğin, sermayenin, sınıfların, devletlerin ortadan kalkacağı, halkların içine hapsoldukları pratikleri aşarak evrensel insanlık pratiğine yükseleceği, kadın ile erkeğin birbiriyle sahici uyum kuracağı, insanın doğayla ahenk sağlayacağı uzun bir devrimci dönüşüm döneminin tamamlanmasıyla mümkündür.

Bu devasa dönüşümün izleyeceği yolun ve ortaya çıkaracağı komünal dünyanın nasıl bir şey olacağını öngörmek hiçbir ölümlünün kudreti dahilinde değildir. Çünkü hem kurtuluşa giden yol hem de kurtuluşun kendisi, bütün dünya mülksüzlerinin ortak ve dinamik yaratım süreçleri içinde inşa edilecektir.

Marks, dünyaya nizam vermeye kalkışan bir keramet sahibi gibi, kurtuluş mücadelesinin yol haritasını ve gelecekteki komünal insanlığın mimari projesini hazırlamış değildir. Marks, insanlığı kurtuluşa götürecek pozitif bir bilim geliştirdiğini, dolayısıyla mücadelenin kendini uydurması gereken bir doktrin sunduğunu asla iddia etmemiştir. Marks’ın bütün yaptığı, mevcut tersine dönmüş dünyanın eleştirisinden çıkan teorik sonuçları göstermek olmuştur:

“Dünyanın karşısına doktriner bir ilkeyle çıkıp ‘doğru budur, önünde diz çökün’ demiyoruz. Dünyanın kendi ilkelerinden hareketle dünya için yeni ilkeler geliştiriyoruz. Dünyaya dönüp ‘savaşımlarınızı kesin, aptalcadır, biz size mücadelenin doğru sloganını vereceğiz’ demiyoruz. Biz sadece dünyaya gerçekte ne için mücadele ettiğini gösteriyoruz. Ve bilinç dünyanın istemese de kazanmak zorunda olduğu bir şeydir.” (K. Marks, “Arnold Ruge’ye Mektup”, Eylül 1843, Seçme Yazılar, çev. David McLellan, İng., s. 37.)

Mülksüzler, yabancılaşmış faaliyeti onaylayan pozitif mecra içinde ömür tüketirken kendiliklerinden kurtuluş bilincine varacak değildirler. Mülksüzler, kurtuluş bilincini, yabancılaşmış faaliyetin kendi pozitif mecrası içinde sürüklenirken değil, fakat yabancılaşmış faaliyeti inkâr mücadelesiyle açtıkları negatif mecra içinde kazanırlar.

Marks, mevcut tersine dönmüş dünyayı tekrar tersine döndürerek düzeltmeye çalışan, yani mevcut pozitif gerçekliğin bakış açısına göre negatif gerçekliği inşa etmeye yönelen kurtuluş mücadelesinin teorisini yapmıştır. Marks, kurtuluş teorisini, “kurtuluşun maddi koşullarını bizzat üretmekte olan hareketin eleştirel bilgisinden” üretmiştir:

“(Felsefenin Sefaleti’nde – YZ) Proudhon’un ve ütopyacıların, tarihsel hareketin, yani kurtuluşun maddi koşullarını bizzat üretmekte olan hareketin eleştirel bilgisinden bilim çıkarmak yerine, ‘toplumsal sorunun çözümü’ için a priori bir formül bulunmasını sağlayacak sözde bir ‘bilim’ peşinde nasıl koşturduklarını … gösterdim.” (K. Marks, “Proudhon Üstüne”, 24 Ocak 1865, MESE, İng., c. 2, s. 27.)

Kurtuluşun ezelden beri var olan bir bilgisi yoktur. Böyle bir bilgi bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor değildir. Hiçbir bilinç götürücüye böyle bir kutsal bilgi vahiy gibi inmiş ya da inecek değildir. Marks, yüksek bilgilere erdiklerini vehmeden seçkinlerin, zihinlerinde devinen teorileri sıradan insanların uyması gereken kutsal mesajmış gibi ilân etmelerini şöyle alaya alır:

“İnsanlar tarafından şimdiye kadar edinilmiş üretici güçler ile insanların bu üretici güçlere artık tekabül etmeyen toplumsal ilişkileri arasındaki çelişkiden doğan büyük tarihsel hareketin yerine, farklı uluslar ve her ulusun içindeki farklı sınıflar arasında hazırlanmakta olan korkunç savaşlar yerine, bu çatışmaları çözebilecek tek şey olan yığınların pratik ve şiddetli eylemi yerine, bu engin, uzun ve karmaşık hareket yerine, Mösyö Proudhon kendi kafasındaki saçma devinmeyi koyuyor. Demek ki tarihi yapanlar âlim adamlardır, tanrının gizli düşüncelerini nasıl aşıracaklarını bilenlerdir. Sıradan insanların yapacakları şey, onların ilân ettikleri kutsal doğruları uygulamaktan ibarettir.” (K. Marks, “P.V. Annenkov’a Mektup”, 28 Aralık 1846, MESE, İng., c. 1, s. 525.)

Kurtuluş mücadelesine ışık tutan teori yine mücadelenin kendi içinden çıkar. Kurtuluş mücadelesi kendi kendini açımlamaya devam ettiğine göre, kurtuluşun teorisi henüz tamamlanmış değildir. Kurtuluş mücadelesi, kurtuluşun kendisini yaratmadıkça, kurtuluşun teorisi tamamlanmış olmaz.

Teori, onu yaratan pratiğe çapayla bağlıdır. Teori, henüz ortaya çıkmamış geleceğin nasıl bir şey olacağını yazma iktidarında değildir. Geleceğin yazılması işi, teorinin değil, fakat geleceği maddeten yaratmak suretiyle “yazacak” olan pratiğin işidir. Komünal gelecek, kendi mücadelesiyle sahici insanlığı adım adım yaratacak olan işçi sınıfının, mülksüzlerin, ezilenlerin, yani insanlığı inkâr edilenlerin ortak eseri olacaktır.

Kurtuluş mücadelesi bütün dünya mülksüzlerini kapsayarak dünya-tarihsel boyuta yükselinceye kadar, proletaryanın bir dizi kalkışması olacaktır. Kurtuluş mücadelesinin insana aykırı dünyayı her koldan kuşattığı, böylece “bütün geri dönüşlerin imkânsız olduğu” olay ufkuna ulaşıldığında, bütün dünya mülksüzleri gelip serini meydana koyacaktır:

“Proletarya devrimleri durmadan kendilerini eleştirirler, kendi akışlarını sürekli kesintiye uğratırlar, daha önce yapılmış gibi görünene yeni baştan başlamak üzere geri dönerler, ilk girişimlerindeki yetersizlik, zayıflık ve zavallılıkla insafsızca alay ederler, hasımlarını sanki yeniden güç toplayıp daha büyük bir güçle karşılarına çıksın diye yere sererler, kendi amaçlarının sonsuz muazzamlığı karşısında zaman zaman irkilip geri çekilirler, ta ki bütün geri dönüşlerin imkânsız olduğu bir durum yaratılıncaya ve bizzat koşullar bağırıncaya kadar:

“Hic Rhodus, hic salta!”* (K. Marks, “Lui Bonapart’ın On Sekizinci Brumiyer’i”, 1851-1852, MESE, İng., c. 1, s. 401.)

* Burası Rodos, haydi atla! Esop’un bir fabl’ından Latinceye geçen bir deyiş. Hikâyeye göre Rodos adasında yaşayan bir atlet, vaktiyle bir yarışmada en uzun atlamayı yaptığını ve inanmayana şahit gösterebileceğini söylüyormuş. Adamın biri atlete mealen şöyle demiş: Bizi inandırmak için tanık getirmene gerek yok, burası Rodos, haydi atla! İşte meydan, haydi ne marifetin varsa göster!

https://www.facebook.com/MarksistTartismaPlatformu

Reklam