Kadim çağlardan bu yana gelen destanlarda, dinsel anlatılarda şöyle bir ortak tema vardır:

İnsanlar bir zamanlar huzur içinde yaşıyorlardı. Derken düzen bozuldu, çekememezlik aldı yürüdü. Kâbil kardeşi Hâbil’i öldürdü. Kavimler arasına düşmanlık girdi. Ama aslında bütün bunlar birer sınavdır. İnsanlar, bu sınavlardan geçerek kötülüklerden arınacaklardır. Ancak ondan sonradır ki, insanlar tekrar birbirleriyle ve doğayla barışık hâle geleceklerdir.

Bu temanın her çağda revaç bulmasının sebebi, insana aykırı toplumsal koşulların her çağda sürek sürdürmesidir. Tarih boyunca insanlar, sahici insanlığı yaşayamadıklarının farkında olmuşlardır. Filozoflar, bu hoşnutsuzluğu ifade etmek için yabancılaşma metaforunu kullanmışlardır.

Marks’a göre insana yabancılaşmış faaliyet, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi koşullarının doğal birliğinin inkârıyla ortaya çıkmıştır. İnkâr yayılıp derinleştikçe, insanlar kendi yabancılaşmış faaliyetlerinin gittikçe daha çok esiri olmaktadırlar.

Yabancılaşmış faaliyetten kurtuluş teorisi, Marks’ın esas teorisidir. Marks’ın geliştirdiği bütün teoriler, insanın kurtuluşuna dair esas teorisini tahkim eden dayanaklardır. Yani Marks’ın bütün çalışmalarının merkezinde insan vardır, insanın kurtuluşu vardır. (https://marksistelestiri.net/author/yusuf-zamir/)