Bu başlığı görenlerin hemen “ama, fakat” diye başlayan itirazlarını tahmin ediyorum.

Bu söz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ait.

Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir.”

Bugün tüm yurtta coşkuyla kutladığımız Başkomutanlık Meydan Muharebesinden zaferle çıkan Türk ordusunun muzaffer komutanı dönüp savaş alanını gezdiğinde gördüğü manzara karşısında korkunç etkilenir.

On binlerce asker, hayvan ve canlının bir kan gölüne döndürdüğü cephede gördüklerinden müthiş duygulanan, üzülen Mustafa Kemal tarihe not düşmüştür söyledikleriyle.

Günümüzde savaşı savunabilecek aklı başında tek bir kişinin olmayacağını düşünürsek hem Atatürk’ün o eşsiz sağduyusu ve barışseverliğiyle hayranlığınız artacak hem de böylesine muhteşem bir zaferin mutlak sahibi olarak bundan pay çıkarma yerine gösterdiği mütevazilikle ne büyük, vicdan sahibi bir insan olduğunu anlayacaksınız.

Mustafa Kemal kuşkusuz olağanüstü bir askeri dehaydı. Ancak daha önemlisi son yüzyılların yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından biriydi.

Yaşamı içerisinde çok önemli askeri başarılar kazanan ama devlet adamlığı özelliği olmadığı için ülkelerini ve hatta kimi zaman tüm insanlığı felakete sürükleyen liderler bugün de toplumların hafızasında kara bir sayfa olarak durmakta.

Efendiler, bu muazzam zaferin çeşitli etkenleri üzerinde en önemlisi ve yükseği, Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliği eline almasıdır.”

İçinde bulunduğumuz her karanlık dönemde bize ışık tutacak, yol gösterecek, yeniden mücadele azmi verecek o kadar çok sözü ve eylemi olan bir lidere sahip olma şansını yaşıyoruz.

O nedenle hiçbirimizin yılgınlık gösterme, karamsar olma, umutsuzluğa düşme lükse yoktur.

Evet! Ülkemiz tek adam yönetimiyle sonu belirsiz bir karanlığa doğru sürüklenmektedir.

Milyonlarca işsizin olduğu, çalışanın geçinemediği, çocukların yatağa aç girdiği, emeklinin evine ekmek götüremez hale geldiği, çiftçinin tarlasını işleyemez, esnafın siftah yapamaz duruma getirildiği ekonomik koşulları yaşıyoruz.

Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar ülkesi haline gelmiş Türkiye’de geleceğimizi kararttıkları, hayallerimizi yok ettikleri, tüm yaşamsal değerlerimize çöktükleri de bir gerçek.

Yargıya, adalete, bürokrasiye; kısacası devlete güvenin kalmadığı bir süreçten geçiyoruz.

Ama yüzüncü yılına girmiş cumhuriyetin hangi koşullarda oluştuğunu, kurtuluş mücadelesinin ne büyük yokluklar içerisinde verildiğini, bu uğurda ne ağır bedeller ödendiğini düşünün lütfen.

Büyük çoğunluğumuz da yokluk, yoksulluk, baskı gördük, bedel ödedik.

İşsiz kaldık, evsiz, yurtsuz kaldık. İşkenceler gördük, cezaevlerinde yattık, sürgünler yaşadık.

Ama en azından örnek aldığımız, izini sürdüğümüz devrimci önderlerimiz vardı.

Tanrının Türk Milletine en büyük hediyesi Atatürk’tür.” (Fidel Castro)

Atatürk’ü doğru anlamadan, bir insan olarak olağanüstü özelliklerini bilmeden onu yalnızca asker kimliğiyle değerlendirmek doğru olmaz diye düşünüyorum.

O yüzden kimileri gibi bana da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” Sözü itici geliyor.

“Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini beyinlerimize kazımış bir dünya liderine karşı da haksızlık  gibi geliyor bana.

Çünkü asker sözcüğü nedense savaşı çağrıştırıyor.

Onun yerine “Atatürk’ün yoldaşlarıyız”

“Mustafa Kemal’in açtığı aydınlık yolun yolcularıyız.”

“Atatürk gençliğiyiz.”, “Atanın izindeyiz.” “Cumhuriyet devrimcileriyiz.” gibi çok daha kapsamlı, onu ve ilkelerini içeren sözcükler kullanmak mümkün iken ısrarla militarist bir slogana sarılmak bana çok doğru gelmiyor.

Kendisi Mareşal rütbesine sahipken askeri giysilerini çok ender, özel törenlerde giyen bir devlet adamının yalnızca asker yönüyle anılmasını yanlış buluyorum.

Oysa Atatürk, askeri bir deha, çok başarılı bir komutan olmanın ötesinde, uluslararası ilişkilerde çok yetenekli bir diplomat, iyi bir müzakereci, saygın bir devlet adamıdır.

Hepsinden de önemlisi halkını önemseyen, değer veren, tiyatroya giden, müzik dinleyen, denize giren, tavla oynayan, dost meclislerinde sohbeti seven, düşmanına bile eziyet etmeyen, giydiği elbiselerim modelini çizen, geometri kitabı yazan, çok okuyan, felsefe yapan, bilime, bilimsel gelişmeye değer veren bir insandı.

Bugün söylediği her söz bizim yaşamımıza yön verecek kadar değerli bir düşün adamıdır aynı zamanda Atatürk.

O yüzden onun fikirlerine, kurduğu cumhuriyete, devrimlerine saldırıyorlar.

O yüzden onun insani, vicdani yanlarını unutturmaya, Atatürk’ü sıradan bir lider gibi büstlerde yaşatmaya çalışıyorlar.

Atatürk, savaşlar kazanmış bir askeri figür olmanın ötesinde tüm dünyayı etkilemiş, küllerinden bir ülke yaratmış, kısa yaşamına nice devrimler sığdırmış bir dünya lideridir.

İşte bu insani özelliklerini bir kenara koyup onu yalnızca bir komutan olarak öne çıkarmak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yapılacak en büyük kötülüktür.

30 Ağustos da bu yüzden bir zaferden fazlasıdır.